Popülist Ekonomilerin Anatomisi

Yazar: Brigitte Granville
Çeviren: Mustafa Can Güripek

Bugünün popülist hareketlerin geneli aynı ekonomik tanımlamayı takip ediyor ve Macaristan, Polonya ve ABD hükümetleri gelecekte dünyanın nasıl olacağıyla ilgili ipuçları veriyorlar. Seçmenler hapı yutacaklar mı yoksa kendilerine ikinci bir seçenek aramaya mı başlayacaklar?

En azından geçtiğimiz yıldan beri popülizm Batı demokrasileri üzerinde çok yüksek tahribat yarattı. Popülist güçler ( partiler, liderler ve düşünceler) İngiltere’deki ayrılık referandumunun (Brexit) başarıya ulaşmasından ve Donald Trump’ın Amerikan Başkanı olmasından sonra iyice desteklenmeye başladı. Önümüzdeki Mart’ta Hollanda genel seçimlerinin ve Nisan-Mayıs aylarında Fransa’da yapılacak seçimlerin arkasında çok geniş çaplı bir popülizm dalgası yatıyor.

Popülizm her yerde görülebilmesine rağmen, bunu genelleştirmek de oldukça zor bir durumdur. Populistler genellikle dışarıdakilere ve farklılıklara karşı bir duruşa sahiptirler. Ama Hollanda’da aşırı-sağcı partinin popülist lideri Geert Wilders, temel gay haklarını savunuyor. Amerika’da Trump’ın seçim kampanyası anti-elit olarak tanımlanmasına rağmen şimdi Trump’ın yönetimi hali hazırda Goldman Sachs’ın finansörü olmuş durumda.

Bugün popülizm milliyetçi düşüncelerden kaynaklanıyor olsa da, geçtiğimiz yıllarda bazı popülist sol düşünceli liderler de (Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez gibi) vardır. Popülist liderler dünyayı sıfır toplamlı bir oyun olarak görürler, bu durumun sebep olduğu gerekliliği yerine getirmek için her işte bir günah keçisi seçerler ve onu suçlarlar. Dahası, popülist liderler geldikleri konumu, giydikleri üniformayı somutlaştırarak mitsel bir kahraman olduklarını, demokrasinin onlara cazip ve kendi kendini idare edebilen bir sistemle fayda getirmesinden ziyade; güç getirdiğini düşünürler.

Popülistlerin toplumun kültürel dokusu ve politik sınırlar arasında bir saplantısı vardır. Ama yine ekonomik güçlerini paylaşmak isteyen tarifleri veya dünyanın geneline yayılmış belli başlı ekonomik hamleleri ( Sendika Projeleri gibi) kullanmaktan da geri kalmazlar. Popülist liderlerin penceresinden baktığımızda; bugünkü popülist politik dağılımın kökenlerini anlamaya başlayabiliriz ve Batı dünyasında güç getiren şeylerin neler olduğunu bulabiliriz.

PROBLEMİ TEŞHİS ETMEK

Popülizmin görünen birçok yüzü var, fakat bunlarla gerçekten temel bir sebep göstermek mümkün mü? Warwick Üniversitesi’nden Robert Skidelsky’e göre; 2016’da yaşanan iki kalkışma/ayaklanma (Brexit sürecini Haziran’da ayrılık yanlılarının kazanması ve Trump’ın ABD seçimlerini kazanması) kesinlikle tesadüf değil. İngiltere ve ABD’de neoliberal iktisadın en ateşli tartışmaları yaşandı. Skidelsky’e göre geçtiğimiz yıllarda ABD ve İngiltere’nin uyguladığı ekonomik ilkeler; açık bir şekilde en basit hizmetler için bile çokça harcama yapmaya, işsizliği yüksek seviyelerde tutmaya ve toplum refahının sağlanmasında hükümetin rolünün azaltılmasına izin veriyordu. Popülistlerin arkasına saklandığı demokrasi peçelerini çıkardığımızda; vatandaşların çoğunluğunun meşrulaştırdığı doğru görünümlü çalışmalar; apaçık bir eşitsizlik olduğunu gösteriyor.

