İngiltere Neden Avrupa’da-Avrupa’ya Ait Kalmalı?

Yazar: Simon Johnson
Çeviren: Serdar Serdaroğlu

Birleşik Krallık, 23 Haziran tarihinde Avrupa Birliği(AB)’den çıkıp çıkmama konusunda bir referandum düzenleyecek. Birleşik Krallığın(UK) Avrupa Birliği’nden ayrılma tartışmasının(Brexit)1 ekonomik tarafında üç ana soru bulunmaktadır. Bunlar:
Avrupa Birliği esasları Birleşik Krallık üzerinde büyümeyi engelleyici-boğucu bir sistemi mi dayatıyor?
Birleşik Krallığın AB’den olası ayrılığı Britanya ihracatı için fırsatları arttırır mı?
Ve AB’den çıkacak olmanın finansal istikrar üzerindeki muhtemel etkileri neler olabilir?

Bunlar karmaşık meseleler, ancak Avrupa Reform Merkezi’nin (Centre for European Reform – CER) Haziran 2014 tarihli raporu2  ilk iki soruya dair mantıklı bir açıklama sağlamaktadır. Ve yakın zamanda İngiltere Merkez Bankası (Bank of England – BoE) son soruyu açıkça irdelemiştir.3 Ekonomik açıdan bakıldığında, gerçekler AB’de kalmak lehine görünüyor.

Bu şekilde hararetli ve nispeten teknik sayılabilecek olan tartışmalar öncelikle hangi uzmanlara güvenilmesi gerektiği kararına bağlıdır. Avrupa Reform Merkezi – CER raporunu hazırlayan komisyon Avrupa Birliği’nin gerçekten nasıl çalıştığına dair herhangi bir önkabul ve yanılsama içinde olmayan etkili bir grup Britanyalı-Avrupalı iktisatçılar ile geçmiş dönem politika yapıcılarından oluşmaktadır. Aynı şekilde, İngiltere Merkez Bankası’nın – BoE ‘Finansal-Mali Politikalar Komitesi’4 de 2008 finansal krizi sonrasında pusuda bekleyen-olası sistemik risklerin gerçekten neler olduğunu siyasal otoriteye ne yapılması gerektiğini söyleyebilecek bir yapıda dizayn edilmişti.

CER raporu reel (finansal olmayan) ekonomik sorunlara dair en güçlü rapordur. Bu rapordaki en tartışmalı nokta Britanya ekonomisinin Brüksel tarafından veya Avrupa Birliği müktesebatının yükümlülükleri nedeniyle dayatılan bürokratik işlemler neticesinde geri bırakılıp bırakılmadığıdır.

Bahsi geçen bu tür büyüme-boğucu etkileri eldeki verilerde bulmak hayli zordur. Avrupa Reform Merkezi – CER,  Birleşik Krallıktaki ürün5 ve emek piyasası düzenlemelerinin6 Batı Avrupa’dan ziyade Amerika Birleşik Devletlerine daha yakın olduğuna ve bununla beraber OECD’nin girişimcilikten iktisadi engel değerlendirmelerine kadar aynı modele sahip bulunduğuna dikkat çekiyor.

Dünya Bankası’nın 2016 yılı için hazırladığı ve dünyanın hemen hemen tüm ülkeleri için en güncel ‘İş Yapma Kolaylığı’ – fırsat bilgilerini içeren “Doing Business Indicators”7 CER’in değerlendirmeleri tarafından da doğrulanmaktadır. Bu göstergeler mükemmel olmamakla beraber, bürokratik işlemler ile ilgili konulara değinmektedir. Buna göre Britanya, Amerika Birleşik Devletlerinin bir basamak üstünde ve sadece Singapur, Hong Kong(Çin’e bağlı Özel İdari Bölgesi)8 ve Yeni Zelanda gibi bazı iş dünyası dostu-ticareti destekleyen ülkelerin gerisinde dünyada altıncı sırada yer almaktadır.

Diğer önde gelen AB ülkeleri ise business-iş yapmaya dair çok daha fazla engele sahiptirler. Örneğin Almanya bu listede 15. sırada yer alırken, Fransa ancak 27. sırada kendisine yer bulabilmiştir. İtalya, 45. sırada yer alan bir ülke olarak, kaynağı Brüksel olmayan ama kesinlikle endişelenecek bir takım problemlere sahiptir. Burada AB tarafından aşağıya çekilen, olumsuz etkilenen bir Birleşik Krallık’a dair hiçbir iz yoktur. Eğer bir şey olmuş olsaydı, Birleşik Krallık uluslararası ticarette mülkiyet kaydı, inşaat ruhsatları, bürokrasiyi minimize etmek dâhil olmak üzere iş ortamının bazı boyutları üzerinde Danimarka (bir AB üyesi olarak bahsi geçen listede dünyada üçüncü sıradadır) gibi olmayı hedefleyebilirdi.

Ticaret konusunda ise, değerlendirme daha da basittir. Avrupa entegrasyonunun tam da merkezinde yer alan, tarife ve diğer engeller de dâhil olmak üzere ticaretteki sınırlandırmaları temsil eden bir fikir olarak gerçekleşebilir ve ticaret hacmini azaltmış olabilirdi. CER’in görüşüne göre ise, AB üyeliği Birleşik Krallık’ın diğer AB üyesi ülkelerle mal cinsinden yaptığı ticareti % 50’den fazla oranda arttırmıştır.

AB’den ayrılmak İngiliz Milletler Topluluğu içinde veya Çin gibi gelişmekte olan piyasalar ile mevcut olmayan yeni sağlam ticaret olanaklarının yaratılmasını sağlar mıydı? Bu son derece zor görünüyor.

Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği arasında ufukta belirmiş olan en büyük ticaret anlaşması Trans – Atlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP)9 anlaşması Birleşik Krallık’ı etkileyecektir. Bu tür mega – bölgesel ticaret anlaşmaları detayındaki birçok sorunla beraber karmaşık yapıdadır. TTIP büyük olasılıkla önümüzdeki ABD başkanlık seçimlerinden sonraya kalacak gibi görünürken, Britanya’nın kesinlikle bu anlaşmanın müzakere masasında olması gerekiyor.

Uluslararası ticaret, hizmetlerin sunumundaki rekabeti minimize eden tarife dışı kuralların her türlüsünü içeren engellerin karşılıklı azaltılmasına dönük ticaret anlaşmaları ve daha büyük bir pazara erişim ile ilgilidir. Britanya bahsi geçen bu hizmet sunumu ticareti serbestliğini iyi bir şekilde gerçekleştirecektir. Ama bu tip görüşmelerde (TTIP Müzakereleri gibi) doğrudan yer alan bir ülke bu reform ve serbesti uygulamalarını genellikle daha iyi bir şekilde gerçekleştirebilir.

Brexit’in finansal sektör üzerindeki etkisi açısından bakıldığında; daha geniş stabilite endişelerine ek olarak; BoE-Finansal Politika Komitesi oldukça net ve açıktır. ‘Abartılmış ve uzun süreli belirsizlik’, yaklaşan referandum nedeniyle, “sterlinde bir başka değer kaybına yol açabilecek ve Birleşik Krallık’daki borçluların geniş yelpazesi için finansal maliyet ve kullanılabilirliği maliyet cinsinden olumsuz etkileyebilecek bir yatırımcılar için Birleşik Krallık varlıklarının risk primlerini arttırma potansiyeli vardır.” Bunun tüketiciler veya iş yatırımları (business investments) için iyi olma olasılığı yoktur.

Uzun vadede, Birleşik Krallık finans sektörünün daha iyi bir şekilde düzenlenmiş olması gerekirken; hiç kimse başkaca önemli bir finansal-mali bozulma istemiyor. Ancak böyle kural ve düzenlemeler sadece mevcut uluslararası ve Avrupa Birliği çerçevesinde mümkün görünmektedir.

Brexit tartışması ile gündeme gelebilecek diğer ekonomik hususlar hem ufak sorunlara tekabül ederken hem de dikkati başka yöne çekmeye yarayacak hususlar olacaktır. CER raporu gösteriyor ki; AB üye ülkelerinden Birleşik Krallık’a gelen işgücü göçü Birleşik Krallık ekonomisine fayda sağlamaktadır, çünkü bu durum daha fazla gencin vergi ödemesi anlamına gelmektedir. Ve Brexit sonrası İngiltere hükümet harcamaları da büyük olasılıkla küçük olacaktır.

AB üyeliği tabi ki sadece ekonomi ile ilgili değildir. Ortada ayrıca Britanya’nın dünyadaki rolü ile ilgili de önemli bir tartışma bulunmaktadır. Ancak Birleşik Krallık’ın; eğer AB’den ayrılma durumu olursa; dünya ölçeğinde nasıl bir prestij ve öneme sahip olacağı ya da etkisinin artıp artmayacağını kestirmek hayli zordur ve özellikle böyle bir sonucun Britanya ekonomisi üzerinde kayda değer anlamda olumsuz etkisi de olacaktır.

1 BREXIT – (British Exit from the European Union): Birleşik Krallığın AB’den ayrılması.
2 https://www.cer.org.uk/sites/default/files/smc_final_report_june2014.pdf
3 http://www.bankofengland.co.uk/publications/Pages/news/2016/032.aspx
4 http://www.bankofengland.co.uk/financialstability/Pages/fpc/whatis.aspx
5 http://www.oecd-ilibrary.org/economics/the-2013-update-of-the-oecd-s-database-on-product-market-regulation_5js3f5d3n2vl-en;jsessionid=2e8gnrau30678.x-oecd-live-03
6 http://www.oecd.org/els/emp/oecdindicatorsofemploymentprotection.htm
7 http://www.doingbusiness.org/~/media/GIAWB/Doing%20Business/Documents/Annual Reports/English/DB16-Full-Report.pdf
8 Hong Kong SAR(Special Administrative Region), China.
9 http://ec.europa.eu/trade/policy/in-focus/ttip/

Orjinal Metin: Why Britain Should Remain European

Yorum Ekleyin

Yorum yapmak için tıklayınız