Finansal Gelişme Ve İktisadi Büyüme Arasındaki Nedensellik İlişkisi

Makale Sahipleri: Şeref BOZOKLU*, Veli YILANCI**

Finansal Baskılanmışlık ve Finansal Serbestleşme

Sermaye birikiminin iktisadi büyümenin ön koşullarından biri olduğu genel olarak kabul görmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin finansal sistemlerinin etkin olmaması sermaye birikiminin önündeki en büyük engellerden birini teşkil etmektedir. Bu ülkeler finansal açıdan baskılanmış (financially repressed) ekonomiler olarak sınıflandırılmaktadır (McKinnon,1973; Shaw, 1973). Finansal açıdan baskılanmış ekonomilerde faiz oranlarının kontrolüne ve kredilerin dağılımına yönelik yaygın hükümet müdahaleleri, finansal piyasalara zarar vererek bu tür piyasaların küçülmesine ve dolaylı finansmanın, diğer bir ifadeyle finansal aracılığın, azalmasına yol açmaktadır.

McKinnon (1973) ve Shaw (1973) faiz oranlarının denge değerinin oluşabilmesi için piyasaya yönelik müdahalelerin kaldırılmasını ve kredilerin verimlilik esasına göre dağılımının sağlanmasını önermektedir. Finansal serbestleşmeye yönelik bu öneri gelişmekte olan pek çok ülke tarafından uygulamaya geçirilmekle birlikte, uygulamaların sonuçları ülkeler arasında farklılıklar göstermektedir. Arjantin, Şili ve Uruguay finansal serbestleşme sonucunda banka panikleri ve iflasları ile karşılaşırken (Diaz-Alejandro, 1985); Kolombiya, Brezilya ve Meksika serbestleşme uygulamalarını bir süre askıya almak zorunda kalmıştır (Fry, 1989). Bununla birlikte, serbestleşmeye dönük politikalar çoğu Asya ülkesinin finansal sistemlerinde verimliliğinin artmasını sağlayarak para politikasının daha etkin kullanılabilmesine olanak vermiştir (Habibullah, 1999).

1960’larda çoğu Asya ülkesinde faiz oranlarına yönelik kısıtlamalar, kredi kontrolleri, finansal kurumlara dönük açık veya örtük vergileme, bu tür kurumların sahipliğinde belirgin kamu ağırlığı ve uluslararası fonlara dönük kontroller, finansal piyasaların belirgin özelliklerini göstermekteydi. 1980’lerden itibaren bu tür kısıtlar ortadan kalkmış ve yerini hızla piyasa merkezli bir fon akımının oluşmasına ve finansal piyasalar ile bankacılığın uluslararası hale gelmesine bırakmıştır. Finansal serbestleşme bu ülkelerin büyüme oranları üzerinde olumlu etkiler yaratmıştır (World Bank, 1989: 11).

Finansal Gelişme – İktisadi büyüme İlişkisi

Hızlı büyüme, artan yatırımlar ve finansal derinliğin[1] hız kazanması, tasarruf oranlarının artmasının bir sonucudur. Ayrıca finansal derinliğin artışı yatırımların verimliliğini arttırarak iktisadi büyümeye de katkı sağlamaktadır. Habibullah ve Eng (2006: 378) tarafından vurgulandığı gibi, hızlı büyüme oranına sahip ülkelerde yatırımların verimliliği yüksektir ve ayrıca bu ülkelerde finansal sistemler yeterli derinliğe sahiptir. Bu sonuç finansal gelişme ile iktisadi büyüme arasında bir ilişkinin varlığını ima etmektedir.

Geleneksel büyüme teorileri uzun dönem büyüme oranının dışsal teknolojik değişim tarafından belirlendiğini belirterek, reel kesimdeki yeniliklerin iktisadi büyümenin izlediği zaman patikasının belirleyicilerinden biri olduğunu ifade etmektedir. İktisadi büyümeye ilişkin bu yaklaşımlarda finansal aracılık uzun dönem büyüme oranını etkileyen bir etken olarak görülmemiştir. Çağdaş yaklaşımlar ise finansal aracılığın tasarrufları harekete geçirdiğini, riski bölüştürdüğünü ve iktisadi büyümeyi olumlu etkilediğini ileri sürmektedir. Çağdaş büyüme teorileri, finansal aracılığın ve finansal piyasaların ekonomideki aksaklıklara bir tepki niteliğinde ortaya çıkarak iktisadi büyümeyi olumlu etkilediğini öne sürmektedir. Bilgi ve işlem maliyetlerinin yol açtığı aksaklıkları azaltmak amacıyla içsel olarak ortaya çıkan finansal kurumlar ve piyasalar, potansiyel girişimcileri değerlendirerek verimli yatırım kararlarının alınmasını ve fonlanmasını sağlamaktadır. Finansal piyasalar ve kurumlar bu değerlendirmeyi ve fonlamanın sağlanmasından sonra gözetim işlevini de bireylerden daha etkin biçimde yerine getirmektedir. (Hassana vd. , 2011: 89).

İktisadi büyüme literatürünün önemli araştırma alanlarından birini ülkelerin farklı büyüme oranlarının nedenlerini açıklamak oluşturmaktadır ve bu literatür büyüme oranlarındaki farklılığı; faktör donanımı ile sahip olunan doğal kaynaklar, makro iktisadi istikrar, kurumsal gelişme, adalet sisteminin etkinliği, uluslararası ticarete açıklık gibi nedenlere dayandırmaktadır. Büyüme sürecinde finansal piyasaların rolüne ilişkin çalışmaların hacmi de dikkat çekici biçimde artmaktadır. Ülke örnekleri incelendiğinde finansal gelişme ile iktisadi büyüme arasındaki pozitif ilişki açıkça görülebilmektedir: iktisadi açıdan gelişmiş ülkelerin finansal piyasaları da görece gelişmiş durumdadır. Dolayısıyla finansal piyasaların gelişmesine yönelik uygulanan politikaların iktisadi büyümeyi de beraberinde getirmesi beklenebilir. Bu bağlamda finansal gelişme, iktisadi büyümenin ve kalkınmanın anahtar faktörü konumundadır (Khan ve Senhadji, 2003: 90)

Neo Klasik genel denge yaklaşımının temelini oluşturan Arrow ve Debreu (1954) modelinde finansal aracılığa ihtiyaç yoktur. Bununla birlikte modelin dayandığı varsayımlar hafifletilerek, piyasaların mükemmel olmadığı göz önüne alındığında aracılık maliyetleri önem kazanmaktadır. Piyasa koşulları mükemmel olmadığında iktisadi işlemler maliyetli olmakta ve bazı durumlarda bu maliyetler işlemlerin gerçekleşmesini engelleyerek piyasanın temel işlevini yerine getirememesine yol açmaktadır. Böylesi bir durumda finansal aracılar piyasa aksaklıklarını ortadan kaldırarak değişimi olanaklı hale getirmektedir.

Finansal aracılık faaliyetlerinin varlığına ilişkin biri teknolojik, diğeri de teşvik edici iki temel nedenden bahsedilebilir (Apergis vd.,  2007: 179): öncelikle bireylerin ölçek ekonomisi şartlarına ulaşma imkânları kısıtlıdır ve bazı durumlarda yoktur; ikinci olarak ise bilgiyi elde etmek maliyetlidir ve iktisadi ajanlar arasında asimetrik biçimde dağılmış olabilir. Finansal aracılar bu kısıtların etkilerini, (i) işlem yapmayı, riskten korunmayı ve portföyü çeşitlendirmeyi kolaylaştırarak; (ii) tasarrufların toplanmasını ve iktisadi ajanlar arasında el değiştirmesini sağlayarak; (iii) malların ve hizmetlerin değişimini kolaylaştırarak; (iv) olası yatırım fırsatları hakkında bilgi sağlayarak ve (v) yöneticileri izleyip, kurumsal yönetişimin oluşmasına katkıda bulunarak azaltmaktadır. Özetle, finansal sistem, kaynakların yer ve zaman açısından daha etkin biçimde dağılımını gerçekleştirerek fiziki ve beşeri sermayenin artmasını ve teknolojik gelişmenin hızlanmasını sağlamaktadır.

