Yeni Teknolojiler Kalkınmakta Olan Ülkelere Yarar mı Yoksa Zarar mı Getirecek ?

Yazar: Dani Rodrik
Çeviri: Fatih Kansoy

Mevcut kapasiteyi güçlendirebildiği durumlarda ticaret ve teknoloji (ülkelere) önemli bir fırsatlar sunar ve dolayısıyla da etkili (direct) ve sağlıklı bir kalkınma yolu sağlamış olur.  Bu yeni teknoloji ve ticaret tamamlayıcı ve yüksek maliyetli yatırımlar gerektirdiklerinde imalat temelli kalkınma için kestirme yol olmaktan çıkarlar.

Yeni teknolojiler etkide bulundukları mal ve hizmetlerin fiyatlarını düşürür. Dahası, bu teknolojiler yeni ürünlerin yaratılmasına zemin hazırlar.  Düşük gelirli veya zengin ülkerlerde mi yaşıyor bakılmaksızın tüm tüketiciler bu gelişmelerden istifade eder.

Yeni teknolojilerin sarsıcı etkilerine cep telefonları çok iyi bir örnektir.  Muhakkaki büyük teknolojik sıçrama,  kalkınmakta olan ülkelerdeki yoksul insanlara  uzak mesalerle iletişim kurma imkanı vermiştir ve bu imkan çok yüksek maliyetli altyapı yatırımlarına gerek kalmaksızın ortaya çıkmıştır. Keza, mobil bankacılık banka şubelerinin olmadığı şehirden çok uzak bölgelerde yaşayan insanlara  finansal hizmetlere ulaşma imkanı sunmuştur.

Tüm bunlar yoksul insanların yaşamlarındaki teknoloji sayesinde yaşanmış iyileşmelere gösterilecek örneklerdir. Fakat, hakiki ve sürdürülebilir bir kalkınmaya katkı sağlayabilecek teknoloji ancak daha yüksek maaşlı işler sağlamakla mümkündür ve dolayı ile sadece ve sadece daha iyi ve daha ucuz ürünleri sunmakla yetinilmemelidir.  Bir başka değişle, yeni teknolojiler yoksul insanlara tüketici olmaları hasebiyle sunduğu imkanlar gibi onlara üretici konumunda da yardımcı olmalıdır. “Otomobil fabrikası yerine cep telefonu” şeklinde iktisatçı Tyler Cowen tarafından isimlendirilen iktisadi büyüme modeli çok net  bir soru soruyor: Kalkınmakta olan ülkelerde yaşayan insanlar daha en başta cep telefonu alabilecek maddi gücü nereden bulacaklar ?

Mobil hizmet ve bankacılık örneklerini tekrar nazara alın. Zira iletişim ve finans, ürünlerin girdileridir dolayısı ile bi bakıma da hizmetlerin hem üreticisi hem de tüketicisi oluyorlar.

Örneğin, çok bilinen bir araştırma Hindistanın Kerala eyaletinde cep telefonlarının yaygınlaşması ile birlikte balıkçıların yerel bölgeler arasındaki fiyat farkından istifade ederek yaptıkları arbitraj ile karlılıklarını ortalama  yüzde 8 nasıl arttırdıklarını göstermiştir. Kenya’nın oldukça yaygın  mobil bankacılık hizmeti M-Pesa da yoksul kadınların sadece karın tokluğuna yaptıkları tarım işinden tarım dışı işlere nasıl sıçradıklarına dair diğer bir örnek olduğu biliniyor.

Başta Latin Amerika olmak üzere birçok yerde yeni dijital teknolojilerin büyük ölçekli tarımsal dönüşümde çok önemli roller oynamıştır. Büyük veri,  GPS, dronelar ve yüksek hızlı iletişim araçları sulama, yayma, ilaçlama ve gübreleme hizmetlerin iyileştirilmesine imkan sağlamışlardır. Bunun yanı sıra, erken uyarı sistemleri ile daha kaliteli kontrol ve yine bu teknolojilerle daha verimli nakliye ve tedarik zinciri yönetimine geçilmiştir. Bu iyileştirmeler tarımdaki verimliliği yükseltmiş ve çeşitliliği zenginleştirerek yüksek getiriler elde edilmiştir.

Bahsi geçen yeni teknolojilerin kalkınmakta olan ülkelerin üretim sektörüne girişleri genellikle küresel değer zincirleri (global value chains) yoluyla olmaktadır. Prensipte, küresel piyasalara girişi kolaylaştırmalarıyla KDZ’ler bu ülkelere fayda getiriyor diye biliniyor.

Ancak, bu yeni teknolojilerin yarattığı imkanlar etrafında önemli soru(n)lar var. Verimlilik getirisi istenilen seviyede mi ? Bu getiriler  ekonominin diğer alanlarına yeterince hızlı şekilde yayılabiliyorlar mı ?

