Nasıl Bir Dünyada Yaşamak İstersiniz?

Yazar: Guy Ryder
Çeviren: Mustafa Can Güripek

Dünyamız eşi benzeri görülmemiş bir hızla değişime uğruyor. Teknoloji, demokrasi, iklim değişikliği ve küreselleşme gibi faktörler önemli oldukları için, belirsizlik yarattıkları için, bazı durumlarda değişimin korkusundan kaynaklı öncelikli konular olarak görülüyor.

Fakat, Asya’da tecrübe edilen 50 yıllık değişim genellikle pozitiftir. Bu değişim Asya’ya zenginlik getirmiş, milyonlarca insanı yoksulluktan kurtarmıştır. Bugün, bölgedeki işçilerin yaklaşık yarısı ve aileleri orta sınıf veya üst sınıf olarak sınıflandırılıyor. (Bunun hesaplanmasında kişi başı günlük 5$ harcama yapılması baz alınıyor)

Eğitim sistemindeki iyileştirmeler ve farklı alanlardaki birçok yatırım; insanların kırsaldan daha pahalı üretimin ve hizmetlerin olduğu yerlere göç etmelerine sebep oldu. Sosyal koruma her geçen gün genişliyor. Emeğin verimliliği, küresel oranların neredeyse iki katına yükselmiştir.

Ama zenginlik her bireye eşit şekilde dağılmıyor. Gelir eşitsizliği ve sosyal eşitsizlik bazı bölgelerde özellikle de marjinal gruplar arasında giderek genişliyor. Bölgedeki on işçiden biri hala oldukça yoksul bir hayat sürüyor. (Günde 1.90 $’dan az harcama yapıyor) Bir milyondan fazla insan güvenceli işlerde çalışamıyor.

Düzenli işlerin düzensiz hale gelmesi gibi endişeli durumlar hala mevcut, kontratlar geçici olarak veya yarı-zamanlı düzenleniyor. Dolayısıyla, bu sorun kendi kendine düzelmiyor ama nasıl bir değişime ihtiyaç duyuluyor? İstediğimiz geleceğe ulaşmak için bu küresel trendleri nasıl şekillendirmeliyiz?

Ben burada çok net bir cevap verebilirim. Geleceğimiz mutlaka düzgün/uygun iş kavramlarına ve sosyal adalete dayalı olmalıdır. Yerleşmiş düzgün iş ve sosyal adalet politika yapmanın çekirdeğini oluşturur ve basit bir tanımlama yapmak gerekirse; diğerlerini içimize almadığımız sürece, hiç birimiz daha iyi bir dünya inşa edemeyeceğiz.

Kanıt olarak, sosyal adaletsizliğin görmezden gelinmesinin barış, istikrar ve kalkınmayı tehdit etmesinin sebeplerini bulmak için bugünün sıkça konuşulan konularının arka planına bakmalıyız. Düzgün işin önemi, kapsamı ve sürdürülebilir kalkınmaya olan etkisi uluslararası düzeyde Birleşmiş Milletler’in 2030 Ajandası’na özellikle de 8.Bölüm’e yansımıştır ve tanımı yapılmıştır.

Bütün mega trendleri Sürdürülebilir Kalkınma Ajandası’nı desteklemeleri için ve bütün bireylerin maksimum fayda sağlayacağı, eşit dağılımın olacağı geleceğin dünyasını şekillendirmek için kullanmak zorundayız.

Asıl soru ise “Nasıl?”. Birkaç gün içinde (6 Aralık ve 9 Aralık 2016 arasında) yüzlerce hükümet lideriyle, işçi ve işveren kuruluşların temsilcileriyle, akademisyenlerle ve diğerleriyle bu konuyu tartışmak için Dünya Çalışma Örgütü’nün 16. Asya ve Pasifik Bölgesi Toplantıları’nda Endonezya Bali’de buluşacağım.

Delegeler 40’dan fazla Asya, Pasifik ve Arap ülkesini temsil ediyorlar. Bu nereden bakarsanız küresel iş gücünün %60’ını oluşturuyor. Başarılı olma arzusu olan bu forum sadece 4 yılda bir kere düzenleniyor ve çok farklı alanlardaki aktörleri nadir görülebilecek uluslararası bir sistemde bir araya getiriyor. (Başka hiçbir yerde hükümet liderleri, Dünya Çalışma Örgütü, işçi ve işveren liderleri aynı masaya oturarak pazarlık yapmıyor.) Bu da bizim tartışmalarımızın gerçek temsil düzeyine erişmesine ve politika yapıcıları zorlamasına imkan veriyor.

