Fikriyatla Hissiyat Arasında Bir Göç Analizi

Göç, insanlık tarihinin en temel ve etkili olgularından,sosyal bilimlerin önemli ilgi alanlarından biridir.En yalın haliyle bireylerin ve grupların yer değiştirmelerini ifade etse de çok boyutlu/çok katmanlı bir olgu oluşu ve sürekli tekrarlanışıyla her zaman insanlık gündemini meşgul etmiştir. Akademisyenlerin ve bilim adamlarının göçle ilgili tasniflerinde mesafe, sebep, amaç ve yasal durum gibi değişkenler rol oynamaktadır. Buna göre; iç-dış göçler, zorunlu-gönüllü göçler, yasal-yasadışı göçler gibi sınıflandırmalar yada klasik göç teorilerinde bahsedilen ekonomi temelli itici-çekici unsurlar bir vakıa olarak göçü anlamamıza yardımcı olsa da ortaya konulan fotoğraf göçün geniş ve derin insani etkisini yansıtmada, vakıanın sosyo-psikolojik yönünü açıklamada yetersiz kalmaktadır.Bu yetersizliğin sebepleri olarak göçmenleri nesneleştiren, rakamlara indirgeyen yerleşik bakış açısı ve devletlerin gündelik çıkar odaklı politikalar izlemesi sıralanabilir.

Bir yönüyle kopan ve kurulan insani bağları ifade eden göç, diğer yönüyle insanın kurtulduğu bağlara, ilişki ağlarına ve ağırlıklara işaret eder. Göçmenler dünya tarihinde kritik roller oynamış, kadim zamanlardan günümüze kadar değişim ve yenilik hareketlerinde göçmenlerin önemli katkıları olmuştur.Değişim ve yeniliklerde öncü olmalarında göçmenleri yeni fikir ve hareket biçimlerine bir nevi icbar eden ‘göçmenlik halinin’ payı olsa gerektir.

İnsanlık tarihinde pek çok önemli göç hareketi yaşanmıştır. İslam tarihinin en önemli olaylarından Hicret, Avrupa’yı şekillendiren Kavimler Göçü, Yeni Dünya’yı oluşturan göçler (ABD, Avustralya, Yeni Zelanda) ,  Türklerin Orta Asya’dan Anadolu başta olmak üzere oldukça geniş bir coğrafyaya yayılmaları, Afrika merkezli göçler tarihin akışını değiştiren örneklerden sadece birkaçıdır.Bu yazı göçün sosyo-psikolojik yönünü yansıtmak için farklı ve mütevazi bir çerçeve sunmak gibi özel bir maksada matuftur. Sunulan çerçeveyi ‘fazlasıyla sübjektif’ bulanlar olabilir. Bu tabiidir. Ancak yapılmaya çalışanın bir ‘anlama girişimi’, bir ‘deneme’olduğu unutulmamalıdır.

Göçün insandaki yansımalarını birbirleriyle ilişkili beş kavram üzerinden açıklamaya çalışacağız. Her kavram göçle ve birbirleriyle ilişkili olmakla beraber aralarında bir hiyerarşi bulunmamaktadır. Bu kavramlar MEKAN, HİCRAN, İMTİHAN, İMKAN ve HÜSRAN dır. Bu kavramların hepsi değişim çarpanı ile bağlantılı olarak göç sürecinin çeşitli aşamalarında durumlara dönüşür.

Mekan :Yaşamak bir ortamın çaresiz tutsağı olmaktır. İnsan ancak burada ve şimdi yaşar. Yaşam bir anlamda mutlak güncelliktir.’ diyen Ortega y Gasset insan-mekan ilişkisini felsefi düzlemde olanca açıklığıyla ifşa eder. Yaşadığımız mekanları inşa ettiğimiz gibi yaşadığımız mekanlar da bizi inşa etmektedir. Mekanın değişmesi bir yönüyle hayata ilişkin bir çok şeyin değişmesi anlamına gelir.Mekandaki değişme hem göçün temeli hem de ileride bahsedilecek tüm durum ve hallerin ortaya çıkmasının sebebidir.

