Beyin Göçüyle İlgili Kaygılar Yeniden Gündemde

Yazar: Jagdish Bhagwati

Çeviren: Ali Berker

Seslendiren: Furkan Tolga Yüce

Gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkelerden yola çıkıp yasal olmayan yollardan ülkelerine giriş yapan vasıfsız işgücünden tedirgin olurken, Afrika ülkeleri vasıflı işgücünün gelişmiş ülkelere göç etmesinden kaygılanıyor. Zengin ülkelerin ihtiyacı olan vasıflı işgücünü fakir ülkelerden koparıp almasına yol açan bu göç hareketinin yıkıcı bir beyin göçü olmasından endişe duyuluyor.

Bu yersiz bir endişedir. İlk önce, “ihtiyaç” ile “talep” arasındaki farkın ortaya konulması gerekir. Pek çok Afrika ülkesinin vasıflı işgücüne ihtiyaç duyduğu yadsınamaz. Ancak iktisadi geri kalmışlıklarıyla ilgili çeşitli etkenler yüzünden vasıflı işgücünden istenen düzeyde yararlanmaları mümkün olmuyor.

Hindistan’da vasıflı ve uzmanlaşmış işgücünün önemli bir kısmının başka ülkelere göç ettiği 1950’li ve 1960’lı yıllarda çalışma koşulları çok kötüydü. Kendi deneyimlerimden örnek vermem gerekirse, bilimsel toplantılara katılmak için bürokratlardan izin almamız gerekiyordu. Bölüm başkanları ellerindeki yetkiyi orantısız bir şekilde kullanıyordu. Bu durumun kaçınılmaz sonucu olarak, pek çoğumuz ülkeyi terk ettik. Hindu olarak yaşam süresinin sonsuzluğuna inansak da, herkes gibi biz de bu koşullar karşısında refah düzeyimizi maksimize ettik.

Hem zaten mümkün olduğunda bile kişilerin hareket etmesini engellemek ülkelere çok az fayda sağlar. “Beyin” değişmeden duran bir şey değildir. Kötü koşullar altında Kinsasa’ya sıkışıp kaldığında, beynin işlevlerini yitirmesi New York’a gitmesinden daha kısa sürer.[1]

Buna ek olarak, insanların ülkelerinde kalmaları gerektiğini söylemek hayata geçirmekten daha kolaydır. Kaliteli eğitim kurumlarına sahip Hindistan ve Güney Kore hariç, pek çok gelişmekte olan ülkenin en iyi öğrencileri eğitimlerini yurtdışında almaktadır. Burada esas zor olan şey bu öğrencilerin yurtdışında kalmalarını ve yerleşmelerini engellemektir.

Ancak her durumda, dışarı göçü kısıtlayan uygulamalar uluslararası antlaşmalarda güvence altına alınan insan haklarının ihlali olacaktır. Ancak beyin göçünden kaygı duyan gelişmiş ülkelerdeki bazı kuruluşların savunduğu gibi, dışarı göç edilmesiyle ilgili kısıtlamaların işe yarama ihtimali var mıdır?

Burada, insan haklarıyla ilgili endişeler pek çok zorluğa yol açar. Rus bir doktorun başka bir ülkeye yerleşmesine ve yeni bir hayat kurmasına izin verilirken, Ganalı bir doktorun yurduna dönmek zorunda olduğunu gerçekten ileri sürebilir miyiz? Birleşik Devletler gibi ülkelerde bu durum büyük ihtimalle ayrımcılığı yasaklayan ilkeler ve ilgili anayasa maddeleriyle çelişir.

Meseleye başka bir açıdan yaklaşıldığında, Afrika kıtasındaki ülkeler gibi fakir ülkelerden dışarıya yönelen vasıflı işgücü göçü farklı bir şekilde ele alınabilir. Vasıflı işçilerin dışarı göç etmesinin engellenemeyeceği -ve hatta engellenmemesi gerektiği- dikkate alınırsa, bu insan hareketinden faydalanmamızı sağlayacak kurumsal düzenlemeleri hayata geçirmemiz gerekmektedir. Bu, dört farklı politika içeren “diaspora” yaklaşımının benimsenmesi anlamına gelmektedir.

Birincisi, yurtdışında yaşamlarını sürdürerek diasporayı oluşturanların ülkesine geri dönmemesine üzülmeyi bırakmak gerekir. Bunun yerine, yurtdışına yerleşmiş yüksek nitelikli işçilerin ve uzmanların ülkelerine bağlılıklarını güçlendirmeliyiz. Böylece, pek çok yoldan anavatanlarına yardım ederler. Seçme hakkı verilebilir. Yatırım yapılması ile arazi edinilmesiyle ilgili kısıtlamalar kaldırılabilir. Ayrıca, ekonomik ve sosyal gelişmeyle ilgili her alanda yurtdışındakilerin ülkelerine katkı yapmalarının yolu açılmalıdır.[2] Örneğin, benim de içinde bulunduğum uluslararası göç uzmanları, anavatandaki öğretmenlerin kalitesini en yüksek uluslararası standartlara getirmeye hedefleyen çalıştayların yurtdışında yaşayan akademisyenler tarafından yapılması sağlayan düzenlemelerin hayata geçirilmesini 1970’li yıllardan itibaren talep etmektedir.

İkincisi, yurtdışında yaşayanları anavatanlarıyla bütünleştirmek amacıyla daha fazla haklar verilirken, onların da geride kalan vatandaşlarla eşit seviyede olacak şekilde yükümlülüklerini kabul etmeleri gerekir. 1970’li yıllarda, yurtdışında yaşayan vatandaşlardan vergi alınmasını önerdim. “Bhagwati Vergisi” olarak bilinen bu politika önerisi Amerikan tarzı bir öneridir: Ülkedeki vatandaşlar gibi yurtdışındaki Birleşik Devletleri vatandaşlarının da vergi ödemesi gerekir.

Üçüncüsü, Afrika kıtasındaki iktisadi faaliyetlerin büyük çoğunluğu için vasıflı işgücü lazım olduğundan, bu ihtiyacı gidermenin yollarını bulmalıyız. Vasıflı işgücünü dışarı kaptıran bu ülkelere faydalı olabilecek bir sivil toplum insiyatifi üzerine uzun zamandır düşünüyorum. Beyaz Saçlı Barış Gönülleri olarak isimlendirdiğim bu yapı içinde, zengin ülkelerdeki emeklilik çağına gelmiş ama hâlâ sağlıklı olan çok sayıdaki kişi deneyimlerini ve vasıflarını paylaşarak söz konusu ülkelere yardımcı olabilirler.

Son olarak, Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa ve Hollanda gibi zengin ülkelerde Afrikalıları eğitmek amacıyla uluslararası yardımların kullanım alanı genişletilebilir. Eğitim görenler diasporaya katılırken, Beyaz Saçlı Barış Gönülleri Afrika ülkelerinin vasıflı işgücü açığının kapatılmasında yardımcı olur. İktisadi gelişmede yol alındığında ve kişileri geri dönmeye teşvik eden koşullar ortaya çıktığından, hızla büyüyen diasporanın bir kısmı ülkesine dönecektir. Böyle bir geri dönüş Hindistan, Güney Kore ve Çin’de gözlendi.

Tüm bu politikaların kısa ve uzun dönemde Afrika’ya faydası olacaktır. Beyin göçü konusunda verilen duygusal aşırı tepkiler ve insan hareketliliğini engellemeye yönelik akılcı olmayan politikalar ise benzer bir etkiye yol açmaz.

*Yazının orijinali: “The Brain-Drain Panic Returns” başlığıyla Project Syndicate’de yayınlandı.

[1] Çevirmenin notu: Kinşasa, Afrika kıtasındaki Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkentidir.

[2] Paragrafın anlam bütünlüğünü sağlamak gayesiyle bu cümle çevirmen tarafından eklendi.

1 Yorum

Yorum yapmak için tıklayınız