Ülkeler ekonomik, sosyal, siyasi ve coğrafi olarak çok çeşitli grupların içinde bulunuyor olsalar da, hepsi bu toplantı için hazırlanıyor. Ben onları yüzlerini aynı noktaya döndürmelerini sağlamak için, aynı sorunlara odaklanmaları için cesaretlendireceğim.

Eğer politikalarını yeni trendlerle kombine ederek güçlendirirlerse, bölgesel genişlemeyi sağlayabilirler. Birbirleriyle anlaşmalı şekilde oluşturacakları programlar kapsamlı ve sağlam bir bölge olma yolunda kaldırım taşları olacak. Aynı zamanda düzgün iş ve sosyal adaleti de sağlamış olacaklar.

Bizim etkileyici istatistiklerden ziyade, sürdürülebilir ekonomik gelişmeye ve iş geliştirmeye ihtiyacımız var. Sadece iş dünyasıyla bağlantılı, uluslarası haklara ve daha kaliteli işlere adapte edebilmiş, iş dünyasıyla bağlantılı olan güçlü kuruluşlar ortaya çıkarsa büyüme ve gelişmeler kalıcı hale gelir.

Dünya Çalışma Örgütü’nün kabul edilmiş sekiz amacının bu bölgede hayal kırıklığı yaratan seviyelerde olduğunu da belirtmeliyim. Bu standartlar, iş dünyasındaki temel insani hakları, çocuk işçileri, suçu ve haberleşme özgürlüğünü kapsıyor. Ama sadece 47 Asya Pasifik Dünya Çalışma Örgütü üye ülkesinden sadece 14’ü bu standartları içeren anlaşmayı imzalamış durumdadır. Asya-Pasifik ülkeleri dünyayı birçok alanda yönlendirip, yönetiyorken bu alanlardan biri de neden çalışma yerleri standartının belirlenmesinde olmasın ki?

Adaletin ve eşitliğin geliştirilmesi; bizim çalışma dünyamızın kalbi olması gerekir. Örneğin; Etkili yasallaştırma, sosyal güvenlik sistemleri, ücret ayarlamasının değerlendirilmesi ve kolektif pazarlık.

İşçi haklarının sınırlarda bitmediğinin farkına varmalıyız. Bugün, iş gücünün göçü devasa boyutlara ulaştı ve sürekli de artıyor. Bir çok Asya- Pasifik ülkesinin ekonomisi büyük çoğunlukla göçmen işçilere dayanıyor. Bunlar duruma göre göç veren veya göç alan ülke konumunda olabiliyorlar.

Ne zaman iş gücünün göçü düzgün bir şekilde idare edilirse, ücretlerin durumuna göre, ihtiyaca göre işçi göçü sağlanabilen bir kanal oluşturulabilir. İşçilerin ve ailelerinin, göç alan ve göç veren ülkelerin aynı anda kazanabileceği çok yönlü bir sistem kurulabilir ve hatta kurulmalıdır.

Ve de çok önemli olarak, etkili sosyal diyaloğa ihtiyacımız var. Bu söylediklerimden hiç biri tartışmadan ve pazarlık yapmadan, gerçek ekonomide parayı tutan kimselerle çarpışmadan sağlanabilecek şeyler değil. Hükümetler, işçiler, işverenler politika yapım sürecinde ve uygulamada birbirlerine eşit koşullarda, saygılı bir şekilde rekabet etmeli, sağlam argümanlar kullarak diğerlerinin görüşlerini çürütmelidir.

2030 Sürdürülebilir Kalkınma Ajandası, mevcut çalışma dünyasını bize gelecekte istediğimiz kapsamlı,düzgün, eşit bir çalışma dünyasına dönüştürmemiz için bir şans veriyor. Büyük politik isteklerle karşılaşılacağı için zor olacak, uzun vadeli düşüncelere, birlikte organize olmuş karmaşık kuruluşlara ihtiyaç olacak.

Ben, bölge ülkelerinin bunun üstesinden geleceğine güveniyorum.

Kaynak: What kind of world do you want to live in?