Joan Robinson

JOAN ROBİNSON (1903-1983)

Mehmet Fatih CİN-Çukurova Üniversitesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi

Joan Robinson 1903 yılında İngiltere’de orta-üst sınıfa mensup muhalif bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve 3 Ağustos 1983 tarihinde 80 yıllık yaşamı sona ermiştir.  Büyük-büyük babası Frederick Maurice Hristiyan Sosyalist, babası Sir Frederick Maurice ise bir tümgeneraldi. Bu aileye mensup beş çocuktan biri olan Joan, St Paul’s Girls okulunda tarih okuduktan sonra Girton’a 1922 yılında iktisat okumak için gelmiştir.[1] İktisat okumasındaki temel amacını yoksulluk ve işsizlik sorununa bir yanıt bulabilmek olarak açıklamaktadır (Harcourt, 1995).  Kendisi de iktisatçı olan Austin Robinson ile 1926 yılında evlenerek iki yıllığına Hindistan’a gitti. Burada Robinson’da kalkınmakta olan ülkelerin sorunlarına yönelik bitmez tükenmez bir ilgi oluştu. Sonunda Cambridge’e dönse de seyahati seven bir kişi olarak 1949 devriminden sonra Çin’i birçok kez ziyaret etti. 1961 yılında ABD’yi ziyaret etti ve MIT’den etkilendi. 1934 yılında başladığı yardımcı öğretim görevliliği 1965 yılında profesörlükle sonuçlandı. 1971 yılında emekli olmasına rağmen ömrünün son birkaç yılına kadar aktif olarak çalıştı.

Ölümünün ardından çok az sayıda iktisatçıya nasip olacak çok geniş bir yelpazede ve çok sayıda eser bıraktı. Ancak bu eserlerinin her biri bir bütünün, topyekün neoklasik öğretiye karşı çıkışın sistematik birer parçalarını oluşturmaktadır. Eserleri eksik rekabet teorisinden tutunda, istihdam teorisine, Marksist ekonomiden, sermaye birikimine, iktisat felsefesinden, uluslararası ticaret teorisine kadar iktisadın bütününü anlamaya yönelik eserlerden oluşmaktadır. Ekim 1922’de Cambridge’e gelip iktisat okumaya başladığında egemen iktisat anlayışı Keynes’in de hocası olan A. Marshall’in Priciples adlı eserine dayanmaktaydı. Hourcourt (1995), Robinson’un Marshall’dan doğrudan etkilenmekle beraber fikirlerinin oluşmasında Pigou, Keynes, Gerald Shove, Dennis Roberson ve Austin Robinson’un dolaylı etkilerinin olduğunu ileri sürmektedir.

Joan Robinson’ın Marshall’ın iktisat derslerine verdiği tepki; Marshall’in statik iktisat anlayışıyla, zaman içinde hareket eden dinamik iktisat arasındaki uyumsuzluğa dayanmaktaydı. Aynı dönemde dersler veren Sraffa’nın, statik analizle gerçek dünyanın dinamik yapısı arasındaki çelişkiyi açıklayan açıklamaları Robinson’u eksik rekabet teorisini oluşturmaya itmiştir.[2] Gerçektende lisans ders kitaplarına da girmiş olan eksik rekabet teorisinin oluşumunda Robinson’un katkısı çok büyüktür. Diğer bir katkı Edward Chamberlin’ın The Theory of Monopolistic Competition adlı eserinde bulunabilir. İktisadi bir artığın oluşmadığı, her şeyin dengede olduğu ve değişmediği veya değişimlerin kararlı ve istikrarlı olduğu bir iktisadi analiz anlayışı eksik rekabet teorisiyle yıkılıyordu.  1933 yılında yazdığı Economics of Imperfect Competition (eksik rekabet iktisadı) eserinde 1920’lerin başlarında bir baskı yokken, 1930’ların başlarında çok sayıda firmanın kapanmasıyla sonuçlanan gelişmelerin nedenine yönelik yanıtı Piero Sraffa’nın 1926’da ki “pregnant suggestion” ında buldu: firmanın üretim düzeyi artan marjinal maliyetten ziyade talebe göre belirlenir. Firma fiyatların piyasada belirlendiği bir sisteme uyum sağlamaktan ziyade küçük-tekelci bir firma gibi rekabetçi bir çevrede faaliyet gösterir. Fiyatların marjinal maliyete göre belirlendiği, talebin düşmesi karşısında etkin olmayan firmaların kapandığı Marhall-Pigou yaklaşımına, çok sayıda firmanın eksik kapasitede çalıştığı ve fiyatlarını marjinal maliyetlerinin üzerinde belirlediği şeklinde bir karşı çıkışla yanıt vermiştir. Kitabın esas mesajı bölüşümün marjinal verimliliğe dayalı olarak yapıldığı, reel ücretlerin marjinal verimliliğe göre belirlendiği bir sisteme kuşkuyla yaklaşmak olmuştur. Nitekim belli bir sektörde marjinal fiziki ürününe göre ücret alarak istihdam edilmiş bir kişi başka bir yerde işten çıkarılabilmektedir. Dolayısıyla marjinal verimliliğine göre ücret alan bir işçinin çalışma garantisi yoktur. Bu yaklaşım şu önemli sonucu doğurmaktadır: marjinal verimliliğe göre ücret alan bir kişi bir sektörde istihdam olanağı bulurken başka bir sektörde işten atılabiliyorsa, marjinal verimliliğe göre belirlenen bir ücretin sürekliliği de söz konusu olmayabilir.

Sonradan Post-Keynezyenler olarak adlandırılan ve Cambridge tartışmaları içinde yer alan Robinson (ve elbette Nicholas Kaldor) kariyerinin daha başlarında denge iktisatçısı olarak işe başladı.[3] Zaman ve denge kavramı O’nun için önemliydi. Neoklasik iktisat mantıksal zaman kavramını kullanarak sermaye birikim sürecini açıklayamıyor ve sermayeyi belirli anlık bir zaman dilimi içerisinde veri kabul etmekteydi. Oysa sermaye birikimi malların mallarla üretimine karşılık geliyor ve kardan bağımsız olarak düşünülemiyordu. Kar ise sonuçta tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan mülkiyet ilişkisinin varlığına bağlı olarak ortaya çıkıyordu. Sistem kendi haline bırakıldığında onu dengeye getirecek, hareket halindeki değişkenlerin birbirini etkilemesi nedeniyle bu etkiyi uyumlaştıracak içsel tutarlılıkların olmadığını ileri sürmekteydi.  Bu çerçevede Keynes iktisadının bir yorumu olan IS-LM analizine karşı çıkmaktadır.

Keynes’in Genel Teoride ifade ettiği analitik sistem, statik yaklaşımı benimsemiş bulunmaktadır. Genel Teori, bekleyişlerle ilgili dinamik tahlillere yer vermiş olmasına rağmen, kurulan sistemin özünü, dönem çözümlemeleri ve dinamik süreç tahlillerine yer vermeyen statik bir yapı oluşturmaktadır. Bu sistemin diğer bir özelliği kısa dönem denge statiği olmuş olmasıdır. Keynes’in kurduğu sistemde, yeni yatırımların, sadece, harcama etkisi göz önünde tutulmuş, fiziksel sermaye stoku ve miktarı değişmiyor varsayılmıştır. Gelişme sürecinin, bu stokun büyümesi, üretim tekniğinin değişmesiyle beliren özelliği ise, ihmal edilmiş olmaktadır (Kazgan, 1975:259). Robinson’ın ifadesiyle; Keynes’de yatırım çarpanı, her birinde veri bir yatırım oranının gerçekleştiği statik denge durumlarının kıyaslanmasına dayanmaktadır. Statik denge durumlarının karşısına en azından, sermaye birikimi bağlamında çıktık. Tasarruf isteğini yatırım güdüsünden ve her ikisini de elde bekletilen stokun arz fiyatından ayırmayı öğrendik. Ancak iktisadın diğer dallarında, zamandan kopuk dengenin, tarihsel gelişim ile yer değiştirmesi için daha çok uzun mücadele gerekmektedir (Robinson’dan aktaran Tomanbay, 1986: 82).

Tam istihdam dengesi muhtemel birçok denge durumundan Klasik Teorinin çıkardığı özel bir sonuç olarak değerlendirilebilir. Keynes, kısa dönem denge durumu için bazı bağımsız değişkenler seçmektedir. Bunlardan birincisi psikolojik niteliktedir. Tüketim eğilimi, likidite tercihi ve sermayenin gelecekte beklenen değeri bu psikolojik nitelikteki değişkenleri oluşturmaktadır. İkincisi, parasal ücret oranlarının pazarlıkla belirlenmesi durumudur. Sonuncu değişkeni, para miktarının merkez bankasının bağımsız davranışları sonucunda belirlenmesi oluşturmaktadır. Bahsedilen bağımsız değişkenlerin parametreleri değiştiği müddetçe de kısa dönem denge durumu değişebilmektedir. Dolayısıyla Keynes, durağan denge (stationary equilibrium) yaklaşımına karşı kayan denge (shifting equilibrium) yaklaşımıyla teorisini şekillendirmiş olmaktadır (Asimakopulos,1991:8-9).

Keynezyen iktisatta tarihsel modeller önemli olmaktadır. Bu modellerde nedensel ilişkiler yer almakta, “bugün” bilinmeyen gelecek ve geri döndürülemeyen geçmiş arasında bir an olarak yer almaktadır. Denge modelleri ise mantıksal zamanı kullanmakta, bu modelde nedensellik yer almamakta denge, kapalı bir sistemde eşanlı denklemler yardımıyla belirlenmektedir. Bu sistemde eşanlı denklemler sistemiyle değişkenlerden birinin değişmesinin etkilerini belirlemek mümkün olmaktadır. Fakat tarihsel modeller çerçevesinde, bu değişkenlerdeki bir değişiklik, beklentileri de etkilemekte, dolayısıyla değişkenlere belirli ağırlıkların atfedildiği formel modeller geçerliliğini büyük ölçüde yitirmektedir. Hicks’in Keynes’i yorumlaması ve formel bir çerçevede sunmasının önemi bu noktada açığa çıkmaktadır. Keynes’in Hicks tarafından formülasyonu; tasarrufların gelir düzeyinin bir fonksiyonu olması, yatırımların faiz oranına bağlanması ve para talebinin, gelir düzeyine ve faiz oranına göre belirlenmesi oluşturmaktadır. Çizilen IS-LM eğrilerinin temel mantığını bu kabuller oluşturmaktadır. IS eğrisi yatırımın tasarrufa eşit olduğu hallerde, gelir düzeyleri ve faiz oranları bileşimlerini gösterirken, LM eğrisi, para talebinin dışsal kabul edilen para arzına eşit olduğu hallerde gelir düzeyleri ve faiz oranları bileşimlerini göstermektedir. Bu eğrilerin kesiştiği nokta, bir bütün olarak sistem açısından denge çözümünü göstermektedir. Keynes’in kendisi de Hicks’in bu değerlendirmesini eleştirmiştir (Collected Writings of John Maynard Keynes:79-81’den aktaran Moggridge, 1985:160; Halt, 1997).

1) Hicks’in modelde öne sürdüğü, yatırım güdüsündeki bir artışın, faiz oranını da artıracağını ifade eden zımni faiz teorisi mutlak doğru olamaz.

2) Davranışsal bağıntıların genel formülasyonunda cari gelirin kullanımı, beklentilerin belirlenmesindeki rolünü, özellikle yatırımlara ilişkin olarak aşırı önemli kılmaktadır.

Özellikle ikinci nokta, belirli bir beklenti durumuna göre çizilmektedir. Beklentilerdeki bir değişiklik eğrinin birinde kaymaya yol açıyorsa, diğerinde de kaymaya yol açabilir ve nihai sonucun ne olacağı konusunda çizimlerden bir sonuç elde etmek mümkün değildir. Hicks’in yaklaşımı Klasik Teoriyle, Keynes arasındaki temel farklılığı para ve maliye politikasını birleştirip bir genel denge çözümlemesine ulaşarak ortaya koymasına rağmen, Keynezyen karşı çıkışın tamamını içermemektedir. Belirsizliğin kabulü, sistemde denge durumunun varlığının garanti olmadığı anlamına gelmelidir (Moggridge,1985:161).

Statik niteliğine rağmen, tarihsel zaman üzerine kurulmuş olan Genel Teori, kısa dönem beklentilerin getirisiyle, kısa dönem denge durumları üzerine yoğunlaşmakta, dolayısıyla bir akım dengeyi göstermektedir. Zamanın herhangi bir anındaki kısa dönem denge ise stok denge tanımı içerisine girmekte ve para arz ve talebi ile para ve tahvil talebini birbirine eşitleyen faiz oranında gerçekleşmektedir. Keynes,  Marshall’cı gelenekten bir iktisatçı olarak, Marshall’ın birkaç aylık ya da yıllık kısa dönemini bir analiz yöntemi olarak kullanmaktadır. Keynes’in kullandığı diğer bir yöntem, kısa dönem cari denge değerinin üzerinde yoğunlaşmış olmasıdır. Kısa dönem dengeyi tanımlamakta kullanılan arz ve talep koşulları çıktı ve istihdamı etkilemekte ve kontrol etmektedir Fakat Marshall kısa dönem dengeyi uzun dönem denge için bir basamak olarak kabul ederken, Keynes, uzun dönem dengeyi kullanmamaktadır. Keynes’e göre, uzun dönemde hepimiz ölüyüz (Asimakopulos,1991:5-6).

Klasik Okul geleneğinin, mantıksal denge yaklaşımı şiddetli eleştirilere uğramış bulunmaktadır. Bu yaklaşım normal olarak bir denge durumuyla başlamakta ve sonra dışsal değişkenler ya da parametreler yeni bir istikrarlı dengeye ulaşmak için hareket etmektedir. Değişimden önce ve sonra hep değişim bulunmakta, dengenin belirlenememesi fayda ve üretim fonksiyonundan uzaklaşmayla başlamaktadır (Arestis,1992:70). Bu nedenle klasik geleneğin saf iktisat teorisi, gerçeği tanımlamayı amaçlamamış bulunmaktadır. Gerçeği aramaktan uzaklaşılmasıyla birlikte, sistemin merkezden uzak (decentralised) nasıl çalıştığının açıklanması için gerekli kavramsal çerçevenin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bireylerin piyasa tarafından yönlendirilmesi, bireylerarası etkileşimin olmaması ve toplumun bütünüyle özel Pareto durumunda nasıl olabileceği açıklanmaya çalışılmıştır. Neo-Klasik okul olarak adlandırılan tüm iktisatçıların merkezden uzak bir iktisadi sistemin mantıksal açıklamasını yapmak için genel denge teorisi temel başlangıç noktası olmuştur (Kaldor,1972:1238).

Klasik geleneğin denge yaklaşımına başka bir eleştiri ise J.Robinson’dan gelmektedir. J.Robinson, mevcut ekonomik süreci anlamak için denge modellerinin aşırı basitleştiriciliği ve gerçeği yansıtmaması konusunda yoğunlaşmaktadır. Örneğin, Klasik Okulda yatırımlar tam istihdam seviyesinde tasarruflar tarafından belirlenmekte, fakat analize bağımsız yatırım fonksiyonuyla başlanırsa, dengeli büyüme oldukça sınırlı varsayımlar altında gerçekleşmektedir. Bu varsayımlar altında sermaye birikimi, gerekli durgun durum büyüme ve tam istihdamın altında oluşmaktadır (Robinson 1962:6’dan aktaran Arestis,1992:70)

Robinson 1930’ların ortalarında Cambridge Grubu içerisinde yer alarak Keynes’in Genel Teori’sinde yer alan parasal üretim ekonomisindeki çıktı ve istihdam düzeyinin belirlenmesi konusuna yardımcı olmuştur. Bu süreçte, müdahalede bulunulmayan piyasa ekonomisinin tam istihdam dengesine ulaşacağı görüşü çürütülüyor ve yerine gönülsüz işsizlerinde yer aldığı eksik istihdam dengesi konulmaya çalışılıyordu. 1937 yılında yazdığı (Marshallyan bir yaklaşımla) Introduction to the Theory of Employment eserinde Keynes’in kısa dönem analizini uzun dönemde de bir gönülsüz işsizlerin varlığına dayandırarak açıklanmaktadır. Uzun dönemde de Genel Teoride ki tasarruf paradoksu bir karşılığını bulmaktadır. Veri bir faiz oranında birikim sürecini Keynezyen ilkelerle uyumlu bir şekilde açıklarken, sürekli bir işsizliğin var olabildiği bir açık ekonomi sistemi geliştirilmeye çalışılmıştır.

1930’ların ortaları aynı zamanda Joan Robinson’un Marx’a olan ilgisinin başladığı yıllar olmuş bu dönemde Michal Kalecki ile arkadaşlıkları başlamıştır. Kalecki, Keynes’in Genel Teorisi yayımlandıktan hemen sonra Cambridge’e gelmiş ve Kalecki’nin çalışmalarının Keynes’le benzerlikler göstermesi ve çalışmalarında Marx’ın düşüncesini esas alması Joan Robinson’un dikkatini çekmiştir. 1942 yılında “An Essay on Marxian Economics” adlı eserini yazmış ve Marx’ın düşüncesinin temel yapısını ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Bu eserinde Marx’ın düşünceleriyle kendi ulaştığı sonuçları karşılaştırmış ve Marx’ın değer, bölüşüm ve kaynak tahsisi gibi statik bir şekilde ele aldığı konuların neoklasik iktisatçılar tarafından bir kenara bırakıldıklarını göstermiştir (Bu arada Marx’ı anlamak için Ricardo’yu incelemek ihtiyacı hissetmiştir).

1956 yılında yayımladığı Accumulation of Capital adlı eserinde büyümenin, sermaye birikim sürecinde ekonominin bütününe ait bir parçanın analiz edildiği üretim tekniği seçimi meselesi olduğunu ve zamanın herhangi bir anındaki mevcut tek bir üretim tekniğinden elde edildiğini göstermiştir. Daha sonraki çalışmalarında (The Production Function and the Theory of Capital ve History versus Equilibrium) ekonomiyi, sektörü veya firmayı dengede tutacak unsurların olmadığını ifade etmiştir. Robinson’a göre Sraffa’nın Production of Commodities by Means of Commodities başlığını taşıyan eseri 1960 yılında yayımlandığında neoklasik teoriye iki açıdan eleştirisi çok net görülmekteydi: birincisi marjinal verimlilik teorisinin devre dışı kalması ve ikincisi klasiklerin sermayenin kar oranını üretimin teknik yapısı ve çıktıdaki ücret payıyla ilişkilendiren görüşünün yeniden tesis edilmesi (Marcuzzo, 2003:213). Yaşamının son yıllarında gerçek dünyanın sorunlarını anlama ve çözüm üretme konusunda iktisat bilgisinin yarattığı düş kırıklığından hoşnut görülmüyordu. Tanımlanamayan, ölçülemeyen kavramlar konusunda bir bahar temizliği yapmak istiyordu. Kuşkusuz Robinson’un kaygıları ve eleştirileri günümüz için de güncelliğini korumaya devam etmektedir.

Eserlerinden Bazıları

  1. The Economics of Imperfect Competition. London: Macmillan. 2nd edn, 1969.

1937a. Essays in the Theory of Employment. London: Macmillan.

1937b. Introduction to the Theory of Employment. London: Macmillan.

  1. An Essay on Marxian Economics. London: Macmillan.
  2. Collected Economic Papers, Vol. I. Oxford: Basil Blackwell. (Vol. II, 1960a; Vol. III, 1965; Vol. IV, 1973a; Vol. V, 1979a.)
  3. The Rate of Interest and Other Essays. London: Macmillan.
  4. The Accumulation of Capital. London: Macmillan.

1960a. Collected Economic Papers, Vol. II. Oxford: Basil Blackwell.

1960b. Exercises in Economic Analysis. London: Macmillan.

1962a. Essays in the Theory of Economic Growth. London: Macmillan.

1962b. Economic Philosophy. London: C.A. Watts.

  1. Collected Economic Papers, Vol. III. Oxford: Basil Blackwell.

1966a. The New Mercantilism—an Inaugural Lecture. Cambridge: Cambridge University Press.

1966b. Economics—an Awkward Corner. London: Allen & Unwin.

1970a. Freedom and Necessity. London: Allen & Unwin.

1970b. The Cultural Revolution in China. London: Penguin Books.

  1. Economic Heresies: Some Old-fashioned Questions in Economic Theory. London: Macmillan.

1973a. Collected Economic Papers, Vol. IV. Oxford: Basil Blackwell.

1973b. (ed.) After Keynes. Papers presented to Section F (economics) of the 1972 annual meeting of the British Association for Advancement of Science, Oxford: Basil Blackwell.

1973c. (With John Eatwell.) An Introduction to Modern Economics. New York: McGraw-Hill.

  1. Contributions to Modern Economics. Oxford: Basil Blackwell.

1979a. Collected Economic Papers, Vol. V. Oxford: Basil Blackwell.

1979b. Aspects of Development and Underdevelopment. Cambridge: Cambridge University Press.

  1. Further Contributions to Modern Economics. Oxford: Basil Blackwell

Yararlanılan Kaynaklar

Akyüz, Y.,“Joan Robinson: Bir devir tarih mi oluyor?” Yapıt, Sayı:46, Ekim-Kasım 1983

Arestis,P., Post-Keynesian Approaches to Economics, Edward Elgar, 1992

Asimakopulos, A. Keynes’s General Theory and Accumulation, Cambridge, 1991

Halt, R. (1997), “Time”, http:Colorado.edu/pkt/pktauthors

Harcourt, G.C., A Biographical Dictionary of Dissenting Economist içinde, Edited by Philip Arestis ve

Kaldor, N.,(1972), The Irrevelance of Equilibrium Economics, EC, 82, 1237-55

Kazgan, G., İktisadi Düşünce, Bilgi Yayınevi, 2005

King,J.E., A History of Post-Keynesian Economics Since 1936” içinde s.77,  Edward Elgar Yayınevi, 2002

Malcolm Sawyer, Edward Elgar, Second Edition, 2000

Marcuzzo, M.C. Post Keynesian Economics içinde, Joan Robison’s Economics, Edt. J.E. King, Edward Elgar, 2003

Moggridge, D.E., Keynes, Çev. Umur Talu ve Yavuz Güney, Afa Yayınları, 1985

Robinson, J., İktisadi Felsefe, Çev. Mehmet Tomanbay, V. Yayınları, 1986

[1] Girton, Cambridge’in kuzeyinde yer alan 4500 nüfuslu küçük bir kasaba ve Girton College bu bölgede yer alan okul.

[2] Bu konuda daha ayrıntılı ve Robinson’ dan yapılan bir alıntı için bkz. Yılmaz Akyüz, “Joan Robinson: Bir devir tarih mi oluyor?” Yapıt, Sayı:46, Ekim-Kasım 1983

[3] De Vroey (1998), Neoklasik iktisatla Post-Keynezyen iktisat arasında en önemli fark nedir diye sorulsa bu farkın denge yaklaşımı konusunda olduğunu ifade etmektedir. Bkz. “a history of post-keynesian economics since 1936” içinde s.77, J.E. King, Edward Elgar Yayınevi, 2002

Etiketler

Yorum Ekleyin

Yorum yapmak için tıklayınız