İktisatçıları Suçlamak (Ne Kadar Doğru) ?

Yazar: J. Bradford Delong
Çeviri: Fatih Kansoy

Bugün hepimiz Batı’nın tarihi çöküşüne benzer bir şeye tanıklık ettiğimize göre, geçtiğimiz on yılda yaşanan onca felakette iktisatçıların oynamış olabileceği rolün ne olduğunu sormak kayda değer olacaktır.

2. Dünya Savaşının sonundan 2017 yılına kadarki dönemde, Batılı siyasi liderler tam istihdam, fiyat istikrarı, kabul edilebilir adil bir gelir ve servet dağılımı ve  tüm ülkelerin ticaret ve finans kanalları ile istifade edecekleri açık bir uluslararası düzeni ile sanki ilgiliymiş gibi hareket ettiler.  Bu doğru, bu hedefler her daim gündemdeydi şöyleki çoğu zaman iktisadi büyüme teşviklerini adil gelir dağılımının ve iktisadi açıklığın önüne yerleştirdik tıpkı belirli işçi ve endüstri çıkarlarının önüne yerleştirdiğimiz gibi. Fakat ne olursa olsun, genel olarak poltika yapımının ana belirleyicisi ve dayanak noktası bu dört hedef üzerine kuruluydu.

Ve sonra herşeyin değiştiği 2008 geldi çattı. Ne bir enflasyon tehdidi ne de iktisadi olarak açık olmaktan kaynaklı bir faydanın olmamasına rağmen  tam istihdam hedefi Batılı liderlerin radarından düştü. Keza, herkese hizmet edebilecek uluslararası bir düzen kurma hedefi de yine hızlı ve keskin bir şekilde terk edildi. Bu her iki hedef zenginlerin servetlerini yeniden ve daha çok artırarak kazanmaları uğruna kurban edildi. Kim bilir, belki de tüm bunlar servetin günün birinde başakalarına da “damlayacağı” umuduyla yapılmıştır.

Makro düzeyde,  2008 sonrası on yılın hikayesi neredeyse her zaman iktisadi analiz ve iktisadi iletişimde yaşanan başarısızlıkların sonucu olarak görüldü. Güya, biz iktisatçılar, siyasetçiler ve bürokratlara ne yapılması gerektiğini anlatmada başarısız olmuşuz, ki zaten olan biteni de gerçek zamanlı olarak doğru düzgün analiz edememişiz.

Harvard Üniversitesi’nden Carmen M. Reinhart ve Kenneth Rogoff gibi bazı iktisatçılar finansal krizin tehlikelerini fark etti ve fakat onlar da istihdamı arttırmaya yönelik kamu harcamaları sonrası oluşacak riskleri haddinden fazla abartılar. Diğer iktisatçılar, benim gibi, genişleyici parasal politikaların yeterli olmayacağını anlamıştı, fakat global dengesizliklere yanlış pencereden bakıyorduk ve dolayısıyla asıl risk kaynağını yani Amerikanın yanlış yapılandırılmış finansal mevzuat ve düzenini gözden kaçırdık.

Yine benzer şekilde başka iktisatçılar, örneğin daha sonra Amerikan Merkez bankası başkanı olacak Ben Bernanke, faizlerin düşük seviyede tutulmasının önemini anlamıştı ancak onlar da parasal genişleme gibi ek para poltikası araçlarının önemini ve etkinliğini fazlasıyla abartmışlardı. Bu hikayenin kıssadan hisssesi şu; biz iktisatçılar sesimizi eğer biraz daha önce çıkarabildik, haklı olduğumuz konularda daha fazla ikna edici olabilseydik ve nerelerde yanıldığımızı anlayabilseydik bugünkü vaziyet çok çok daha iyi bir durumda olabilirdi.

Columbia Üniversitesi’nden tarihçi Adam Tooze göre bu anlatının (narrative) çok fazla bir kullanımı yok.  Kendisinin 2007 sonrası dönemi yeni tarih anlayışına göre,   Crashed: How a Decade of Financial Crises Changed the World  başlıklı kitabında son on yılın iktisat tarihinin belirlenmesinde teknokratların analiz hataları veya iletişim eksikliklerinden ziyade çok daha derin tarihsel akımlarının etkili olduğunu söylüyor.  

Bilhassa, krizden hemen önceki yıllarda, finansal mevzuattaki serbestleşme (deregulation) ve zenginlere yönelik vergi indirimleri eşitsizliği arttırmasının yanı sıra hükümetin bütçe açıkları ve borçlarını da arttıran ana neden olmuştur. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, George W. Bush yönetimi Irak’a yönelik akılsızca verilmiş tavsiyeler sonucu savaş ilan etti. Bu, Amerikanın kriz yıllarında Kuzey Atlantik’e liderlik edebilme kredibilitesini çok güzel bir şekilde gasp etmiş oldu.

Yine bu dönemde, Cumhuriyetçiler (Republican Party) zihni problemlerle boğuşmaya başladı. Sanki Bush’un vasıfsızlığı ve önceki başkan yardımcısı Dick Cheney’in savaş çığırtkanlığı yeterince kötü değilmiş gibi parti sinizmini ikiye katladı.

2008 yılında Cumhuriyetçiler  geç  Senatör John McCain’in ekürisi ve  başkanlık ofisi için Bush veya Cheney’den çok daha kötü bir seçenek olan katıksız demagog Sarah Palin’in peşine takıldılar ve 2010 yılında parti, popülist Tea Party tarafından tamamen ele geçirildi.

Büyük durgunluk olarak adlandırılan 2008 iktisadi çöküşünden sonraki yıllarda gerçekleşen çok sönük iktisadi büyüme rakamları 2016 yılında siyasi kargaşaya zemin hazırladı. Bir taraftan Cumhuriyetçiler yabani ve ırkçı bir TV yıldızını bağırlarına basarken diğer yandan Demokratlar neredeyse hiç bir yasama başarısı olmayan ve sosyalist olduğunu deklare etmekten geri durmamış bir senatörü bayılırcasına destekliyorlardı. Hayat sanki HBO dizisi Veep’i taklit ediyormuş gibi,  “Bu akıbet” için  “ufak bir çizgi filmmiş gibi görünmüş olabilir”  diyor  Tooze.

Elbette asıl oyuncudan henüz  bahsetmedik. 2008 finansal kirizi ve 2016 politik krizleri arasında Barack Obama’nın başkanlığı geldi geçti. 2004 yılında, henüz hala Senato’nun yükselen yıldızıyken, Obama  işçi ve orta sınıfı destekleyen “Eflatun Amerika” inşaasında yaşanacak bir başarısızlığın yerli ve millilik akımına dolayısıyla siyasi çöküşe neden olabileceği uyarısında bulunmuştu.

Mamafıh, eski Başkan Franklin D. Roosevelt’in böylesi büyüklükteki problemleri çözme  adına ortaya koyduğu ilacı (çözüm yollarını) Obama yönetimi kriz sonrası sindirebilecek bir mideden yoksundu. Roosevelt, Büyük Buhran’ın en yoğun yaşandığı dönemde şöyle demişti: “Bu ülkenin ihtiyacı… cesur ve ısrarlı bir tecrübedir”. “Sağduyulu ve aklı selim olmak,  bir usul belirlemek ve bu yöntemle tecrübe etmek, eğer başarısız olunursa durumu dürüstçe kabul edip bir başka yöntem belirleyip yeniden denemektir. Ne olursa olsun sağduyu ve aklıselimlik birşeyler için uğraşmaktır.”

Obamanın ihtiyacı çok önceden fark etmesine rağmen atılgan davranmadaki başarısız oluşu gerçeği Tooze’un merkezi argümanını oluşturmaktadır. İktisatçılar gücü elinde bulunduran muktedirleri yapılması gerekenler konusunda ikna edemediler zira muktedirler politik çöküş bağlamında hareket ediyorlardı ve sonunda Amerikan itibarını kaybettirdiler. Köklü iktisat teorilerinin yol haritasını eksiksiz bir biçimde ortaya koymasına rağmen, yükselen zengin erkinin kötü etkisine maruz kalmış politika yapımı akıntıya boşa kürek çekiyordu.

Yine de, her ne kadar kendisi çok güçlü olduklarını düşünse de Tooze’un argümanlarını güçlü görmüyorum. Biz iktisatçılar ve teorilerimiz çok büyük fark yaratmıştır. Yunanistan istisnası hariç, kalkınmış ekonomiler Büyük Buhranın tekrarı gibi birşey yaşamamışlardır. Ki krizin en tepe noktasında bu çok gerçekçi bir olasılıktı.

Biraz daha akıllı davranabilsek, ifadelerimizi açıklamada çok daha net olabilsek, daha az bölünmüş ve malayani işlerin dikkatimizi dağıtmalarına daha az izin verseydik çok daha büyük farklar yaratmış olabilirdik. Ancak bu kayda değer  hiçbir değişiklik yapmadığımız anlamına gelmez.

Translated from:  Blame the Economists?

Yazar/Çevirmen Hakkında

Fatih Kansoy

Marmara Üniversitesi iktisat bölümü bitirdikten sonra sırasıyla Warwick ve Essex Üniversite'lerinde iktisat ve uluslarası finans yüksek lisanslarını yaptı ve hali hazırda Nottingham Üniversitesi'nde ekonomi doktorasına devam etmektedir. Web sayfası: https://kansoy.me

Yorum Yapın

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler