Göçmenler için 2016 İyi Bir Yıl Olacak mı?

Yazar: Peter Sutherland

Çeviren: Ali Berker

Akdeniz’deki göçmen krizi iki önemli konuda ders verdi. Birincisi, Avrupa ve uluslararası toplumun yardıma gereksinim duyan göçmenleri korumak için tamamen yetersiz bir sisteme sahip olduğudur. İkincisi, bu yetersiz sistemin yol açtığı belirsizlik ve korkudan faydalanan popülist liderlerin siyasi güçlerini artırmalarıdır. Bu siyasi gelişme 70 yıllık yoğun mücadeleler sonucunda inşa edilen özgürlükçü ve hoşgörülü toplumların altını oymaktadır.

İşte bu yüzden Avrupa’da ve küresel düzeyde etkili önlemler alınabilmesi için 2016 yılını çok iyi değerlendirmek gerekir. Eylül ayında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon mültecileri ve korunaksız göçmenleri korumayı hedefleyen adil küresel bir sistemin kurulmasının ele alınacağı olağanüstü bir toplantı düzenleyecektir. Umarız ki ülkeler somut ve kalıcı çözüm önerileriyle toplantıya katılırlar.

Göçmen krizini çözme yönündeki bu türden çabalar 2015 yılında hiçbir şekilde gündeme gelmedi. Aslında uluslararası toplum, yaklaşık 4 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, Lübnan ve Ürdün’e yardım ederek geçen seneki krizin önüne geçebilirdi. Sadece 10 milyar avro civarında bir yardımla, bu ülkeler daha iyi koşullarda barınma, beslenme ve eğitim hizmetlerini sunarak mültecilerin Avrupa’ya kaçma isteğini azaltabilirdi. Önümüzdeki yıllarda, bu başarısızlığın sadece Almanya’ya yıllık maliyeti 21 milyon avrodan daha fazla olabilir.

Ancak insani ve siyasi sonuçlarıyla karşılaştırıldığında, bu krizin finansal sonuçları önemini yitirir. Bir milyondan daha fazla insan hayatlarını tehlikeye atarak Akdeniz’i geçti ve sonra zorlu bir yolculuğa katlanarak Balkanları aştılar. Bu yolculukta yaklaşık 4,000 kişi hayatını kaybetti ve hayatta kalanlar ise pek çok Avrupa ülkesi tarafından kabul edilmedi.

Göçle ilgili yaşananları görmezden gelen veya çarpıtan nefret odaklı milliyetçiliği savunan bencil politikacılar merhametsiz bir şekilde toplumsal endişelerden çıkar sağladı. Örneğin, 11 Eylül 2001’den beri Birleşik Devletlerine yerleştirilen 780,000 mülteciden hiçbiri terör saldırısında bulunmadı. Bu arada, göçmenler yararlandıkları tüm faaliyetlerin ve programların maliyetinden daha fazla vergi ödemektedir.

Bu pozitif iktisadi tabloya karşın, tarihsel olarak özgürlük ve hoşgörü temelli siyasi anlayışın kalesi olan yerlerde bile, yükselme eğilimindeki aşırı siyasi hareketler bazı Avrupa ülkelerinde iktidar olmaya adım adım yaklaşıyorlar. Macaristan ve Polonya’da göçmen karşıtı partiler zaten iktidarda. Başarıları ana akım siyasi partileri de göçmen karşıtı politikaları benimsemesine mecbur etmektedir.

Bu gelişmelerin tümü Avrupa’nın bir bütün olarak hareket etmesi ihtimalini ciddi ölçüde zayıflatmaktadır. Topraklarına sığınan milyonlarca mültecinin işlemlerini yapan Avrupa Birliği’nin ilgili programı kapsamında sadece 190 kadar kişi yeniden yerleştirebildi. Schengen bölgesinde bulunan 6 ülke sınır kontrollerine geçici olarak yeniden başladı. Dünyanın geri kalan kısmı tarafından Avrupa Birliği aşırı milliyetçi ve beceriksiz olarak görülüyor.

Elbette bu krizin çözülmesi sadece Avrupa’nın meselesi değildir; sorumluluk coğrafi yakınlıkla belirlenen bir şey değildir. Ancak Avrupa Birliği varlığına yönelik ciddi bir tehditle karşı karşıyadır. Sadece güçlü bir dayanışma ve dünya liderliğiyle bu tehdidi bertaraf edebilir. İşte bundan dolayı üye ülkeleri çözüm önermede önderlik etmelidir.

Mültecilerin güvenli ve yasal yollarla Avrupa’ya ulaşmalarının sağlanması öncelik verilmesi gereken en önemli konudur. Bu, korunaksız göçmenlerin tümünün kabul edilmesi anlamına gelmemektedir. Ancak, Avrupa Birliği ne kadar göçmen kabul edeceğini belirlerken daha cömert olmalı ve göçmelerin girişlerini kolaylaştıran düzenlemeleri hayata geçirmelidir. Bu yaklaşım, bir yandan göçmenlerin hayatta kalmalarını garanti altına alırken, diğer yandan iltica başvurularının gözden geçirilmesine imkân vererek Avrupa’nın güvenliğini koruyacaktır.

Bu yaklaşım, sığınmacıların Akdeniz’i geçmek uğruna yaşamlarını ve tüm maddi birikimlerini tehlikeye atma güdülerini azaltacaktır. İlaveten, mültecilerin büyük bir kısmını konuk etmeye devam eden ülkelerle dayanışma içinde olunduğunu gösterecektir. Böylece, uluslararası toplumun tüm kesimleri bu sürece katkıda bulunmaları yönünde kendilerini sorumlu hissedecektir.

Bu tartışma 2016 yılında öncelik verilmesi gereken ikinci önemli konuyu işaret etmektedir: Mülteciler ile diğer korunaksız göçmenlere güvence sağlayacak dayanaklı bir küresel siteminin kurulması. Bu da ancak daha fazla ülkenin mülteci kabul etmesiyle başarılabilir. Son yıllarda, Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği sayıları 20 milyonu aşan mültecilerin sadece 75,000’den daha azını yeniden yerleştirebildi. Yerinden edilmiş milyonlarca mülteci ortalama olarak 25 yılını evlerinden uzakta geçirmektedir. Ne zaman evlerine dönecekleri bilmeden arafta sıkışıp kaldılar.

2016 yılında gelişmiş ülkeler, yeniden yerleştirme programı veya insani, öğrenci, işgücü ve diğer vize programları aracılığıyla sayıları yıllık olarak bir milyona ulaşan mültecileri kabul etme konusunda anlaşma sağlamalıdır. Sadece Kanada’nın 50,000 kişiyi bu yıl içinde yeniden yerleştireceğini beyan etmesi bu hedefin ulaşılabilir olduğu açıkça göstermektedir.

Bununla birlikte, uluslararası toplumun Türkiye, Kenya, Lübnan ve Jordan gibi ev sahibi ülkelerdeki mültecilerin uyumunu desteklemesi gerekir. Şimdiki durumda bu ev sahibi ülkeler bir göçmenin yıllık barınma, beslenme, sağlık, eğitim ve mesleki eğitim ihtiyaçları karşılamak için gerekli olan 3000 ile 5000 dolar arasında değişen miktarın ancak bir kısmını dışarıdan temin edebilmektedir. Belirtilen bu miktar altyapı yatırımlarının maliyetini kapsamamaktadır. Örneğin, kitlesel mülteci akınından ötürü Lübnan’da su hizmetleri aksamaktadır. Aldıkları yardım karşılığında, ev sahibi ülkeler mültecilerin eğitim sistemine, işgücü piyasasına ve diğer alanlara uyumunu tam olarak gerçekleştirmelidir.

Avrupa ve diğer ülkeler göçmenleri nasıl algıladıklarını değiştirmezse, göçmenlerin uyumunun sağlanması mümkün olmayacaktır. Şayet göçmenler külfet ya da, daha kötüsü, güvenlik tehdidi olarak görülürse, aşırı sağcı siyasi hareketler güçlenmeye devam edecektir. Bu da, göçmenlerle ilgili olumsuz algıların kalıcı hale gelmesine ve onlara sunulan imkânların kısılmasına yol açacaktır. Ancak, ev sahibi ülkeler göçmenlerin uyumunu sağlarsa, menşei ülkeler de dâhil olmak üzere herkes kazançlı çıkacaktır.

İklim değişikliğiyle mücadele konusunda 2015’in son ayında Paris’te yapılan toplantıda, uluslararası toplum küresel bir amaç doğrultusunda ülke çıkarlarının arka plana itilebileceğini kanıtladı. Göçmenleri daha iyi şartlar altında korumak için benzer bir uluslararası işbirliğinin 2016 yılında gerçekleşmesi şarttır. Bu durum, bir yandan milyonlarca göçmen ve mülteci açısından ölüm kalım meselesi olurken, diğer yandan demokratik toplumlarının uygarlık anlayışlarının en önemli sınavlarından biri olacaktır.

*Yazının orijinali: “A Better Year for Migrants?” başlığıyla Project Syndicate’de yayınlandı.

Yazar/Çevirmen Hakkında

Yorum Yapın

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler