İnsanlik Krizi Ve Oyalanma Kültürü

Yazar: Serdar Şahin

Seslendiren: Furkan Tolga Yüce

Avrupa geçtiğimiz yüzyıla büyük umutlarla girmişti. Bilimlerin ulaştığı nokta ve yeryüzü cenneti hayalleriyle birlikte,  insan aklının her şeyi kavrayabileceği her soruna çözüm üretebileceği düşünülmekteydi. ‘Uzun 19. Yüzyıl’ (Eric Hobsbawm) (1789-1914) tam manasıyla bir devrim yüzyılı olmuş bugünün dünyasına hakim olan zihniyetin teşekkülünde önemli rol oynamıştı.

Eric Hobsbawm’ın Aşırıklar Çağı’ nda  aktardığına göre,  şu sözler Yehudi Menuhin’e aittir: “20.yüzyılı özetlemek gerekirse, insanlığın o zamana kadar idrak ettiği en büyük umutları canlandırdığını ve bütün hayalleri ve idealleri yıktığını söyleyebiliriz.” Büyük umutlar 30 yıl gibi kısa bir zaman içerisinde kendisini ve beraberinde bütün insanlığı tarihle eşi görülmemiş bir yıkımla karşı karşıya getiren Avrupa eliyle önce tam bir hesaplaşmaya sonrasında kabusa dönüştü. Yaşanan iki dünya savaşının ortaya çıkardığı maddi ve manevi enkaz tarif edilemez boyuttaydı.2. Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen ‘sanal denge düzeni’ hesaplaşmaları ve gittikçe derinleşen insanlık krizini örten/erteleyen bir düzendi. Soğuk savaş sonrasında ise yeni kırılma noktaları olarak nitelendirilebilecek 11 Eylül saldırıları ve etkileri halen devam eden Arap Baharı hadiseleri yaşandı.Siyaset bilimcilerle  uluslararası ilişkiler uzmanları yaşananların ‘Tarihin Sonu mu?’ ‘Medeniyetler Çatışması mı ?’ olduğunu tartışadursun 1929 Büyük Bunalımıyla karşılaştırılan 2008 Küresel Ekonomik Krizi patlak verdi. ‘Patlak vermek’ kavramının yaşanan krizin tam karşılığı olması ise tarihin sağlam bir ironisi olarak değerlendirilmelidir.

Çeyrek yüzyıla yakın süredir ciddi bir ivme ve yeni boyutlar kazanan, dünyayı ‘tortop’ eden iletişim/teknoloji devrimi ‘yepyeni sanal dünyalar kurmak suretiyle ‘oyalanma kültürü’ olarak ifade edilebilecek bir niteliğe büründü. ‘Oyalanma kültürü’ yaşanan insanlık krizini derinleştiren, krizi ‘göstere göstere’ unutturmak, insanoğlunu göstere göstere’ uyutmak, insanlıktan çıkarmak amacına matuf bir düzenin dünya üzerinde ulaşabildiği her noktada hükümferma olmasıdır. Bu anlamda yaşanan kriz farklı yüzlere ve görünümlere sahip olmakla birlikte özünde varoluşsal bir anlam krizidir.

İnsan olmak bir yükü omuzlamaktır. Akıl ve kalp sahibi olanların omuzladığı bu yük, hayatın anlamını nefes alıp vermenin, yeme, içme, uyuma, üreme, üretme ve tüketme gibi faaliyetlerin ötesine taşır. Din, ilim, edebiyat, felsefe, sanat hep bu yükle, bu anlam arayışıyla ilgilenir, ilişkilendirilir. Her medeniyet kendi sorularını sorar, kendi cevaplarını üretir. Anlam ise bu sorular ve cevaplarda gizlidir. Ancak ‘ötekini’ yok sayacak kadar körleşmek ve kendini yegane ‘merkez’ olarak görmek insanları olduğu gibi toplum ve medeniyetleri de aldatır.  Geçtiğimiz yüzyıla büyük umutlarla giren ancak hüsrana uğrayan Avrupa’nın ve ondan neşet ederek daha geniş ama sığ bir hegemonya kuran Amerika’nın aldanışının arkasında işte böyle bir ‘benmerkezci yanılsama’(Arnold Toynbee) hali vardır.

İnsanlık tarihi biraz da insan olamayaşımızın tarihidir ne yazık ki.  Yada insana yükselmenin/ insandan kaçmanın tarihi. Oyalanma kültürü bugüne ait bir olgu olmamakla birlikte küresel ölçekte yaygınlaşması yakın zamanlara rastlamaktadır. Oyalanma kültüründe televizyon özel ve önemli bir yere sahiptir. Öldüren Eğlence Televizyon kitabının yazarı Neil Postman’ içinden geçtiğimiz dönemi ‘gösteri çağı’ olarak adlandırıyor. Postman’a göre;  ‘ Gösteri Çağı ideolojinin yerine kozmetiğin geçtiği, hakikatin imaja yenik düştüğü, her şeyin “eğlenceli” bir biçimde sunularak içeriksizleştirildiği, müthiş bir enformasyon bombardımanının insanları parçalara ayırarak tepkisizleştirdiği, hafızanın kaybolduğu, algılamanın ve muhakeme yeteneğinin azaldığı bir dönemdir. Hayatımız hakkında karar verilen yer olduğu için çok ciddiye alınması gereken politika artık fikre değil görüntüye dayandırılıyor (ABD eski başkanlarından Richard Nixon seçimi makyajcısının sabotajı yüzünden kaybettiğini söylemiş); halkın zihnine kazınacak görüntüleri tasarlayan imaj yöneticisinin cilaladığı “şovmen politikacı” tipi, partinin yerine geçiyor .’ Bugünlerde bu tip için akla gelen ilk isim Donald Trump. Yazının ilk cümlesinde 20. Yüzyıl başındaki kof iyimserlikten bahsetmiştik. Bugün 21.yüzyılın başında bir yanda göçmen krizi, İslamofobi ve yabancı düşmanlığı, diğer yanda Donald Trump seçeneğine mahkum edilmek istenen dünya ahvali için hiçbir iyimserliğe yer yok diyenleri duyar gibiyim. Sorunun her yönüyle anlaşıldığı noktanın çözüm iyimserliğinin doğduğu nokta olacağını umuyorum. Bu yazı burada hitama eriyor. Ancak yaşanan insanlık krizini derinleştiren, hakikatin üzerini örten bu sebeple ‘kafirane’ bir niteliğe sahip olan ‘oyalanma kültürünü’ (patenti bize ait kavramlaştırmayı)  irdelemeye sonraki yazılarda da devam edeceğiz.  Bu yazının ardından Müddesir suresinin mealini okumanızı ve 45. Ayete dikkat kesilmenizi tavsiye edersem haddimi aşmamış olurum umarım.

Yorum Ekleyin

Yorum yapmak için tıklayınız