Hicran: Hicret ile aynı kökten hicran kelimesi TDK sözlüğünde şu şekilde karşılanmaktadır:

-Bir yerden veya bir kimseden ayrılma, ayrılık.

-Ayrılığın neden olduğu onulmaz acı.

Hicran kelimesi göçün insan ruhunda bıraktığı izleri en iyi anlatan kelime belki de. Hicran yarası deyimi de ayrılığın sebep olduğu onulmaz acıdan mütevellit. Dilimizde gurbet, sıla, vuslat, hasret gibi kelimelerle birlikte hicran da derin anlamı ve zengin çağrışım gücüyle dikkatimizi çekiyor. İnsanlık tarihinin bütün göçmenlerinin hissiyatını ifade edebilecek bir kelime olarak gözüküyor.

İmtihan: Göç hem kendisine yol açan sebepler hem de göç süreci ve kurulan yeni hayatlar itibariyle imtihanlarla dopdoludur. İnsanları göçe zorlayan, teşvik eden sebepler yani savaşlar, siyasi-sosyal krizler, ekonomik sıkıntılar yada fırsatlar bütünüyle imtihan dahilindedir. Göçmenler hayatla ve var olmakla ilgili ciddi meydan okumalarla yüzleşmektedirler. Bu meydan okumalar göçmenler için imkana dönüşme ve hüsrana sebep olma (bazı durumlarda ikisi aynı anda gerçekleşir) potansiyeline sahiptir. Bu risk hali daha önce bahsettiğimiz göçmenlerin yenilikçilik tarafını kamçılayabilir.

İmkan: İnsan zaman ve mekanla kuşatılmış, tarih ve coğrafya bağımlı bir varlıktır. Hafıza sahibi oluşu ve toprakla ilişkisi insanlığın yeryüzündeki bütün macerasına yön vermiştir. Göçler hafızayı bazen silen, bazen üstünü örten/derinliklere gömen ve bazen de tazeleyen trajik süreçlere dönüşebilmektedir. Göç sürecinde göçmenin mekanla ve toprakla ilişkisi adeta yeniden formatlanmaktadır. Yeni ilişki ağları kurulmakta bu ağlar göçmenler için hem yeni coğrafyada tutunmayı kolaylaştırmakta hem de yeni imkanlar sağlamaktadır. Bu imkanlar özellikle öncü göçmenler için ciddi bir avantaja dönüşebilmektedir.

Hüsran: Göç yaşanan bir hüsranın neticesinde doğabilir yada hüsrana sebep olabilir. Çünkü göç yıkılan,değişen düzen demektir. Bu yönüyle imkanlarla beraber riskleri de bünyesinde barındırır. Bu riskler çoğu zaman trajik neticeler doğurur. Maddi manevi yıkımlar ve kayıplar göç süreçlerinin üzücü olmakla birlikte neredeyse kaçınılmaz sonuçlarındandır.

Oluşturmaya çalıştığımız çerçevedeki kavramlar açıklanabilir, çerçeveye yeni kavramlar eklenebilir. Bu yazıda son beş yılda ilgilendiğimiz, sohbet ettiğimiz on binlerce uluslararası göçmene dair gözlem ve tecrübelerimizden faydalandık.Yaptığımız iş avantajımız oldu. Ayrıca yüksek lisans tez konumuz göçmenler üzerineydi. (Göçmen Ağları ve İstanbul’a Göç Eden Irak Türkmenleri) Türkiye’de 1980 sonrasında uluslararasılaşan göç hareketleri genelde Osmanlı hinterlandı ile bölgemizdeki diğer ülkelerdeki ‘krizlerden’ kaynaklanmıştır. Son beş yıldaki Suriye kaynaklı göçlerde bu kapsamdadır. Görünen o ki mülteciler Türkiye’nin ve dünyanın gündemini uzun süre daha meşgul edecek. Bizde göçmenler ve göçmenlik halleri üzerine düşünüp yazmaya devam edeceğiz.

Yorum Ekleyin

Yorum yapmak için tıklayınız