Büyümenin Maliyeti

Yazar: Prof.Dr. Öner Günçavdı

Cari açık vererek büyümenin maliyeti üstüne kısa bir not

Büyüme performansı bakımından 2000’li yıllar yeni gelişen piyasa ekonomilerinin (emerging market economies) yılları oldu. Aralarından Türkiye’nin de bulunduğu bu ülkeler, uluslararası konjonktürün sağladığı imkanlardan da yararlanarak yüksek büyüme oranlarına ulaşabildiler. Bazıları bunu fırsat bilerek, elde ettikleri kaynaklarla birtakım yapısal sorunlarını giderip, uzun dönemde uluslararası rekabet gücünü arttırmayı amaçlayan reformlar hayata geçirdi. Bazıları ise, yapısal reformlara karşı mesafeli bir duruş sergileyerek, bu kaynakları daha çok altyapılarının iyileştirilmesinde ve tüketimin finansmanında kullanılmayı tercih etti.

Olumlu uluslararası konjonktürün ilelebet sürdürülemeyeceğinden yola çıkan ilk gruptaki ülkeler, dış kaynak bağımlılıklarını azaltacak reformlara ağırlık vererek, dünya piyasalarda maruz kaldıkları dış ticaret hadlerini kendi lehlerine değiştirebildiler. Diğer grupta yer alan ülkeler ise, kolay elde edilebilen yabancı mali kaynakların cazibesine kapılarak, ekonomilerinin dönüşümünü sağlayacak reformlarda yeteri kadar ısrarcı olamayıp, büyümek için giderek daha çok yabancı mali kaynak arayışına girdiler. Zira dış ticaret hadlerini kendi lehlerine çeviremeyen bu ülkelerin büyüyebilmeleri için gerekli mali kaynakları temin etmenin başka bir yolu kalmamıştı. Artık konjonktür değişmiş, fırsatlar kaçmıştır. Uzun süredir ihmal edilmekte olan yapısal sorunların sonuçlarıyla yüzleşilmeye başlanmıştır.

Türkiye ekonomisi, 2008-2009 dönemini bir tarafa bırakırsak, 2000’lı yılların ilk on yılında yüksek büyüme performansı gösterdi. Ancak ekonominin verdiği cari açıkların boyutu da o günlere kadar görülmemiş seviyelere ulaştı. Yeterli oranda tasarruf edemeyen Türkiye’de büyüme bir bakıma dış kaynak kullanımına bağlı olarak gerçekleştirildi. Son zamanlarda değişen uluslararası konjonktür nedeniyle mali kaynak bulma sıkıntısına düşen Türkiye de düşük büyümeye mahkum hale geldi.

Gözlemlediğimiz bu durum bizler için yeni değil. Zira Türkiye ekonomisinin cari açıkları tarihsel olarak büyümeye bağlı. Ülke yeterli oranda tasarruf edemeyince, yükselen büyüme oranlarıyla birlikte cari açıklar da artmakta; ekonomi giderek daha çok yabancı tasarruflara muhtaç hale gelmektedir. Yurtiçi tasarrufları arttırıcı tedbirleri almak bu yapısal sorunu gidermenin bir yolu; diğer bir yolu ise dış ticaretten elde edilen geliri arttırabilmektir. Aslında bu da dış ticaret hadlerini ülkemiz lehine değiştirecek reformların yapılıp, ekonomimize rekabet gücü kazandırılması anlamına gelir.

Bu yapısal sorun zaman zaman izlenilen makroekonomik politikaların da etkisiyle kötüleşebilmektedir. Üstüne bu politikaların sonucunda oluşan nisbi fiyat yapısındaki deformasyonlar ve harcama yapısındaki değişimler de eklenince, cari açık sorunu yeni boyut kazanmaktadır. Özellikle cari açıkların dış ticaret hadlerinin ülkemizin aleyhine seyrettiği bir dönemde oluşması, elde edilen yüksek büyüme oranlarının maliyetinin de artmasına yol açmaktadır.

Son zamanlarda enerji fiyatlarındaki düşüşün sağladığı geçici etki neticesinde dış ticaret hadlerinin aleyhimize seyretmesi doğan kayıplarımızın azalmasına imkan sağlamıştır. Fakat arz yönlü yapısal bir gelişmeden kaynaklanmayan bu durum, tamamiyle konjontürel bir gelişme olup, aynı zamanda düşen büyüme oranının cari açıklarda yol açtığı düşme nedeniyle ortaya çıkmış bir iyileşmedir. Bu kısa notun amacı, 13 yıldır cari açık vermek suretiyle büyüyen Türkiye ekonomisinin maruz kaldığı bu maliyetlerin hesaplayıp, sonuçlarını tartışmaktır.

Dış ticaret hadleri ve ekonomide yol açtığı gelir kayıpları

Cari açıkların bir ekonomiyi maruz bıraktığı maliyetler dış ticaret hadleri üzerinden hesaplanabilir. Bu amaçla, zaman zaman literatürde başvurulan basit bir hesaplama yöntemini biz de kullanabiliriz.

Meslekten olmayanlar için dış ticaret haddi en basit manada, birim ihracat gelirlerinin birim ithalat giderini karşılama oranı şeklinde düşünülebilir. Dış ticaret hadlerinin bir ülkenin alehinde olması, birim ihracat gelirinin birim ithalat giderini tam manasıyla karşılayamaması anlamına gelir. Böyle bir durumdaki bir ülkede dış ticaretin gelir kayıplarına yol açması söz konusudur.

Bu kayıp veya kazançları hesaplayabilmek için, yöntem gereği önce nominal ihracat rakamları ihracat fiyat endeksi ile deflate edilerek reel ihracat değerlerine ulaşılabilir. Ardından, bu reel ihracat değerlerini, arzulanan hipotetik bir durumda, ülkenin ihracat gelirlerinin ne olacağının hesaplanmasında kullanılabilir. Bu arzulanan hipotetik durum ihracat fiyatlarının ülke aleyhine gelişmediği, dahası ithalat fiyatlarıyla aynı olduğu bir duruma karşılık gelmektedir. Diğer bir deyişle dış ticaret haddinin 1’e eşit olduğu bir duruma işaret etmektedir.

Ülkenin bu hipotetik durumda elde etmesi beklenen gelire potansiyel ihracat geliri demek de mümkündür. Bu gelir, daha önce hesaplanan reel ihracat rakamının ithalat fiyat indeksi ile çarpılması suretiyle kolayca elde edilebilir. Böylece elimizde biri fiili nominal ihracat değeri, diğeri de hesaplanılan potansiyel ihracat rakamı olmak üzere iki ihracat gelir rakamı bulunacaktır. Bu iki ihracat rakamı arasıddaki farklara bakarak ekonominin maruz kaldığu ihracat gelir kayıp veya kazançları da kolayca hesaplanabilir. Hesaplanan bu fark pozitif ise, fiili ihracat gelir olması beklenen potansiyel gelirden daha fazla demektir ve bu ülke ekonomisi için bir gelir kazancı olarak düşünülebilir. Öte yandan bu hesaplanan değerin negatif olduğu durumda ise, fiili ihracat gelirinin potansiyel ihracat gelirinden düşük olduğu anlamı çıkar ki, bu da ülke ekonomisi için bir gelir kaybıdır.

birikimli-dis-ticaret

Her bir yıl için hesaplanan ihracat gelir kayıp (kazançları) daha sonra birikimli bir hale getirilerek, dış ticaret hadlerinin aleyhte (veya lehte) seyretmesi halinde, ülke ekonomisinin maruz kaldığı birikimli kayıp (kazançlar) değerleri elde edilebilir. Ardından her yıla ait bu birikimli kayıp (kazanç) rakamları da, ilgili yılın GSYİH rakamlarına bölünerek oransal olarak ifade edilebilir. İşte hesaplanan bu oranlar Şekil 1’de görülmektedir.

Hesaplamalarda kullanılan veriler TCMB Veri Dağıtım Sistemi’nden elde edilmişlerdir. Dış ticaret fiyatları doğrudan gözlemlenebilir veriler olmayıp, birim değer endesklerine karşılık gelmektedir. Ayrıca ilgili sitede bu birim değer endeksleri 2010’un birinci çeyreğinden itibaren mevcuttur ve bu yüzden hesaplamalarımız da 2010 yılından itibaren yapılmıştır.

Şekil 1’de 2010 yılının son çeyreğinden itibaren Türkiye ekonomisinin maruz kaldığı dış ticaret hadlerinin aleyhte seyretmesi ciddi gelir kayıplarına yol açtığı anlaşılmaktadır. Bu kayıplar zamanla, birikimli olarak hızla artmış ve 2014 yılının birinci çeyreğinde en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Bu gelir kayıpları, dış ticaret hadlerinin Türkiye aleyhine seyretmesi, aşırı ithalata bağımlılık ve yüksek büyümenin körüklediği yüksek cari açıkların etkisiyle artmaktadır. 2014 yılından bu yana enerji fiyatlarından yaşanan olumlu gelişmeler, sadece TCMB’nin belirttiği gibi enflasyon üzerindeki baskıları azaltmasına değil, aynı zamanda dış ticaretteki gelir kayıplarının da düşmesine imkan sağlamış görünüyor. Muhtemelen dünya piyasalarında enerji fiyatları ile birlikte temel girdi fiyatlarında yaşanan olumlu gelişmeler bu dönüşte etkili olmuştur. Ancak hala bu birikimli kayıpların GSYİH oranının negatif değerlerde seyrettiği görülmektedir.

Sonuç olarak Şekil 1’de gösterilen değerler, büyüyebilmek için cari açıklarını borçlanarak finanse eden Türkiye, dış ticaret hadlerinin de uzun süre aleyhte seyretmesiyle ciddi miktarlarda gelir kayıplarına maruz kalmıştır. Büyümesini kendi üretim imkanlarıyla finanse edebilecek bir dış ticaret yapısı ortaya konulamamıştır.

2002’dan bugüne süre gelen bir dönemin muhasebesi olarak bakıldığında, son 14 yıldır Türkiye yüksek cari açıklar verirken, yüksek büyüme oranlarına ulaşmış ve zenginleşmiştir. Ancak bu başarılar, uzun süre yerli sanayinin ihmal edilip, giderek artan oranda ithalata dayanmaktan kaynaklanan büyük gelir kayıplarının doğması pahasına elde edilmiştir. Maalesef son zamanlarda görülen geçiçi iyileşmeler, enerji fiyatlarının ve arzu etmediğimiz, ama bir süre mahkum olduğumuz düşük oranlı büyümenin bir sonucudur.

Bir bakıma Türkiye ekonomisinin bugün ve yakın gelecekte karşı karşıya kaldığı temel sorunda büyümedir. Dahası ekonomi büyürken maruz kalınan gelir kayıplarının ise minimize edilebilmesidir. Bu kısa notta da ifade edildiği gibi, bu kayıpların azaltılabilmesi dünya piyasalarda maruz kaldığımız dış ticaret hadlerini ülkemiz lehine dönüştürebilmesine bağlıdır. Bu da ticarete-konu-olan imalat sanayi ve tarım gibi ana iktisadi faaliyet alanında rekabet gücümüzün arttırılabilmesiyle gerçekleştirilebilir. Yoksa salt yurtiçi ihtiyaçları gidermeye yönelik inşaat, ticaret gibi hizmet sektörlerinin ekonomideki ağırlığını arttırarak değil.

Yazar/Çevirmen Hakkında

Öner Günçavdı

Yorum Yapın

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler