İdeolojiler ve Gerçeklik Üzerine Bir Çift Söz

‘Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütününe’ ideoloji diyoruz. (TDK) Bir dünya görüşünün fikri yönden donması (gelişiminin durması ve eleştiriye kapanması) gibi süreçleri çağrıştıran ideolojiler 19. ve 20. Yüzyıl boyunca dünyanın birçok yerinde milyonlarca insanı adeta bir din gibi etkilemiş, peşlerinden sürüklemiştir. Fransız İhtilali’nin eşitlik, özgürlük, kardeşlik hülyaları ideolojilerin bazen tek tek bazen de bir bütün halinde yoldaşı olmuştur. Derek Layder ‘e göre; ‘İdeolojinin çıkış noktası kapitalist sistem ve bu sistemin devamlılığını sağlayan toplumun üretici sınıfı yani burjuva, üreten sınıf yani işçi arasındaki denge üzerinedir. Emekçilere hem özel bir beceri kazandırıp hem de sisteme itiraz etmemelerini sağlamak için ideolojiler araç olarak kullanılır. “İdeoloji aile, eğitim, devlet gibi kapitalist sistemin bir sorun yaşanmadan işleyişini sürdürülebilmesini sağlayan kurumlar aracılığıyla işler. İdeoloji insanlara sağduyusal inançlar ve dünyaya ve toplumdaki konumlarına (tabi konumlarını doğal ve kaçınılmaz olarak görmelerini sağlayan) bakış biçimleri sunar. İdeolojiler, insanlar ve onların gerçek varoluş koşulları arasındaki imgesel bir ilişkinin ifadeleridir.’ ( Sosyal Teoriye Giriş, Küre Yayınları,  s. 54) Bizim bu kısa değerlendirmede vurgulamak istediğimiz temel nokta ideolojilerin gerçeklik karşısındaki konumlarıdır.

İdeolojiler önce büyük ve tozpembe hayaller kurulmasına sonra da bu hayallerin hepsinin birer birer kırılmasına sebep ve gerçeklere mağlup olmuştur.   Kısacası evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Bu ev-çarşı uyuşmazlığı Türkiye için de geçerlidir. Ancak bizde ‘Batıdaki’ tarihi, siyasi, ekonomik ve sosyolojik temelleri bulunmayan ideolojilerin Avrupa’dan çok daha sığ sularda yüzmesi ve fikirlerin daha farklı mecralarda akması Türkiye’de ideolojilerin trajedisine esas teşkil etmiştir. Türkiye’de Osmanlı-Türk modernleşmesine paralel bir tarihe sahip olan ideolojilerin ortaya çıkış sebepleri millet ve devlet hayatının varlığının devam etmesine yönelik farklı çözüm önerilerinin tarihi şeklinde özetlenebilir. Her cereyan, Batı karşısında gerileyen siyasi-sosyal yapıya ilişkin dertlerin devasının kendisinde olduğunu iddia etmiştir. Tüm dünyada 19. Yüzyılın ikinci yarısı ile 20. Yüzyılın ilk yarısı arasında hızlanan ve yoğunlaşan tarih, coğrafyamızda acilcilik ve kurtuluş reçetelerine dönüşen ideolojilerin yükselişlerine, yanıp yıkılıp kül olmalara ve küllerinden doğmalara sahne olmuştur.

Hayatı bedene, ideolojileri ise elbiseye benzetirsek ‘mağazadaki’ hiçbir elbise bizim bedenimize uymamaktadır. Bu noktada Platon’un ‘mağara’ istiaresine ‘mağaza’ istiaresiyle küçük bir selam çakmış olalım ve ideolojileri ‘idrakimize giydirilen deli gömleklerine’ benzeten Cemil Meriç’i rahmetle analım. ‘Bu ülkede’ ideolojilerin kaderi boşlukta salınma halidir. Sanılmasın ki hiçbir ideoloji bu halden beridir. Türkiye’ de Osmanlı’dan bihaber Osmanlıcılık¸ Türksüz Türkçülük, işçilere yabancı sosyalizm, kendine liberal liberalizm övgüsü, beynamaz İslamcılık, neyi muhafaza ettiği meçhul muhafazakarlık, milletini tanımayan milliyetçilik ve Mustafa Kemal’i anlamayan Kemalizm ideolojileri caridir.

Dil düşüncenin evidir. (Heidegger) Dilini kaybetmiş olan bir millet, felsefe yapamaz, orijinal bilimsel çalışmalar ortaya koyamaz, şiir ve roman yazamaz. Fikri çoraklığın hüküm sürdüğü bir coğrafyada düşünce sistemleri değil bahane üretilir. ‘Gündelikçilik’ ve ‘rüzgarcılık’ gayrı resmi ideoloji haline gelir. Toplumsal sorunlar vukufla ve her yönüyle tespit edilemediğinden  sorunlara çözüm üretilemez. Toplumsal enerji heba edilir. Yetersizlik psikolojisi içerisindeki mağluplar galipleri taklit ederler ve onlara benzemeye çalışırlar.(İbn Haldun) Her şeyin, her duygunun, düşüncenin, sözün ve eylemin sığ sularda yaşandığı ve dar kalıpların hayatı boğduğu bir demde emekle kazanılmış saf düşünceye ve düşünceye saygıya hasretiz. Sloganlardan sesimizi duyuramayacağımızı düşünsek de söz söylemek hakkımız. Yeter ki sözümüzün haysiyeti olsun. Çünkü ‘Kelam bütünüyle haysiyettir.’ ‘Slogan ise ilkelin ideolojidir.’ (Cemil Meriç)

Yorum Ekleyin

Yorum yapmak için tıklayınız