Ekonomiler Nasıl Çalışır? 2

(Yazının ilk kısmı için TIKLYAYINIZ)

Piyasalardaki Arz-Talep Dengesizliğinin İktisadi Sonuçları

Her ekonominin belli ölçülerde karşılaştığı enflasyon/deflasyon, işsizlik, büyüme/resesyon ve cari açık (dış açık) gibi temel makroekonomik sorunlar çoğu zaman, karar alıcıların piyasalardaki iletişim eksikliklerinden ya da uyumsuzluklarından kaynaklanır. Başka bir deyişle, makroekonomik sorunlara, mikroekonomik alanda (piyasalarda) yaşanan arz-talep dengesizlikleri/şokları sebep olur. Ayrıca bir ülke ekonomisi diğer ekonomilerle ne kadar çok reel ve finansal ilişkiler içerisinde olursa, dış piyasalarda ortaya çıkan arz-talep dengesizliklerinden/dış ekonomik konjonktürden o kadar çok etkilenir ve iktisadi sorunları ithal etmiş olur. Bu durumları her bir piyasa özelinde açıklarsak;

Yukarıda belirttiğim gibi ekonomilerin en temel sorunu kaynak kıtlığı olduğundan makroekonomik sorunların altında temel olarak faktör piyasalarındaki arz-talep uyumsuzluğu yatar. Bir ülkenin iktisadi kaynakları nitelik ve nicelik olarak ne kadar az ise (Faktör Arzı < Faktör Talebi) toplam üretim de o kadar düşük olacaktır. Yetersiz, ve etkin biçimde dağıtılamayan kaynaklar sebebiyle üretim yapılamaması, arz-talep dengesini arz aleyhine bozacak ve enflasyon sorunu yaşanacaktır. Çünkü kaynakların kıt olması onları daha pahalı hale getirecek bu durumda üretim maliyetleri artacak, firmalar da maliyet artışlarını fiyatlara yansıtacaktır (maliyet enflasyonu). Zaten arz ve talep arasındaki uyumsuzluğun ilk ve en belirgin göstergesi fiyatlardır. İktisadi büyümenin temel bileşenleri olan eğitimli emek (beşeri sermaye), sabit sermaye ve teknoloji ülkelerin kaderini belirler. Türkiye gibi beşeri sermaye birikimi yetersiz olan ve yatırım mallarıyla (sabit sermaye) teknolojiyi çoğunlukla ithal ederek üretim yapmaya çalışan ekonomiler uzun dönemde önemli yapısal sorunlara maruz kalırlar. Ayrıca Türkiye gibi yeterli düzeyde doğal kaynaklara (petrol, doğalgaz vs.) sahip olmayan ülkeler bu üretim faktörünü de hem tüketimde hem de üretimde kullanmak için ithal etmek zorundadırlar. Doğal kaynağı ve sabit sermayesi yeterli olmayan ülkelerin cari açık (X < M) sorunları da kronik bir hâl alır. Çünkü Türkiye gibi ihraç mallarının üretilmesi için enerji, sermaye ve teknolojiye ihtiyaç duyan ekonomiler bunları ithal edemedikçe ihracatlarını artıramazlar. İthalatın büyük bir kısmı bu pahalı faktörlerden oluştuğundan ihracatı artırmak istedikçe ithalat da artar ve cari açık sorunu süreklilik kazanır. Kısaca faktör talebinin faktör arzından fazla olması, yeterli üretim yapılamayacağından ülke ekonomisinin büyüyememesine, işsizliğe, enflasyona ve cari açığa sebep olacaktır. Ayrıca enerji maliyetlerinin yükselmesi 1970’lerin başında dünya ekonomisinde gözlendiği gibi, aynı anda hem resesyona hem de maliyet enflasyonuna sebep olabilir (stagflasyon).

Mal ve hizmet piyasalarında arzın, artan talebi karşılayamaması (AS < AD) ekonomide talep enflasyonuna sebep olabilir. Toplam talebin düşmesi ise resesyon ve deflasyon sorunlarını ortaya çıkarabilir. Çünkü düşük talep karşısında ürünlerini satamayan üreticiler, fiyatları daha da düşürecek ve bir sonraki dönem için de üretim motivasyonlarını kaybedeceklerdir. Bu durumda işten çıkarmalar da (işsizlik) artacaktır. Öte yandan, mal ve hizmet piyasasındaki aksaklığın ya da değişmenin müsebbibi –piyasadaki arz ve talep dengesizliği değil- direkt kamu sektörü de olabilir. Örneğin kamu harcamalarını artıran yani piyasadan mal ve hizmet talebini yükselten devlet bir süre GSYH’nin artmasına sebep olur. Ancak kamunun büyük miktarlı harcamaları genel fiyat düzeyinin artmasına ve dolayısıyla paranın fiyatı olan faizin de artmasına sebep olup özel sektörü (özel yatırım taleplerini) mal ve hizmet piyasasından dışlayabilir (crowding-out). Bu durumda uzun dönemde GSYH düşecektir. Mal ve hizmet piyasaları yabancı alıcı ve satıcılara da hitap etmektedir. Yabancılarla alışveriş, dış ticaret firmaların sorumluluğundadır. Dışa açık bir ülke ekonomisinin ihraç ettiği mallarına karşı talep esnekliği ne kadar yüksek, ithal ettiği mallara karşı kendi talep esnekliği de ne kadar düşükse cari açık o düzeyde yüksek olacaktır. Tabii ki dış ticaret, ülke gelirlerine de bağlıdır. İthalat yapan ülkelerin gelirleri ne kadar azalırsa, onlara mal satan ihracatçı ülkenin geliri de o kadar azalacak ve cari açık büyüyecektir. Cari açığı azaltmak isteyen hükûmetler, ihracat firmalarına vergi indirimi sağlama, lüks ithal mallarının gümrük vergilerini artırma gibi çeşitli politikalar uygulayabilirler.

Makro sektörlerin finansal piyasalarda fon alış-verişinde yaşadıkları aksaklıklar ya da amaç farklılığı da, makroekonomik sorunlara sebep olabilir. Örneğin –gerçekleşme sırasına göre açıklarsak- para arzının para talebini aşması (Ms > Md ) faizlerin düşmesine, yurtiçi ve ihracatçı firmaların yatırım taleplerinin artmasına, tüketimin artmasına ve sonuçta enflasyona yol açabilir. Para arzının azaltılması ya da faizlerin artırılması ise, tüketimin azalmasına, yatırım talebinin düşmesine ve dolayısıyla üretimin düşmesine (büyümenin azalmasına ya da daralmaya) ve işsizliğe sebep olabilir. Diğer yandan, reel faizlerin yükselmesi yabancıların tahvil, bono gibi enstrüman alımlarını (ülkeye sıcak para girişini) artırır. Sıcak para girişinin koşullara göre farklı sonuçları olabilir. Örneğin yüksek oranda finansal sermaye girişinin yaşandığı 2000’li yıllar Türkiye’sinde sıcak para girişiyle birlikte Türk Lirası (TL) yabancı paralar karşısında değer kazanmış, TL’nin değer kazanması döviz cinsinden borcu olan firmaların net değerini ve dolayısıyla yatırım taleplerini artırmıştır. Ayrıca değerli TL, sabit sermaye ithalatının ucuzlamasına, satın alım gücünün artması sebebiyle tüketimin artmasına ve dolayısıyla ekonominin canlanmasına sebep olmuştur. Ancak sıcak para girişinin (yüksek reel faiz-düşük kur) uzun vadeli sonuçları Türkiye için olumsuzdur. Türk Lirası’nın değerlenmesi, ihraç mallarının pahalılaşmasına yol açarak cari açığın artmasına sebep olmuştur. Sıcak paranın diğer bir olumsuz sonucu da kısa vadeli finansal sermaye akışkanlığının, Merkez Bankasının tam anlamıyla bağımsız bir para politikası uygulama becerisini zorlaştırmasıdır. Sonuçta, cari açığın artması ve iç tasarruf hacminin daralması gibi sorunlar üreten bu süreç, Türkiye’de iktisadi kaynakların etkin biçimde dağılımını bozarak özel sektörün dış borçlanmasına dayalı istikrarsız ve vasat bir büyüme trendi yaratmıştır.

Şimdi de para piyasasında, reel döviz kurlarının yükseldiğini düşünelim. Bu durum, ithal sermaye (makine, aramalı, hammadde vs.) kullanan sanayilerde maliyetlerin artmasına sebep olacaktır. Döviz kurunun maliyetlere olumsuz etkisi fiyatlara yansıyacak ve enflasyon sorunu yaşanacaktır.  Türkiye gibi yatırım mallarının (sabit sermaye) ve enerji ihtiyacının (doğal kaynaklar) büyük bir kısmını ithal eden ülkelerde ihraç mallarının üretimi de bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Diğer yandan reel döviz kurunun yükselmesi yani yerli paranın değer kaybetmesi yabancılar için ihraç mallarını ucuz hale getireceğinden ihracatın artması gerekir. Ancak bahsettiğim yüksek maliyetler sebebiyle ihracatçı firmalar bunu başaramayabilir ve cari açık sorunu yaşanabilir. Basit bir ifadeyle bir ülkenin diğer ülkelerle olan reel ve finansal alış verişinde, sattığından daha çok satın alması ödemeler dengesinin bozulması anlamına gelir. Dolayısıyla cari açık bu bozulmanın sadece bir yüzüdür. Çünkü ülkeler yalnızca mal ve hizmet alış verişi yapmazlar; karşılıklı olarak reel yatırımlar (doğrudan yabancı yatırımlar -FDI) ve finansal yatırımlarda (portföy yatırımları) bulunurlar. İşte mal-hizmet vs. alış verişinden dolayı ortaya çıkan cari açık da; döviz borçlanması, FDI ve yabancıların portföy yatırımlarıyla finanse edilir.

Ayrıca finansal piyasalardaki sığlık, uzun dönemde büyüme ve kalkınmayı engelleyen yapısal bir soruna dönüşür. Örneğin, Türkiye’de temel makroekonomik sorunlardan biri olan, iç tasarruf (S) miktarının düşük olması (Fon Arzı < Fon Talebi) sürdürülebilir büyümeyi olumsuz etkileyen yapısal bir sorundur.

Makroekonomik sorunlar da karşılıklı olarak birbirlerini etkileyebilir ve yeni sorunlar yaşanmasına sebep olabilir. Örneğin enflasyon, ekonomideki fiyat dengesini bozduğundan kaynakların dağılımında etkinsizliğe sebep olabilir. Dolayısıyla uzun dönemde enflasyon, ekonominin büyümesini engelleyebilir. Hükûmetler kısa dönemde enflasyon ve işsizlik arasında tercih yapmak zorunda kalabilirler (Phillips Eğrisi). Ancak uzun dönemde enflasyon ve işsizlik arasında bir değiş tokuş söz konusu değildir. Büyüme sorunu yaşayan ekonomilerde toplam üretim azaldığı ya da düşük seviyede olduğu için işsizlik sorunu da yaşanıyor demektir. Cari açık veren bir ekonomi, ihracatı aşan ithalat yoluyla sızıntı yaptığından, uzun dönemde büyüme sorunuyla karşı karşıya demektir. Ancak ilginç biçimde Türkiye örneğinde olduğu gibi, üretimleri faktör ithaline bağlı olan ülkelerde iç talep azlığından dolayı büyüme oranı düşerse, cari açık da düşme eğilimi gösterir. Çünkü yatırım motivasyonunun düştüğü bu durumda, toplam ithalatın büyük bir kısmını oluşturan yatırım (sermaye) malları ve petrol ürünleri ithalatı da düşecektir.

Piyasa Dışı İletişimin İktisadi Sonuçları

Şekil 2, makroekonomik sorunların sadece piyasalar yoluyla ya da direkt olarak piyasalara yapılan devlet müdahalesiyle ortaya çıkmadığını göstermektedir. Kamu sektörü, piyasa dışında hane halkları ve iş dünyası sektörleriyle girdiği iletişim sebebiyle de ekonomik dengeleri değiştirebilir. Yani makroekonomik sorunlar bizzat hükûmetlerin piyasa dışında gerçekleştirdikleri vergi ve harcama politikalarından da kaynaklanabilir. Örneğin transfer harcamalarının azaltılması ve vergi oranlarının yükseltilmesi hem tüketimi hem de üretimi olumsuz etkileyerek resesyon, işsizlik ve deflasyon gibi sorunları ortaya çıkarabilir.

Tabii ki piyasalardaki arz-talep uyumsuzluklarından kaynaklanan sorunları da devletin piyasa içinde ve/veya dışında kendisinin sebep olduğu sorunları da çözme sorumluluğu yine devletin/hükûmetlerin omuzlarındadır. Hükûmetler, piyasa içinde uyguladıkları para ve maliye politikalarının yanında, piyasa dışında uyguladıkları maliye politikalarıyla, ekonomik dengeyi ve gelirin adaletli biçimde yeniden dağılımını sağlamaya çalışırlar. Maliye Bakanlığı’nın yürüttüğü maliye politikası araçları; kamu harcamaları, vergiler ve devlet borçlarıdır. Merkez Bankasının para politikası araçları ise; faiz, zorunlu karşılıklar ve para arzı gibi değişkenlerdir. Kamu sektörünün yukarıda bahsedilen, özellikle kısa süreli iktisadi sorunları çözmek için başvurduğu iktisadi (para ve maliye) politikalarına istikrar politikaları, uzun dönemli ve arzı iyileştirmeye yönelik politikalarına da yapısal politikalar denir (bkz; http://iktisat.biz/2015/08/yapisal-politikalar/ ve http://iktisat.biz/2015/08/bir-cikti-ve-fiyat-istikrar-saglayicisi-olarak-para-politikasi/.)

Son olarak, “peki dünyada bu kadar iktisatçı varken, toplumların iktisadi sorunları neden bir türlü çözülemiyor?” diye sorabilirsiniz. Öncelikle iktisadi kaynaklar dünyanın sonuna kadar kıt olmaya devam edecektir. Uluslararası siyasi ve iktisadi ilişkilerin iç içe geçtiği günümüz ortamında, dünyanın nüfusu/ihtiyacı arttıkça kıtlığın şiddeti ve diğer iktisadi sorunların çeşitliliği/giriftliği de artacaktır. İktisadi sorunlar çok yönlü/çok değişkenli toplumsal olgular olduğundan, iktisatçıların her zaman aynı fikirde olmamaları bir yana, gelişmiş ekonometrik modellere sahip olmak da  (bkz;http://iktisat.biz/2015/09/ekonometri-teoriyi-hesaplama/) sorunları mutlak anlamda tespit etmeye ve çözmeye yetmez. Ayrıca ekonomilerin sorunlarını çözmeye çalışan ve son sözü söyleyen iktisadi politika yapıcıları iktisatçılar değil, farklı amaçları ve yetenekleri olan siyasi hükûmetlerdir.

 

OKUMA LİSTESİ

David Begg, Stanley Fischer ve Rudiger Dornbusch, İktisat, Çev.: Vildan Serin,  1. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2010.

Zeynel Dinler, İktisada Giriş, 21. Basım, Ekin Kitabevi, Eylül 2015.

Mahfi Eğilmez, Mikroekonomi, 2. Basım, 2015 ve Makroekonomi, 6. Basım, 2014, Remzi Kitabevi.

Paul Krugman, Makro İktisat, Palme Yayıncılık, Çev.: Fuat Oğuz vd., 2. Baskı, Ocak 2010.

Richard G. Lipsey , Peter O. Steiner vd., İktisat 1 (Mikro İktisat), 1984 ve İktisat 2 (Makro İktisat), 1990, Yayın Sorumlusu: Ahmet Çakmak, Bilim Teknik Yayınevi.

Erinç Yeldan, Küreselleşme Sürecinde Türkiye Ekonomisi: Bölüşüm, Birikim ve Büyüme, İletişim Yayınları, 14. Baskı, 2009.

TCMB, Parasal Aktarım Mekanizması, TCMB Yayını, 2013.

Tane yorum

Yorum yapmak için tıklayınız