Finansal gelişme ile iktisadi büyüme arasındaki ilişkiye yönelik 4 farklı teorik görüş bulunmaktadır. Temeli Schumpeter (1912) ile başlayan birinci görüş finansal gelişmenin iktisadi büyüme üzerinde olumlu etkileri olduğunu ileri süren arz çekişli (supply leading) yaklaşımdır. Bu yaklaşım finansal aracılıktan iktisadi büyümeye doğru güçlü bir nedenselliğin olduğunu ve bu nedenselliğin tasarruf oranlarının ve dolayısıyla yatırımların arttırılması (Shaw, 1973) veya sermaye birikiminin etkinliğinin yükseltilmesi (Goldsmith, 1969) ile sağlanabileceğini ifade etmektedir. İkinci görüş finansal piyasalardaki değişimlerin reel sektörün talepleri sonucu oluştuğunu ve dolayısıyla nedenselliğin iktisadi büyümeden finansal gelişmeye doğru olduğunu ifade eden ve kökeni Robinson (1954)’e dayanan talep itişli (demand following) yaklaşımdır. Üçüncü yaklaşım iki görüşün de geçerli olduğunu ve karşılıklı nedenselliğin söz konusu olduğunu belirtirken (Demetriades ve Hussein, 1996), dördüncü yaklaşım ise herhangi bir nedenselliğin söz konusu olmadığını ifade etmektedir (Lucas, 1988).

Literatür Ne Diyor?

Ampirik literatürün sonuçları genel olarak finansal gelişme ile iktisadi gelişme arasında ilişkinin varlığına yönelik sonuçlar ortaya koymakla birlikte, nedenselliğin yönü hakkında ortak bir görüşe varılamamıştır. Çalışmalardan elde edilen sonuçların, ülkeler arası gelişmişlik düzeyine ve kullanılan ampirik yönteme bağlı olduğu görülmektedir. Kesit veri (Goldsmith, 1969; King ve Levine, 1993a ile 1993b; Levine ve Zervos, 1993) ile panel veri (LaPorta vd., 1997 ile 1998; Levine, 1998 ile 1999; Beck vd. 2000; Levine vd. 2000, Rousseau ve Wachtel, 2000; Beck ve Levine, 2004) çalışmaları genel olarak finansal gelişmenin büyüme üzerindeki olumlu etkileri olduğunu belirtirken, zaman serisi analizleri birbirinden farklı sonuçlar sunmaktadır: Wachtel ve Rousseau (1995) ile Rousseau (1998) bulguları arz yönlü görüşü desteklerken; Arestis ve Demetriades (1997), Luintel ve Khan (1999) ile Arestis vd. (2001) iki yönlü nedenselliğin varlığına dair kanıtlar sunmaktadır.

Kesit veri analizine dayalı çalışmalar ülkelere özgü faktörleri dikkate almamakta ve finansal gelişme ile iktisadi büyüme arasındaki dinamik ilişkiyi de kapsamamaktadır. Kesit veri çalışmalarında iktisadi büyüme açıklanan değişken olarak alınarak, alternatif açıklayıcı değişkenler ile olan ilişkisi regresyon analizi ile incelenmekte ve açıklayıcı değişkenlerin katsayılarının anlamlı elde edilmesi nedenselliğin varlığına ilişkin kanıt olarak sunulmaktadır. Bununla birlikte, regresyon denkleminden istatistiki olarak anlamlı katsayıların elde edilmesi, ilgili değişkenler arasındaki nedenselliğin yönü hakkında fikir vermemektedir.

Kesit veri analizine dayalı çalışmaların bu yetersizliği değişkenler arasındaki dinamik ilişkileri dikkate alan zaman serisi analizlerinin ve bu analize dayalı olarak türetilen Granger (1969) nedensellik testinin yaygın olarak kullanılmasına yol açmıştır. Zaman serisi analizleri, kesit veri içeren çalışmaların bahsi geçen eksikliklerini taşımasa da veri setinin kısalığı ve standart testlere başvurulduğunda sapmalı sonuçların elde edilmesi olasılığı nedeniyle tartışmaya açık sonuçlar üretmektedir. Panel veri çalışmaları ise kesit ve zaman serisi verilerini bir arada kullanmakta ve her iki analiz türünün olumsuz taraflarını kontrol edebilme imkânı sağlamaktadır.

Arestis ve Demetriades (1997) Hindistan ve Güney Kore için çift yönlü nedenselliğin söz konusu olduğunu ifade ederken, Thorton (1994) arz çekişli görüşün Nepal, Filipinler ve Tayland için geçerli olduğunu belirtip, talep itişli görüşün ise Myanmar ve Güney Kore için geçerli olduğunu ifade etmiştir. Bu çalışmada, Malezya için iki yönlü nedensellik söz konusuyken, Hindistan ve Sri Lenka için finansal gelişme ile iktisadi büyüme arasında nedensellik ilişkisi bulunamamıştır. Luintel ve Khan (1999) Hindistan, Güney Kore, Malezya, Filipinler, Sri Lenka ve Tayland için finansal gelişme ile iktisadi büyüme arasındaki ilişkiyi eşbütünleşme ve nedensellik testleri aracılığı ile incelemiş ve bu ülkelerde çift yönlü nedensellik olduğunu belirtmiştir.

Al-Yousif (2002) Filipinler ve Güney Kore’de arz çekişli görüşün, Sri Lanka ve Pakistan için talep itişli görüşün geçerli olduğunu belirtmektedir. Malezya ve Singapur için ise çift yönlü nedensellik söz konusuyken, Tayland için finansal gelişme ile iktisadi büyüme arasında nedensellik ilişkisi bulunamamıştır. Fase ve Abma (2003) Bangladeş, Hindistan, Malezya, Pakistan, Filipinler, Singapur, Güney Kore, Sri Lanka, ve Tayland için nedenselliğin finansal gelişmeden iktisadi büyümeye doğru olduğunu belirtmektedir. Calderon ve Liu (2003) gelişmiş ve gelişmekte olan 109 ülke için yaptığı çalışmada genel olarak finansal aracılığın iktisadi büyümeyi etkilediğini ve etkinin şiddetinin gelişmekte olan ülkelerde daha yüksek olduğunu belirtmiştir. Ünalmış (2002) Türkiye için finansal gelişme ile iktisadi gelişme arasındaki ilişkiyi eşbütünleşme ve nedensellik testleri aracılığıyla inceleyerek, çift yönlü nedenselliğin var olduğu sonucuna varmıştır. Acaravci vd. (2007) ise Türkiye’de nedenselliğin yönünün finansal gelişmeden iktisadi büyümeye doğu olduğunu belirtmektedir. Bu sonuç Altıntaş ve Ayrıcay (2010) tarafından da doğrulanmıştır.

Rachdi ve M’barek (2011), 6 OECD ve aralarında Mısır’ında bulunduğu 4 MENA ülkesi için finansal gelişme iktisadi büyüme arasındaki ilişkiyi zaman serisi ve panel veri yöntemleri aracılığıyla inceledikleri çalışmada, MENA ülkelerinde iktisadi büyümeden finansal gelişmeye doğru bir nedensellik ilişkisi olduğunu belirtmektedir. Aralarında Macaristan’ın da bulunduğu Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini kapsayan bir örneklem için panel birim kök ve eşbütünleşme testleri yardımıyla Gaffeo ve Garalova (2013) tarafından yapılan çalışmada finansal aracılık faaliyetlerine ilişkin alternatif göstergelerden iktisadi büyümeye doğru nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Panel veri tekniğinin kullanıldığı diğer bir çalışmada, Habibullah ve Eng (2006), aralarında Hindistan, Endonezya, Güney Kore, Malezya ve Filipinler’in de bulunduğu gelişmekte olan 13 Asya ülkesi için finansal gelişmenin iktisadi büyüme üzerinde olumlu etkileri olduğunu belirtmektedir. Demetriades ve Hussein (1996) Hindistan ve Güney Kore için çift yönlü bir nedensellik ilişkisinin olduğunu ifade etmektedir. Apergis vd. (2007) 15’i OECD ülkesi ve aralarında Brezilya, Meksika ve Şili’nin de olduğu 65 ülke için yaptıkları analizde finansal gelişme ile iktisadi gelişme arasında sıkı bir ilişki olduğunu belirtirken, nedenselliğin yönünün ülkeden ülkeye değiştiğini belirtmektedir. Liang ve Teng (2006) zaman serisi analizi yardımıyla Çin ekonomisinde iktisadi büyümeden finansal gelişmeye doğru nedensellik ilişkisi tespit etmiştir. Christopoulos ve Tsionas (2004) aralarında Peru’nun da olduğu gelişmekte olan 10 ülke için yaptıkları analizde finansal gelişmeden iktisadi büyümeye doğru bir nedensellik ilişkisi olduğunu belirtmektedir.

Farklı ekonometrik yöntemler ve farklı veri setleri kullanan ampirik araştırmalardan elde edilen sonuçlar genel olarak şöyle sıralanabilir (Acaravcı vd. , 2009: 11): Öncelikle, gelişmiş finansal sistemleri olan, bankacılık sistemi büyük ölçüde özel kesim tarafından üstlenilen ve hisse senedi piyasaları likit olan ülkelerin büyüme oranı yüksektir. Bu bağlamda bankacılık sisteminin gelişmiş ve hisse senedi piyasalarının likiditesinin yüksek olması iktisadi büyüme üzerinde olumlu etkiler yaratmaktadır. İkinci olarak eş anlılık eğilimi, bu sonuçların elde edilmesinin nedeni değildir. Üçüncü olarak, iyi işleyen finansal sistemler firmaların ve endüstrilerin büyümesini zorlaştıran dışsal finansman kısıtlarını hafifletmektedir. Dolayısıyla dışsal finansman imkânlarına erişim, finansal kısıtları olan firmalara büyüme olanağı verdiği için finansal gelişmenin iktisadi büyümeyi etkilediği kanallardan birini oluşturmaktadır.

Sonuç

Finansal gelişme ile iktisadi büyüme arasındaki ilişkinin varlığı ve yönü özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından iktisadi büyümeyi hızlandırmaya yönelik politikaların belirlenmesi için önem kazanmaktadır. Bu bağlamda makro iktisadi istikrarı sağlayan ve sürdüren, ekonominin dış ekonomik ilişkilere açıklığını arttıran, kaynakları en verimli yatırımlarda kullanarak fiziki ve beşeri sermayeyi yükselten politikalar finansal gelişmeyi ve dolayısıyla iktisadi büyümeyi olumlu etkileyecektir. Finansal gelişmeden iktisadi büyümeye doğru bir nedensellik ilişkisi olduğunda, diğer bir ifadeyle arz çekişli görüşün geçerli olduğunda, finansal serbestleşme politikaları ile finansal piyasalara yönelik gerçekleştirilen reformların, finansal aracılık hizmetlerindeki gelişmeyle birlikte iktisadi büyümeyi olumlu etkilemesi beklenebilir.

[1] Shaw (1973) finansal derinleşmeyi finansal kesimin ekonominin reel kesiminden daha hızlı oranda büyümesi olarak tanımlamaktadır. Ekonominin parasallaşması ise ekonomide para stoku miktarının artmasını ve çeşitlenmesini ifade
*  İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, İktisat Bölümü, Beyazıt, Fatih, 34452, İSTANBUL, sbozoklu@istanbul.edu.tr
** Sakarya Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Finansal Ekonometri Bölümü, Esentepe Kampüsü, 54187, SAKARYA, yilanci@sakarya.edu.tr

Yorum Ekleyin

Yorum yapmak için tıklayınız