Prof. Dr. Korkut Boratav Hoca İle Röportajımız

boratav-kucuk Türkiye’nin yetiştirdiği önemli akademisyenlerden biri olan Marksist iktisatçı Korkut Boratav 1935‘te Konya’da doğdu.
1959 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1960 yılında tamamladığı Maliye Teorisi yüksek lisans eğitimi sonunda Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne asistan olarak girdi. 1964‘te, aynı fakültede, “iktisat doktorası”nı tamamladı.

1964-66‘da Cambridge Üniversitesi‘nde araştırmalar yaptı. 1972‘de doçent oldu. 1974‘te Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi‘nde danışmanlık yaptı. 1980‘de Ankara Üniversitesi Senato’sunca profesörlüğe yükseltildi.

1983‘te Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nca 1402 sayılı yasaya göre Üniversitedeki görevine son verildi. 1984-1986‘da Zimbabwe Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Danıştay kararıyla yeniden Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne dönen Boratav, bu okuldan 2002‘de emekli oldu.

Twitter:@korkutboratav

Bizde, sizler için Prof. Dr. Korkut Boratav‘a çeşitli sorular sorduk. İyi okumalar!

1-Sosyalizm ve Marksizm’in geçmişteki ve günümüzdeki durumuna baktığımızda ne gibi farklılıklar görüyorsunuz? Sosyalizmi ve Marksizm’in durumunu Türkiye ve dünya açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Marksizm diyalektik ve tarihsel maddecilik üzerine inşa edilen ve modern toplumların (yani kapitalizmin) gelişim yasalarını araştırmayı hedefleyen bir düşünce sistemidir. Bu özelliğiyle yaşamaktadır; yeni katkılarla gelişmektedir ve günümüz dünyasını, toplumlarını kavramada rakipsizdir.
Ancak, Marksist kuramın bir de pratik, eyleme dönük boyutu vardır. Bu boyutu, var olan dünyayı (kapitalizmi) insanlığın tarihsel özlemleri olan, sınıfsız, devletsiz, eşitlikçi, sınırsızca demokrat doğrultuda dönüştürmeyi hedefler. Marksist öğretiden esinlenen sosyalist, sosyal demokrat, komünist, kısmen anarşist hareketlerin tarihsel bilançosu ise tartışmalıdır. “Reel sosyalizm” deneyimlerinin önemli örnekleri tarihe karışmıştır.
Bu saptama, Marksist kuramın dünyayı (kapitalizmi) kavramadaki üstünlüğünü ortadan kaldırmaz. Sadece bu kuramın “eyleme rehberlik etme” iddiasının başarısızlığını ortaya koyar. Esasen, Marx ve takipçilerinin kuramsal katkıları içinde bu ikinci boyuta ilişkin kalıcı, genel-geçer yoktur. Devrimci hareketlerin muhalefet ve iktidarlarına yerel ve güncel koşulların belirlediği önermeler, çözümler Marksist kuramın özü ile aynı düzlemde görülemez.
Dolayısıyla Marksizm vazgeçilmez bir düşünce sistemi olarak yaşamaktadır. Tarihsel sosyalizm deneyimlerinin bilançoları ise olumlu, olumsuz dersleri ile tartışılmaktadır. Dünyayı dönüştürmeyi hedefleyen devrimci, reformcu siyasi pratikler içinde değerlendirilmektedir; değerlendirilecektir.

2-Günümüzde kapitalizm eleştirilerinin içinin dolu olduğuna inanıyor musunuz? Bu ve sonuçları eleştirilerin kapitalizm sisteminde bir değişikliğe yada yumuşamaya yol açabileceğini düşünüyor musunuz? 

Kapitalizmin güncel eleştirileri, başta Marksist öğretiden esinlenenler olmak üzere, geçerlidir; kapitalizmin özünü, sorunlarını açık seçik teşhir etmede başarılıdır.
Toplumsal sistemler sadece düşünsel eleştirilerle değiştirilemez. “Sistem kötü; ama daha iyisi, başka seçenek yok” algılaması kurulu düzenin ana dayanağıdır. Dönüşüm, mağdurların kolektif ve aynı doğrultudaki mücadelesiyle gerçekleşebilir. Bu mücadelelerin yakın geçmişteki bilançosu tamamen olumsuz değildir; ancak başarılar sınırlı, yetersiz kalmıştır.

3-Türkiye ekonomisinin bugün itibariyle durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Emperyalist sisteme kronik ve giderek artan bağımlılığı olan; dış çalkantılara karşı aşırı kırılgan, dinamizmini yitirmiş, giderek durgunlaşan; olgunlaşmayan kapitalist bir ekonomi…

4-Türkiye tarihi boyunca devletin ekonomik hayattaki merkezi pozisyonu ile iktisadi açıdan gelişmiş ülkeler seviyesine çıkılamayışı arasında bir ilişki görüyor musunuz?

Devletin sürükleyici rolündeki gerilemeyi Türkiye burjuvazisi telafi edememiş; bu nedenle 1980 sonrasında büyüme göstergeleri sadece “orta halli” bir seyir göstermiştir.

5-Türkiye İktisat Tarihi kitabınızda 1985 itibariyle burjuva devriminin tamamlanamadığını ve popülizme mahkum bir ekonomik yapının varlığını belirtiyorsunuz. 80’ler sonrası dışa açılma ve 2000’lerden günümüze yaşanan gelişmeler bu süreci ne kadar değiştirdi?

Burjuva devrimleri, “eski toplum”un, yani Orta Çağ düzeninin ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel ögelerinin kesin tasfiyesi ile tamamlanır. Bu, ülkeye özgün koşullar içinde aydınlanma anlamına gelir. Türkiye, 1944’te köklü bir toprak reformunu yapma fırsatını kaçırmış; çok partili rejime sol akımları tasfiye ederek ve tutucu, gerici sınıfların siyasete ağırlık koymasını sağlayarak geçmiştir.
Bu tutuculuk, giderek güçlenmiş; bugün Orta Çağ değerlerini hortlatmayı hedefleyen bir akımın siyasete hakim olması ile sonuçlanmıştır. Aydınlanmacı birikimin kökenleri, Cumhuriyet öncesine gider; ortadan kalkmamıştır. Dolayısıyla geleceği hangi akımın belirleyeceğini şu anda öngöremiyorum.

6-Türkiye iktisat tarihi 1908-2005 isimli kitabınızda 1989 sonrası dönemi uluslararası finans kapitalin egemenliğine sancılı geçiş dönemi olarak niteliyorsunuz. Bu süreç devam ediyor mu? Sonraki dönemin ismi, niteliği ve temel unsurlarına ilişkin öngörüleriniz nelerdir?

“Sancılı geçiş”, aşağı yukarı tamamlanmıştır.

7-Akademik hayatınız boyunca gözlemleriniz ve tecrübelerinizden yola çıkarsak, bugün geldiğimiz noktada Türkiye’de eğitim ve öğrenci kalitesi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

2002’de emekli oldum ve o tarihten sonra öğrencilere ders vermedim; üniversite hayatının içine girmedim. Bir genelleme yapmam yanıltıcı olur.

8-Genç akademisyenlere iyi bir akademisyen olabilmeleri ve nitelikli çalışmalar yapabilmeleri için neler tavsiye edersiniz?

Gençleri, internet dünyasının fikri rehavet, göreli tembellik yaratma olasılığına karşı uyarmak isterim. Basılı kitapların, dergilerin dünyasından; kütüphanelerden kopmamaları iyi olur. Nicel, istatistiki çalışmalarda hazır bulguları ihtiyatla kullanmalarını; mümkün mertebe veri tabanlarına girerek denetlemelerini; kendi bulgularını üretmeye çalışmalarını da tavsiye ederim.