Merkez Bankalarını Bağımsız Tutmak

Yazarlar:  Patrick Bolton , Stephen CecchettiJean-Pierre DanthineXavier Vives
Çeviri: Fatih Kansoy

Bazı gözlemcilere göre, merkez bankaları bağımsızlıklarına yönelik riskleri en iyi ancak küresel finansal krizden önce kendilerine çok iyi hizmet eden sınırlı `fiyat istikrarı` yükümlülüklerine geri dönerek azaltabilir.  Fakat bu tavsiye tamamiyle yanlıştır zira merkez bankaları ‘finansal istikrarın’ koruyucuları olarak orijinal rollerini tekrar canlandırmalıdır.

2008 yılında patlak veren küresel finansal kriz merkez bankacıların rollerini ve merkez bankası politika araçlarının kapsam ve ölçeğini dönüştürdü. Bugün, finansal istikrar bir kez daha merkez bankalarının yükümlülük ve görevlilerinin merkezinde yer almaktadır. Keza birçok gelişmiş ülkede faiz oranları bir süre daha sıfır veya sıfırın altında kalması hayli olası görünmekte. Bu, merkez bankacılarının eylemleri on yıl öncesine kıyasla çok daha fazla görünür ve politik olarak çok daha hassas olacağı anlamına geliyor.  Bu da yirminci yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ve en önemli kurumsal inovasyonlardan biri olan merkez bankası bağımsızlığına karşı büyüyen bir tehdide neden olmaktadır.

Bazı gözlemcilere göre merkez bankaları, bağımsızlıklarına yönelik  siyasi müdahalelere karşı en iyi savunma ancak küresel finansal krizden önce kendilerine çok iyi hizmet eden sınırlı `fiyat istikrarı` yükümlülüklerine geri dönerek yapılabilir. Bu tavsiye yanlıştır. Çünkü merkez bankaları için ‘finansal istikrarın’ koruyucuları olarak orijinal rollerini tekrar canlandırma zorunluluğundan başka çıkar yol yoktur.

Sonuçta, fiyat istikrarı dediğimiz şeyin bizatihi kendisi en nihayi amaç değil bilakis toplumun ihtiyaç duyduğu makroiktisadi istikrarı destekleyen sütunlardan yalnızca biridir. Finansal istikrar ise bu temelin ikinci sütunudur ki bunu son kriz bize fazlasıyla gösterdi.

Daha geniş bağlamda konuşursak, merkez bankacıları kendilerini kaçınılmaz olarak toplumdaki rollerine dair siyasilerle, mali ve finansal denetleyici ve düzenleyici kurumlarla olan tartışmaların içerisinde bulacaklar. Ki zaten olması gereken de budur zira bu şekilde etkileşim merkez bankası bağımsızlığını sürdürmek için olmazsa olmazdır.

Sound At Last? Assessing a Decade of Financial Regulation başlıklı son raporumuz,  2008 krizinin merkez bankacılığına dair kollektif bakış açımızı değiştirmesine yönelik üç önemli noktayı vurgulamaktadır. Birincisi, faiz oranları sıfır alt bandına (zero lower-bound) yaklaştığında sonraki para politikası adına atılan adımlar birbirlerine benzer ve genellikle basitçe diğerleri tarafından alınan önlemler aynen ikame edilir. İkincisi, merkez bankası borç kanalı çok çarpıcı bir şekilde artar. Üçüncü ise, günümüz politika yapıcıları finansal krizlerin sıklığını ve şiddetini azaltma adına haklı olarak sistemik riski azaltmaya odaklanırlar.

Yakın gelecekte çok yüksek ihtimalle faiz oranlarının sıfır alt bandında veya o civarda olacağı bir ortamda merkez bankalarının statülerinin tekrar gözden geçirilmeleri ihtiyatlı bir hareket olacaktır. Özellikle  sıfır alt bandı faiz oranlarının tetiklediği ve hükümetin yürütme organları ve merkez bankasının görüşleri ile katkı sunduğu ve mevcut tüm politika seçenekleri üzerinde müşterek anlaşma sağlandığı  özel bir sistemin kurulması çağrısında bulunuyoruz.

Politika faiz oranları sıfıra ulaştığında bu konuda görevli çeşitli aktörler şeffaf kurallar altında düzenli aralıklarla toplanmalıdır. Her toplantı sonrası kamuoyuna mevcut iktisadi koşulların değerlendirmesi, buna mukabil masadaki politika seçeneklerini ve atılacak adımların neler olduğunu içeren ortak bir basin bildirisi açıklanmalıdır. Herhangi bir anlaşmazlık durumunda ise elbette demokratik olarak seçilen hükümet yetkilileri kaçınılmaz olarak son sözü söyleyecek olsalar da alınan bu kararın arkasındaki gerekçelerini sağlam argümanlarla açıklamaları zorunluğu olacaktır.  Bu sıfır alt bandı özel rejimi alışılmadık politikaların siyasi olarak onaylanmasını sağlayarak  merkez bankasının bağımsızlığını korumaya yardımcı olacaktır.

Ekonomideki borç para verebilecek en son merci (the lenders of last resort- LOLR) olarak merkez bankalarının  attığı ve eşi benzeri görülmemiş büyüklük ve kapsamdaki adımlar krizin ta en başından beri dikkat çekmeye devam ediyor. Bu tür adımların toplumsal meşruiyetinin devamlılığı olmazsa olmazdır. Dolayısı ile merkez bankaları borç para verebilecek en son merci olma pozisyonunun hem amaçlarını hem de operasyonel yapısını berraklaştırmalı ve savunulacak bir tarafı olmayan ancak politika yapıcıların bilinçli bir şekilde müphemleştirdikleri kime ve hangi koşullar altında borç verilmesi konusu diyebileceğimiz bu yükselen yapısal belirsizlik doktrinine son vermelidir. Tıpkı diğer birçok iktisat politikası alanında olduğu gibi burada da demokratik meşruiyetin sağlanması şeffaflık ve vaatlere harfiyen bağlılık gerektirir.

Ayrıca, sistemik risk ve “makro ihtiyati” tedbirlere vurgu, merkez bankalarının zorunlu ve öncelikli görevlerini değiştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Her ne kadar finansal ve para politikasının çeşitli bileşenlerinin en iyi nasıl organize edileceğine dair bir uzlaşı olmasa da, merkez bankasının fiyat ve finansal istikrarı gibi ikili zorunlu hedefine sahip olacağı “tek-çatı” (one-roof) modelini tercih ediyoruz. Bu hedeflere ulaşmak için merkez bankalarının hem şeffaf bir borç para verebilecek en son merci olması hem de uygun araçlara sahip makro ihtiyat tedbirleri uygulama otoritesi olmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu model kurumsal kısıtlamalar dolayısıyla farklı ülkelerde farklı şekillerde tezahür edecektir. Bazı (kuvvetle muhtemel birçok) vakıada, birbirinden farklı resmi makamlar finansal istikrar, kurumlar arası koordinasyon ve tam hesap verebilirlik gibi temel sorumlulukları paylaşacaklardır.

Meseleye müdahil olan kurumlar, her birinin çok farklı amaçları olan birçok farklı makamın ortak bir sorumluluğu paylaşması sonucu doğal olarak ortaya çıkabilecek operasyonel zorlukları kabul etmeli ve  dahası bu yetkili kurumlar kafadan parçalanma ve koordinasyon eksikliği temelli hareketsizlik gibi risklere karşı koymalıdırlar.

Faiz oranlarının sıfır alt bandında olduğu durumlardaki parasal ve mali politika koordinasyonunda olduğu gibi basın bildirilerinde  finansal istikrara dair müzakerelerin  yer almasının yanı sıra ortaya çıkan ihtilaflar da kamuoyu kaydının bir parçası olarak yine bu basın açıklamalarında yer almalıdır. Kısacası, para politikası kararlarında uygulanan ortak iletişim standartları finansal istikrar komitesi kararları için de geçerli olmalıdır.

Merkez bankası bağımsızlığını korumak, adaptasyonu gerektirir. Kriz sonrası dünyada, hükümetler ve vatandaşlar politika yapma yetkilerini bağımsız ve seçilmemiş bir kuruma devretmeye giderek daha geniş çapta devam edecekler. Dolayısıyla merkez bankaları, meşruiyetlerini sürdürme adına giderek çok daha fazla sorumluluk kazanmalıdır. Merkez bankalarının amaçlarına, araçlarına ve iletişim mekanizmalarına dair bir çerçeve üzerinde uzlaşıya varma adına kamuoyu tartışmasına ihtiyacımız var. Böylesi bir tartışmanın yapılmaması, yalnızca merkez bankasının bağımsızlığı için tehdit değil, aynı zamanda finansal istikrar ve dahası genel toplum refahı için de risk teşkil edecektir.

Makalenin orijinali: How to Keep Central Banks Independent başlığı ile Project Syndicate sayfasında 11 Temmuz 2019 tarihinde yayınlanmıştır.

Yazar/Çevirmen Hakkında

Fatih Kansoy

Marmara Üniversitesi iktisat bölümü bitirdikten sonra sırasıyla Warwick ve Essex Üniversite'lerinde iktisat ve uluslarası finans yüksek lisanslarını yaptıktan sonra Nottingham Üniversitesi'nde ekonomi doktorasını 2018 yılında bitirdi ve hali hazırda aynı üniversitenin işletme fakültesinde yarı zamanlı dersler vermektedir. Web sayfası: https://kansoy.me

Yorum Yapın

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler