Din, ekonomik büyüme için önemli bir etmen midir?

 

Yazar: Jerry Bowyer

Çeviren: Halil Peçe

Kuvvetle muhtemel yaşayan en önemli sosyolog olan Peter Berger, yazdığı onlarca kitabın yanında, din sosyolojisinin gelişimi, bilgi sosyolojisi ve modern kalkınma sosyolojisi gibi alanlarda da ufuk açıcı çalışmalara imza atmıştır. Ünlü sosyologun dini inançlar ve ekonomik kalkınma arasındaki ilişki bağlamında konuşabilecek en nitelikli düşünür ve otorite olması dolayısıyla konu hakkında sorularıma cevap vermesi çok değerli. Görüşmenin tamamının dinlenilmesinin önemli olmasının yanında, bu yazı yaptığım mülakatın bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Berger’in 84 yaşında olmasına rağmen hala keskin zekâsı ile muhakeme gücünün kuvvetli olması, uzun bir çalışma ve analiz yaşamı olacağı kanaatini uyandırıyor.

Berger’e yaşam boyu çalışmalarınızdan ne öğrendiniz diye sorduğumda, cevaben ekonomik kalkınma için belirli toplumsal ön koşullar olduğunu ve refah toplumuna ulaşılabilmesi için bu doğrultuda hareket edilmesi gerektiğini belirtiyor. İlaveten, bu konunun bir kültür meselesi olduğunu ve birçok kültürün temelde din anlamına geldiğini ekliyor: din, kültürü belirler; kültür, sosyal formları belirler ve sosyal formlar da kalkınmayı belirler.

Farklı dinler ve bu dinlerin büyümeye olanak sağlanabilirliğini göz önüne aldığında Berger, dinlerin eşit oranlarda kalkınmaya katkı sağlamadığını düşünüyor. Max Weber, meşhur eseri olan Kapitalizm Ruhu ve Protestan Ahlakı adlı çalışmasında, Protestanlığın oluşturmuş olduğu yaşam tarzının modern refah toplumunun oluşmasında belirleyici bir rolü olduğunu vurgulamaktadır. Weber’in düşündüğü gibi Berger de, Kalvenizm’e ait olan dünyevi zevklerden arınmış yaşam tarzının büyümenin ve sermaye birikiminin kaynağı olduğunu düşünmektedir ki; dünyevi zevklerden arınma(Weber’in deyimiyle “worldly asceticism”) ortaçağ Katolikliğinin öte dünyacı yaklaşımlarına karşı, bu dünyada üretken iş yapmayı desteklemektedir. Ölüm sonrası yerine hayata odaklanmak büyük gelir akışlarının oluşmasına olanak tanımaktadır. Fakat dünyevi zevklere yüz çevirme olan inziva hali, zenginlikle bağlantılı olan tüketime ve gereksiz harcamalara şüpheli bakmaktadır. Bunun sonucu olarak, iyi eğitim, yetenekli iş gücü ve yüksek düzeyde sermaye elde kalmaktadır. Dinin bu etkisi olmasaydı, modern kapitalizmin ortaya çıkması beklenemezdi.

Güncel formları dikkate alındığında bütün dinlerin benzer karakteristiğe sahip olmamalarından ötürü kalkınmaya eşit düzeyde katkı sunmaları beklenemez. Berger, sürpriz olmayacak şekilde görüşlerinden dolayı ırkçı ve önyargılı olmakla itham edilse de, ona göre bu önyargıdan ziyade basitçe gerçeklerle yüz yüze gelme meseledir.

Berger’e göre Protestanlık, farklı zamanlara ve mekânlara göre çeşitli görünümlerle farklı etkiler bırakmıştır; Amerika’daki Püriten mirasında görüldüğü gibi. Günümüzde kalkınmakta olan dünyayı ele aldığımızda, Evanjelizm’in hızlı bir şekilde yükselmesinin kalkınmış modern ekonomiler oluşturulmasına yardımcı olduğu görülmektedir. Pentekostalizm ise, Kalvenizm’in Avrupa ve Güney Amerika’da oynadığı rolü üçüncü dünya ülkelerinde oynamakta; en azından orta sınıfın ortaya çıkmasında önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

Önemli bir ikaz yapılması gerekir ki; dinler zaman içinde değişim gösterebilirler. Dolayısıyla dinleri genel karakteristikleri göz önünde bulundurularak analiz etmek her zaman için açıklayıcı olmayabilir; bunun yerine tarihsel olarak belli bir dönem içinde herhangi bir dini ele alıp incelemek gerekir. Örnek vermek gerekirse, Hristiyanlık (kapitalist ilerlemeye ön ayak olan) orta çağlarda tefecilik yasaları vasıtasıyla ekonomik ilerlemeyi geciktiriyordu.

Dinin kurumlar üzerindeki etkisi ve bireyler üzerindeki etkisinin karıştırılmaması dikkat edilmesi gereken bir diğer husustur. Berger’e göre Konfüçyüsçülük, eğitim ve çalışkanlık gibi değerleri salık vermesine rağmen, girişimci tembelliğine olanak tanıyan, ticarete karşı çekingen toplumların oluşmasına eğilimli bir dindir. Bu yüzden Konfüçyüsçü Çin, bin yıl boyunca ilerleyip gelişememiştir. Fakat Çinliler Güneydoğu Asya gibi daha açık toplumlara göç etmeye başlayınca, “Doğunun Yahudileri” sıfatını almaya başlamış ve deniz aşırı zengin Çinliler halini alıp, ekonomik gelişmenin öncüleri olmuşlardır. Ülke dışında yaşayan bu Çinliler kolaylıkla demagoglar tarafından günah keçisi ilan edilebilmektedirler.

İslam özelinde ise Berger, İslam’ın özgürlük ve refah ile bir arada olma ihtimalini düşürmemekle birlikte, tarihsel olarak kadının İslam toplumlarındaki itaatkâr tutumunun ekonomik durgunluğun kaynağı olabileceğini düşünmektedir. Çünkü nüfusun yarısının üretim faaliyetinden uzak kalması ekonomi için yeteri kadar kötü bir durumdur. Fakat annelerin çocukların entelektüel gelişimlerinde önemli pay sahibi olmaları dolayısıyla kadınların eğitimsiz bırakılmasının daha kötü bir durum olduğunu vurgulayan Berger, Türkiye’nin İslam coğrafyası özelinde bir umut olabileceğini düşünüyor. Her ne kadar “Türk Modeli” konusunda Berger gibi iyimser olamasam da zaman bize kimin haklı olduğunu gösterecektir.

İslami ekonomi kendine özgü bir konudur ve en azından hakkında başka bir köşe yazısı yazılmayı hak ediyor. Fakat bu konu için henüz yeterince hazır olmadığınızdan, size Peter Berger ile olan mülakatımı dinlemenizi tavsiye ederim. Çünkü dini farklılıklardan konuşmaya başlandığında, zihninizde elindeki sopayı fırıl fırıl döndürerek, sizin günceli yaygın olan politik doğruculuk konuşma kodu ile sorgulamaya zorlayan bir polis belirir ve Peter Berger, sizin bu polisi emekli etmenize yardımcı olabilir.

Orjinal Metin