Göç Gerçeği

Yazar: Kofi Annan
Çeviren: Kadir Yıldırım

Akdeniz ve Güneydoğu Asya sularında artan sıklıkta görülen ölüm ve sefalet sahneleri insanoğlunun en eski faaliyetlerinden biri olan “göç” üzerinde dikkatleri tekrar topladı. Artık, birçok göçmeni üzerinde taşıyan denizlerdeki dalgalar nasıl durdurulamıyorsa, insan hareketlerinin gelgitlerinin de durdurulamayacağı gerçeğinin kabul edilme vakti. İşte tam da bu yüzden uluslararası toplumun göçleri anlayış ve merhamet ile yönetmesi gerekmektedir.

Günümüzde dünya genelinde yaklaşık 250 milyon göçmen yaşayıp çalışmaktadır ve önümüzdeki yıllarda çok daha fazlasının bu sayıya katılması beklenmektedir. Bizler bu insan akınını göçmenlerin geldikleri, geçiş yaptıkları ve vardıkları ülkelerin yararına olacak şekilde yönetebilecek politikalar ortaya koymak durumundayız. Ve tabi ki, göçmenlerin bizzat kendi varlıklarını güvence altına almalıyız. Bunu yapabilmek için konuya dört farklı açıdan yaklaşmamız gerekiyor.İlk olarak, göç alan ülkelerin liderleri – Avrupa, Afrika, Amerika, Asya ya da Avustralya fark etmeksizin – bu çaresiz ve acınası topluluğa sırtlarını çevirmemeliler. Pek çok seçimle iş başına gelmiş yetkili için göç, karmaşık politik bir ikilem ortaya koyuyor: kendi vatandaşlarının talepleri ile göçmenlerin çıkarlarını uzlaştırmak. Bu kişiler, insani bir göç politikasının lüzumlu olduğunun ispatı için gereken cesareti göstermeliler.

Fakat çok sıklıkla göçmenler günah keçisi olarak kullanılıyor. Şunu peşin olarak kabul etmeliyiz ki, göçmenler içinde bulundukları kültüre ve yerleştikleri ülkelerin geleneklerine uyum sağlamalıdırlar. Fakat göç alan ülkelerin halkları da, kendi açılarından bu yeni gelen insanların ekonomide nasıl önemli bir rol oynayabileceklerini kabul etmeliler. Göçmenler, kritik pozisyonları doldurabilir, diğerlerinin yapamayacağı ya da yapmayacağı bazı işleri yapabilir ve ülkenin iş gücü yaşlandıkça veya azaldıkça burada yer alabilirler. Münih merkezli Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü’ne göre, 2035 yılıyla birlikte sadece Almanya tek başına, çalışan ve çalışmayan yaş aralığındaki nüfusunu dengeleyebilmek için 32 milyon göçmene ihtiyaç duyacak.

İkinci olarak, göçmenlerin memleketlerine para göndermeleri hem ucuz hem de kolay hale getirilmelidir. 2014 yılında göçmenler gelişmekte olan ülkelere yaklaşık 436 milyar dolar para transferi yapmıştır (bu miktar, uluslararası topluluklar tarafından kalkınma için yapılan yıllık resmî yardımların oldukça üstünde bir rakamdır).

Maalesef finansal aracılar göçmenlerin ailelerine gönderdikleri değerli kazanımlarının %9’unu almaktadırlar. Aracıların payının azaltılması göçmenlerin geride bıraktıkları ailelerinin gelir seviyesini yükseltecek, o ülkelerdeki ekonomik fırsatları arttıracak, yoksulluğun azaltılmasına yardımcı olacak ve dolayısıyla küresel istikrara katkıda bulunacaktır.

Üçüncü olarak, sığınma taleplerini hızlı, adil ve şeffaf bir şekilde işleme alıp değerlendirebilecek göç sistemleri geliştirmeliyiz, bu şekilde mülteciler korunabilir ve güvenli bir şekilde tekrar yerleştirilebilirler. Örneğin Avrupa ülkeleri gelen göçmen dalgalarını paylaşmak için mekanizmalar icat etmeliler. Gelişmiş ülkeler bazen yanlış bir şekilde onlardan orantısız miktarda daha iyi bir yaşam arayışında olan insanı himayelerine almaları istendiğini düşünüyorlar. Gerçekte ise mültecilerin %70’i gelişmekte olan ülkelerde korunma arıyorlar. Örneğin toplam 4,5 milyon nüfusa sahip bir ülke olan Lübnan’ın 2015’in sonuyla birlikte korkunç bir karmaşanın hüküm sürdüğü komşusu Suriye ve diğer yerlerden iki milyona yakın sığınmacıyı barındırması bekleniyor.

Bugün göç eden insanlar bir zamanlar milyonlarca Avrupalıyı ülkelerinden ayrılmak zorunda bırakan sebepler ile aynı sebeplerden dolayı göç ediyorlar. Yoksulluk, savaş ya da zulümden kaçıyorlar veya yeni bir toprak parçasında daha iyi bir yaşam arıyorlar. Üstelik bugünün göçmenleri, Lübnan’a (ya da Yemen’e) akın edenler gibi 1951 tarihli “Convention Relating to the Status of Refugees”  ve ardından gelen 1967 tarihli “Protocol Relating to the Status of Refugees”e uygun bir şekilde yasal olarak sığınma talep ediyorlar. Potansiyel sığınmacılar deniz aşırı yasaklar ile engellendiğinde, uygun olmayan koşullarda fazlasıyla alıkonulduklarında veya giriş yapmalarını kısıtlayıcı yasal yorumlamalar ile reddedildiğinde, uluslararası hukukun koruması kayboluyor.

Son olarak, yasaklama çabaları tacirlerin sömürdükleri insanlar üzerinde değil, kaçakçıların üzerinde yoğunlaşmalıdır. Göçlerin yer altına daha fazla inmesini engellemek için dikkatli olmak zorundayız, aksi takdirde göçmenlerin umutsuz durumundan faydalanıp onları ağlarına düşürerek telaffuz edilemeyecek miktarlarda kâr elde eden suç çetelerine ekstra fırsatlar sunuyor oluruz.

Bu yazı kontrolsüz göç için bir çağrı değildir. İster Akdeniz ya da Andaman denizinde batıp kaybolan botlar, isterse Güney Afrika, Hindistan ya da başka bir yerdeki yabancı düşmanlığı vahşeti olsun, göçü engelleme çabalarının insan hayatı için felaket sonuçlar doğurarak başarısız kalmaya mahkûm olduğu gerçeğini kabul etmemiz çok önemlidir.

Daha yüksek tel örgüler inşa etmek cevap olamaz. Bizler en fakir ve en muhtaç durumda olanları kaçmakta oldukları şartlardan kurtarana kadar göçler devam edecektir. 1980’lerin başında, Birleşmiş Milletler Mülteci Kurumu’nda çalıştım ve Avrupa’nın politika liderlerinin, entelektüellerinin ve akademisyenlerinin Vietnam’dan kaçan insanlarla dolu tekneleri nasıl desteklediklerini hatırlıyorum. Bugün aynı şekilde bir araya gelmek tüm dünyanın ahlaki görevidir.

Kaynak: Migration Realism

* Birleşmiş Milletler eski genel sekreteri ve Nobel Barış ödülü sahibi Kofi A. Annan aynı zamanda barış, kalkınma ve insan haklarına karşı tehditlerin üstesinden gelmek üzere politik güçleri harekete geçirmeyi amaç edinmiş olan Kofi Annan Vakfı’nın başkanıdır. Annan ayrıca “The Elders” ve “Africa Progress Panel”a başkanlık yapmaktadır.

Yorum Ekleyin

Yorum yapmak için tıklayınız