Fakat Gavekal Dragonomics Ekonomi Şefi Anatole Kaletsky; popülistlerin çalışma dinamiklerine daha farklı yaklaşıyor ve popülist politikalar ile ekonomik sıkıntılar arasındaki birkaç noktaya odaklanıyor. İlk olarak; popülist bir şekilde oy verenlerin ne fakir ne de işsiz olduklarını ileri sürüyor. ‘’Bu kitle küreselleşmenin, göçlerin ve serbest ticaretin kurbanları değil.’’ Brexit’te ayrılma yönünde oy kullanan kişilere yönelik araştırmalar sonucu Kaletsky; kültürel ve etnik davranışların, ekonomik yönlendirmeler haricinde küreselleşme karşıtı grubun asıl ayırt edicisi olduğunu iddia ediyor.

İlk bakışta bu argümanların birbiriyle uyuşmadığı ileri sürülebilir fakat onların tartışması gerçekten sadece sonuç ve yakın gelecek arasında sıkışıp kalıyor. Skildesky’e göre; ‘’Ekonomik kazançlar azınlıklar ve kültürel çoğunluk arasında eşit bir şekilde dağıtılmadıkça, refah ve zenginlik bir tarafta toplandıkça toplumun kültürel dokusunun kötü bir yöne gitmesini engellemek mümkün değil’’. Tıpkı Kaletsky’nin dediği gibi; ‘’2008 finansal krizinden sonra eskiler ve yeniler arasındaki çatışma ekonomideki temel ayrımı belirledi, muhafazakar seçmenler ırk, cinsiyet ve sosyal kimlik üzerinden ayrımcılık yaparak bu savaşı kazandılar.’’

Harvard Üniversitesi’nde çalışan politik filozof Micheal Sandel, popülist protestolardaki bağnazlığa karşı özellikle uyarıyor. Sandel’in üstünde durduğu temel nokta; 2016’daki protestoların kuruluşların vurgulama/öne çıkarma yeteneklerine göre veya şikayetleri yeterince güçlü bir şekilde dile getirmesinden kaynaklandığıdır. Ve bu protestoların bir çoğu sadece sosyal sistem, ücretler veya çalışma koşulları ile ilgili değildi, gerçeği ortaya çıkarmak güç fakat, sözde protestoların asıl amacı göç karşıtı eylemlerdi.

Nobel ödüllü ekonomist Edmund Phelps; popülist seçmenlerin daha geniş politik bir perspektiften bakıldığında kendi büyük/muhteşem vatanlarının şeref, itibar kaybına uğradıkları için öfkeli olduklarını söylüyor. Mavi yakalı işçilerin ülke ekonomisi içerisinde işlerini kaybetmeleri, üretimde göçmenlerin öne çıkması da Phelps tarafından popülizmin güç kazanmasına yardımcı olan bir diğer etmen olarak not ediliyor. Diğer bir deyişle güzel işlerini kaybetmeleri güzel yaşamlarının kaynağını da kaybetmeleri anlamı geliyor. Üretim sektöründe her gün yeni bir değişme olmasına ve her gün yeni iş sektörleri diğerlerinin yerini alıyor olmasına rağmen Oxford Üniversitesi’nde tarihçi olan Margaret MacMillan dikkatini marjinalleştirilmiş, kendini mutsuz ve değersiz hisseden, umutsuz kitlelerin ekonomik verileri üzerinde yoğunlaştırıyor.

Demokratik Bir Tartışma

Geçen yıl popülizmle ilgili çok önemli bir kitap yayınlayan Princeton Üniversitesi’nden Jan Werner-Mueller; ‘’bereketli topraklarda’’ ekonomik kaynakları ellerinden alınmış ve vatandaşlık haklarından mahrum bırakılmış bireylerin, popülist politikacıların toplumda nefret tohumları ekmesiyle birlikte iyice güceneceklerini söylüyor. Bu yeni döngünün henüz başındayken Mueller; Popülizmin üretilen siyasi söylemlerin seviyesiyle anlaşılamayacağını, bunun yerine özel olarak üretilen hayali politikaların incelenmesi gerektiğini söylüyor. Dahası Mueller, Popülizmin hayali kavramlarının masumlar için hayatı cehenneme çevirdiğini, gerçekten çok çalışkan bireylerin hem bozulmuş elitler hem de üretse de üretmese de söz hakkı olan çoğunluk tarafından istismar edildiğini savunuyor.

Daha zehirli bir söylemin içeriğiyle birlikte popülizm hastalıklara karşı bir bağışıklık olarak düşünülebilir. Demokrasi de azınlıklara karşı popülist söylemlerin harekete geçmesine güç veriyor. Şili’nin Eski Ekonomi Bakanı Andres Velasco temsilci demokrasinin doğası gereği politikacıları halka karşı mesafeli ve doğruları istismar edici olma yönünde etkilediğinden şikayet ediyor. Velasco; modern demokrasinin retoriklerinin seçmenlerin endişe ve düşünceleriyle çok yakın olduğunu vurguluyor. Fakat seçilmiş temsilciler yönetmekle görevli oldukları için bütün zamanlarını seçmenlerle temas halinde geçiremezler. Retorikler ve gerçekler arasındaki uyumsuzluk göze çok fazla battığında ise politik liderler çok zarar görürler.

Bu şekilde doğruların kaybolması vatandaşları otomatikman kötü etkiliyor. Yani, ‘’popülist politikalar ekonomik refahı azaltmasına rağmen, rasyonel ve bilinçli seçmenler bunları seçiyor, çünkü bu bireyler farklı politikacılar arasındaki seçimin nelere yol açabileceğini tahmin ediyorlar’’ diyor Velasco. ‘’Bu sebeple ihanet eden elitlerden intikam almak veya yeni günah keçileri çıkarabilmek için ilerideki ekonomik sıkıntılara katlanmaya gönüllü oluyorlar. Bugünkü popülist politikaların kaynakları böyle açıklanabilir.’’

Polonya ve Macaristan’daki popülist liderlere sürekli olarak illiberal demokrasi (ç.n. Fareed Zakaria’nın geliştirdiği bir kavram, genelde liberal kültür ve kurumlara sahip olamayan ülkelerdeki serbest seçimlere dayanan sistemdir.) tavsiye ediliyor, popülizmin kendilerine destek olacağını sanıyor gibi görünüyorlar. Central European Üniversitesi’nden Maciej Kisilowski ‘nin belirttiğine göre illiberal demokrasi her zaman yüksek ekonomik maliyetlere sebep olmayabilir. Kisilowski’ye göre; bu ülkelerde seçmenlerin ne istediklerine bağlı olarak ekonomik durgunluk kabul edilebilir bir olaydır; daha benzer bir dünya sağlayan devlet, ülkedeki dominant grupların aidiyetini ve ‘’ötekiler’’ üzerindeki egemenliğini garanti eder.

Warsaw İleri Çalışmalar Enstitüsü’nden Slawomir Sierakowski bu konuyla ilgili bizlere daha fazla destek sağlıyor. Jaroslaw Kaczynski’nin Hukuk ve Adalet Partisi (PİS) bir yıl önce iktidara tekrar geldiğinde, birçok kişi hükümetin çok kısa sürede başarısızlığa uğrayacağını öne sürüyordu. Fakat beklentilerin aksine Kaczynski iki önemli politik kavramı kullanarak başarılı oldu. Sierakowski’ye göre bunlar sosyal harcamalar/transferler ve göçmenlere yönelik söylemlerdi. Hükümet seçmenlerdeki bu iki hassas noktayı kontrol altında tuttuğu sürece güvendeydi. Tabi ki PİS’in mahkemeleri siyasileştirmesi, basın ve sivil toplum kuruluşları üzerindeki baskılarının ülkenin demokrasi kurumları üzerindeki etkisi için aynı şeyler söylenemez.

Popülist Bir Plasebo

Popülist hükümetler güçlü bir ekonomik büyümenin yokluğunda çeşitli transferlerini ne kadar sürdürebilirler? Cevap hükümet destekçilerinin onları ne kadar süre daha ikna edebileceklerine bağlı olarak değişiyor. Tıpkı Brexit lideri ve şu anki İngiliz Dışişleri Bakanı Boris Johnson’un vaatleri gibi. Columbia Üniversitesi’nden Jeffrey Sachs’ın Brexit gözlemlerine göre ; ‘’Çalışan sınıf aslında Londra Bankerleri tarafından darmadağın edilmiş bir haldeyken Brexit’te hayır vererek zengin olma hayallerine sahip olduklarını gösterdiler’’ şeklindedir.

Birleşik Krallık ekonomisi geçtiğimiz yıl beklenmedik bir sessizlik içindeydi, bundan dolayı popülistler kendilerini savunma ihtiyacı duydular. Birçok ekonomistin Brexit oylarının İngiliz ekonomisi üzerinde çok çabuk etkisini göstereceği yönündeki tahminlerine rağmen Chatham House’dan Paola Subacchi ‘’etkilerin uzun dönemde kasvetli olacağını’’ savunuyor ve İngiliz liderlerin tamamen Avrupa Birliği’nin tek market ve gümrük birliğinden çıkmaya hevesli olduğunu söylüyor.

Bazı gecikmiş etkiler sürdürülemeyen politikalar için bir mazeret yaratabilir, Velasco’ya göre ekonomik popülizmin çalışma ilkesi kesinlikle budur. Örneğin; Trump Hükümeti görünüşe göre çok kısıtlı enflasyon ve kamu borçları bilgisiyle; vergi kesintileri, büyümeyi canlandırmaya yönelik önlemler, korumacı politikalar uygulayacak, bunlar ileride kesinlikle başarısızlığa uğrayacak. Ama Velasco bunların uzun dönemde gerçekleşeceğini ekliyor. Popülist hükümetler beklenildiğinden uzun süre hükümette kalabilirler diyen Velasco yine ‘’popüler politikalar dememizin sebebi popüler olmaları ve şimdi ki hükümetler çok popüler.’’

Aynı zamanda popülist liderler sadece kendi çevresindeki fikirlerin değil başka fikirlerin de takipçisi olabilirler. Örneğin, Beyaz Saray’daki ilk gününde Trump kendi kampanyasının vaadi olan 12 ülkeli Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan (TPP) vaz geçtiğini açıkladı. Princeton Üniversitesi’nden Ashoka Mody bunun bir hoşgeldin hamlesi olduğuna inanıyor çünkü uluslararası ticari anlaşmalar diğer güçler tarafından desteklenirse müdahaleci bir hale geleceğini düşünüyor. Harvard Üniversitesi’nden ekonomist Dani Rodrik, Trump seçimlerinden önce bunu ulusal otonomi ve küreselleşme arasında dengeye gelme olarak adlandırıyordu. Rodrik’in görüşüne göre süreç liberal demokrasinin gerekliliklerini söylemeden gitmeli, uluslararası ticari anlaşmalar ve yatırımlardan bahsedilmemeli.

‘’Trump’ın ortak vergi reformu vaadi de yine bir seçim vaadi olarak kalacak.’’ Bu iddianın sahibi ise Ronald Reagan döneminde Ekonomik Konsey’in danışmanlarından biri olan Harvard Üniversitesi’nden Martin Feldstein. “Trump’ın danışmanları ABD’de halen dış ticarette yasallaştırılmış bir vergi sistemi olmadığını, bunun üstesinden gelindiği takdirde iş adamlarının yatırım yapacağını, ekonominin iyi yönde etkileneceğini, üretimi ve ekonomik büyümeyi artıracağını söylemişler.’’ diyen Feldstein ekliyor; “Cumhuriyetçilerle birlikte çalışan Trump kendine iş dünyasıyla geçirmek için biraz zaman satın alabilir.’’

Princeton Üniversite’sinden iktisat tarihçisi Harold James ise olaya ; ‘’Amerika’daki popülist ekonomi başarısız olacak diye bir şey yok, en azından şimdilik. ‘’ diye yaklaşıyor. Amerika’nın dünya ekonomisindeki yeri ve gücü bu etkilerin geç fark edilmesinde önemli olacak diye de ekliyor. James’in söylediği bir diğer veri ise tarihsel olarak Amerikan ekonomisinin zaman içinde kendi küresel güvenliğini sağladığı yönünde: ‘’politik belirsizlikler Amerika’yı diğer ülkelere nazaran daha az etkiler.’’

Kötü Olana Dönüş

Trump başkanlıktaki balayı süresini uzatsa bile, ortaya çıkan bulaşıcı popülizm kendi iktidarını bitirecek şartları yaratacaktır. California Üniversitesi’nden Benjamin Cohen, James’in iddialarının tek bir şartla gerçekleşeceğini düşünüyor, o da fahiş fiyatta özelleştirmeler nedeniyle ABD’nin dünya rezervlerindeki mevcut dominantlığını, egemenliğini kaybetmesi. Cohen’e göre eğer Trump Amerikan halkına korumacı politikalarla Amerika’nın en önce geleceğini vadettiyse, yatırımcılar ve merkez bankaları kademeli olarak boştaki milyon dolarlarını değerlendirmek için çoktan diğer alternatif yolları aramayı düşünmüşlerdir.

Trump’ın popülist ekonomi politikaları da çok yakın zamanda çeşitli problemlerle karşı karşıya kalacaktır. Eğer yeni bir balon, yeni bir patlayıcı döngünün içine girilirse sonuç bu dönemin bitmesi, stagflasyon ve 2018 Amerikan seçimleri olacaktır. Seçimden hemen önce Feldstein ‘’aşırı fiyatların ekonomi çevrelerinde riski artırdığını’’ söylemişti. Bugün Amerikan ekonomisi tam istihdamda olsa, bununla beraber enflasyon oranı da doğal seviyelerde, %2’lerde olsa, Trump’ın planları yine de ekonomiyi canlandırma üzerine, aşırı yükleme üzerine olur ve Federal Merkez Bankalarını federal faiz oranlarını yükseltmeye zorlar.

Bir çok senaryo da Trump’ın beyaz yakalı çalışanların Amerikan üretiminin kalbi, en önde geleceği olma vaadi üzerine üretiliyor. Fakat Trump’ın çalışma planına bakınca kim Çin, Meksika ve diğer ticari partnerlerle daha iyi bir ticaretin olacağını söyleyebilir ki? Trump daha önce mavi yakalı işçilerin işlerini kaybetmelerinin suçlusunun ticari anlaşmalar ve ithalattaki rekabet olduğunu söylemişti. Fakat Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz ‘’üretimle birlikte gelen artışın dünya çapında talebi de artırdığını” söylüyor. Amerika bu durumda serbest ticaret olmadan endüstrileşmesini kaybetme gibi bir problemle karşı karşıya kalabilir.

Trump’ın ticarette korumacılık reçetesiyle ilgili Stiglitz: ‘’Sadece Amerika’yı daha fakir bir hale getirecek’’ diyor. Dünya Bankası’nın eski Ekonomi Şefi Anne Krueger bu durumun yaratıcılığın ve sürdürülebilir işlerin ithal edilmesine yol açacağını söylüyor. Kruger yine Trump’ın uygulayacağı ironik vergi tarifelerinin ise birçok Amerikalı ihracatçıyı tedirgin ettiğini söylüyor. Kruger’in üzerinde durduğu bir diğer nokta da ihracat endüstrisinde üretilen malların yurt dışından gelen mallarla rekabeti sağlayamayacağı, hem yerel piyasalarda hem de uluslararası piyasalarda rekabet gücünü zayıflatacağı, böylece istenilenin aksi bir duruma, yabancıların Amerika piyasasına bir şeyler satma konusunda hevesleneceği bir tablonun ortaya çıkmasıdır.

MIT’den Simon Johnson da yine kaybet-kaybet senaryocularından: ‘’Eğer Trump ithalattan vergi alırsa, işçilerin maliyeti ve doğal olarak işlerin maliyeti yükselir, bütün ithalat mallarının fiyatı yükselir ve bu da fiyatlar genel seviyesinin artışı demektir ki; Amerikan halkının aldığı her şeyin fiyatı yükselecek’’.

Acemice Ameliyat

Diğer Sendika Projesi ekonomistleri de popülist ekonomiyle ilgili iç karartıcı şeyler söylüyorlar, dikkatsizlik ise bu işin çok özel ve çok ayrı bir boyutu. Popülistler genelde hukuk, ekonomi, dış politika veya piyasaları düzenleme gibi birçok işi kendi destekçilerinin çıkarlarına göre ayarlamaya çalışıyorlar. UCLA’dan Latin Amerika’da ekonomik popülizm çalışan Sebastian Edwards’a ve MIT’den Rüdiger Dornbush’a göre; hızlı büyüme ve kaynakların yeniden dağıtılmasının peşinde olan popülistler finansal ve uluslararası değişimleri takip edemiyorlar.

New York Üniversitesi’nden Nouriel Roubini ise Trump’ın finansal piyasalara uygunsuz şekilde müdahale edebileceğinden şüpheleniyor. Trump’ın önlemlerinin doların değerini aşağıya çektiğini söyleyen Roubini, Trump’ın doları tamamen zayıflatacağını veya para piyasalarına müdahale ederek gücü sınırlandırılmış bir doları empoze edeceği görüşünde.

Panzehir İçin Arayışlar

Politik kurumların gerçekliğine aykırı olan popülist hareketler pozitif yönde karşı popülist hareketler oluşturabilir mi? Nobel ödüllü iktisatçı Micheal Spence bu süreci ekonomik gelişme modeline dahil olamayan, bu durumdan kötü etkilenmiş seçmenler için bir fırsat olarak görüyor. Daha önceki tahminlerin, ön yargıların ve tabuların silindiğini, daya iyi bir şeylerin yaratılabileceğini düşünüyor. Stiglitz gibi o da Trupm’ın gümüş çizgisinin yeni tecrübe edilen bir şey olduğunu; tolerans, eşitlik ve bağnazlık, kadın düşmanlığı farkındalığının değerinin anlaşılması açısından yeni bir dayanışma oluşacağını ya da toplumun daha da içe kapanacağını ifade ediyor.

Son yıllarda seçmenlerin çoğunluğuyla ilgili geniş çaplı araştırmalar gösterdi ki; toplumdaki bireyler küreselleşme, kültürel yozlaşma/ayrışma, göçmenlik gibi konulara daha fazla önem veriyor. Birçok yorumcuya göre popülizmin yükselişi ne küresel krizlerle ne de Euro bölgesindeki finansal egemenlik krizleriyle alakalı. Popülizm daha çok yaşam standartlarının bozulmaya başlaması, ekonomik durumla, kurumların güvenilirliği ve liderlerin halkta yarattığı genel intiba ile ilgili bir durum.

Bunlar ekonomik ve politik olarak popülizmin çözüm önerilenden çok daha karışık ve halletmesi zor konular. Medya’nın popülizmi artıcı etkileri karşı popülist hareketlerin çıkmasını engelliyor, önümüzdeki süreçte engellemeye devam edecek de. Bütün bu popülist hareketlere karşı panzehir; eşit güçte politik alternatiflerin ortaya çıkması veya ekonomik karamsarlığa, yoksulluğa karşı durmak, bu zehri yenme ümitsizliğini ortadan kaldırmaktır.

Kaynak:

The Anatomy of Populist Economics