KDZ’lerin katkısının büyüklüğü üzerine herhangi bir iyimserlik şu çok çarpıcı üç gerçekle uyumlu olmalıdır. Öncelikle, KDZ`lerin genişlemesi son yıllarda durma noktasına geldiği görünüyor. İkincisi, özelde KDZ’lerdeki kalkınmakta olan ülke katılımı genelde ise dünya ticaretine katılımları bazı Asya ülkeri istisnası dışında oldukça sınırlı kaldı. Üçüncüsü ve kuvvetle muhtemel en endişe verici olanı,  ticaret ve teknolojideki son trendler neticesi yerli istihdamın tam bir hayal kırıklığı seviyelerinde olmasıdır.

Daha yakından incelendiğinde KDZ ve yeni teknolojilerin kalkınmakta olan ülkelerin iktisadi performanslarını sınırlandıklarını ve hatta zarar verebilecek nitelikler barındırdığı görülecektir. Bu tarz nitelikler  (kalkınmakta olan ülkelerde görece daha az bulunan ) iş becerileri ve diğer kabiliyetler lehine genel bir temayüldür. Bu temayül geleneksel emek yoğun üretim ve diğer işlerde bulunan kalkınmakta olan ülkelerin karşılaştırmalı üsntünlüklerini azaltmakta ve ticaretden elde edilen kazanımlarını düşürmektedir.

İkinci olarak, KDZ’ler düşük gelirli ülkelerin vasıfsız işgücünü diğer üretim girdileri yerine ikame etme yeteneklerini azaltarak bu ülkelerin dezavantajlı durumlarını dengelemek için kullanabilecekleri iş gücü-maliyet üstünlüklerini kullanımını zorlaştırmaktadır. Bu iki nitelik birbirini güçlendirir ve birleştirir konumda. İstihdam ve ticaret üzerine şu ana kadar olan veriler  dezavantajların avantajları dengelemesinden daha fazla olabileceğini göstermektedir.

Bütün bu endişelere verilen genel cevap ise tamamlayıcı iş becerileri ve kabiliyetlerin oluşturulmasının ehemmiyetini vurgulamaktan ibaret. Kalkınmakta olan ülkelerin genel genel eğitim sitemlerini,  teknik öğrenimlerini yükseltmeleri bir zorunluluk olduğu gibi yeni teknolojileri tam kapasite kullanabilmek için iş ve işletme atmosferini iyileştirmeli , lojistik ve ulaşım ağlarını genişletmelidirler.

Fakat, kalkınmakta olan ülkelerin tüm bu alanlarda ilerlemeleri gerektiğini nazara dikkate vermek ne önemli bir haber ne de faydalı bir kalkınma tavsiyesidir. Bu kalkınma kalkınmayı gerektirir demek gibi abes birşeydir.  Ticaret ve kalkınma ancak  mevcut kapasiteyi güçlendirdiğinde bir fırsat sunar ve dolayısı ile ancak ve ancak bu durumda ülkelere sağlıklı bir kalkınma zemini sunabilir. Bu yeni teknoloji ve ticaret tamamlayıcı ve yüksek maliyetli yatırımlar gerektirdiklerinde imalat temelli kalkınma için kestirme yol olmaktan çıkarlar.

Yeni teknolojileri kalkınmakta olan ülkelerin güçlü bir iktisadi büyüme motoru olmuş geleneksel sanayileşme modeli ile karşılaştırın. Birincisi, imalat ticareti yapılabilir birşeydir  şöyleki yerli çıktı  yine yurtiçi  talep ve gelirle kısıtlanamaz. İkincisi, imalatın teknik bilgisi (know-how) ülkeler arası transferde ve hususiyetler zengin ülkelerden düşük gelirli ülkelere transferde nispeten çok daha kolaydı. Üçüncüsü, imalat çok önemli iş becerilerine gereksinim duymazdı.

Bu üç özellik bir bütün olarak kalkınmakta olan ülkeler için daha yüksek gelirler uzanma adına fantastik bir merdiven üretti. Yeni teknolojiler,  teknik bilgi (know-how) ve gerekli iş becerilerinin aktarılma kolaylığı açısından çok farklı bir tablo sunuyor. Sonuç olarak bunların düşük gelirli ülkelere olan net etkisi çok daha belirsiz görünüyor.

Yazının orijinali: Will New Technologies Help or Harm Developing Countries?

Yazar/Çevirmen Hakkında

Fatih Kansoy

Marmara Üniversitesi iktisat bölümü bitirdikten sonra sırasıyla Warwick ve Essex Üniversite'lerinde iktisat ve uluslarası finans yüksek lisanslarını yaptı ve hali hazırda Nottingham Üniversitesi'nde ekonomi doktorasına devam etmektedir. Web sayfası: https://kansoy.me

Yorum Yapın

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler