Ekonomiler Nasıl Çalışır? -1

Hikâyemiz, insanoğlunun binlerce yıl önce yerleşik hayata geçmesiyle birlikte ortaya çıkan, “kaynakların kıtlığı” sorunuyla başlıyor. O zamanlardan beri eğer herkese yetecek kadar iktisadi kaynağımız (üretim faktörleri) olsaydı arzuladığımız kadar üretim ve tüketim yapacak, kıtlık sorunumuz olmadığı için de iktisatçılara bu kadar ihtiyaç duymayacaktık. O yüzdendir ki bazı iktisatçılar iktisat biliminin tanımı nedir? sorusuna kısaca “kıt kaynakların etkin biçimde dağılımıyla ilgilenen toplum bilimidir” cevabını verirler. İktisatçılar tüm tekil piyasalarda -kıtlıktan kaynaklanan- arz ve talep arasındaki uyumsuzluğu çözme, ve üretim, tüketim, bölüşüm davranışlarını/kararlarını analiz etme gayreti içindedirler. Başka bir deyişle günümüz iktisatçıları, makroekonomik sorunların altında çoğu zaman mikroekonomik unsurların (piyasadaki tüketici-üretici ya da alıcı-satıcı davranışlarının) olduğunu düşünürler.

Peki, bu iktisadi analize göre ekonomiler nasıl çalışır? Ekonomiler çalışırken ne tür aksaklıklar, nasıl ve ne zaman ortaya çıkar? Hükûmetler aksaklıkları/sorunları çözmek ve sistemin işlerliğini sürdürmek için hangi iktisadi politikalara başvurur? Konuya ilk sorunun cevabıyla başlayalım.

Aşağıda oluşturmaya çalıştığım şekil, hem mikroekonomik yapıları hem de makroekonomik aktörleri buluşturarak ekonomilerin nasıl çalıştığı hakkında basitleştirilmiş bir resim sunuyor (Mikro–makro ayrımı için öncelikle bkz; http://iktisat.biz/2015/08/mikro-ve-makro-ekonomik-ayrim/). Burada makro aktörler/karar alıcılar: Kamu sektörü (devlet), hane halkları (tüketiciler) ve iş dünyası sektörüdür (özel sektör). Mikro yapılar ise karar alıcıların buluşma yerleri olan faktör piyasaları, mal-hizmet piyasaları ve finansal piyasalardır. Ekonomiler temel olarak, karar alıcıların bu piyasalarda gerçekleştirdikleri iktisadi iletişimler yoluyla çalışır. Kurumsal iktisat jargonuyla söylersek; makro sektörler iktisadi alandaki oyuncuları; piyasalar oyuncuların buluştuğu yapıları; hukuk kuralları, gelenekler ve normlar gibi kurumlar da oyunun kurallarını oluşturur (Kurumsal İktisat yaklaşımı için bkz; http://iktisat.biz/2015/12/kurumlar-kurumsal-teori-ve-iktisadi-kalkinma/).

Şekil 1: Ekonominin İşleyişi: Makro Sektörlerin Piyasalar Yoluyla Karşılıklı İktisadi İlişkileri (Reel ve Finansal Akımlar)

yakupakkus

(1) Kamu ve iş dünyası sektörü, faktör piyasalarında hane halklarından üretim faktörü talep eder. Hane halkları, üretim faktörlerini arz eder. (2) Hane halkları, faktör satımlarından gelir elde eder. (3) Kamu ve iş dünyası sektörü, faktörleri kullanarak ürettikleri ürünlerini mal ve hizmet piyasalarına arz eder. Firmalar satış geliri elde eder. Dış ticaret firmaları ihracat ve ithalat yapar. Firmalar ve devlet, yatırım ve cari harcamaları için yine bu piyasalardan mal ve hizmet talep eder. Hane halkları, vergi sonrası faktör gelirlerinin bir kısmıyla mal ve hizmet piyasalarında tüketim yapar. (4) Hane halkları, gelirlerinin geriye kalan kısmını tasarruf eder (finansal piyasalara fon arz eder). Firmalar, yatırım harcamalarının büyük bir kısmını bu özel tasarruflardan finanse eder (fon talebi). Her bir makroekonomik sektör, farklı amaçlarla fon arz ve talep eder.

Not: Şekil 1’deki ekonomi, yabancı piyasalarla reel ve finansal ilişkiler de kurmaktadır (dışa açıktır). Ancak, şeklin basitliğini bozmamak adına diğer ekonomilerle yapılan fon alış-verişi (devlet ve özel sektörün borç-alacak ilişkileri vs.) ve mal alış-verişi (X-M) şekilde ayrıca gösterilmemiştir. Bu ilişkilere metin içerisinde yer verilmiştir.

Şekil 1’deki piyasaları ve makro sektörlerin piyasalardaki karşılıklı ilişkilerini açıklarsak;

Faktör piyasalarında, mal ve hizmetleri üretmek için ihtiyaç duyulan iktisadi kaynaklar (emek, sermaye, doğal kaynaklar) alınıp satılır. İktisadi kaynaklar piyasa mekanizmasının işlediği ekonomilerde hane halklarının taleplerindeki değişmelere göre fiyat mekanizması yoluyla yeniden dağıtılmaktadır. Yani iki malın üretildiği bir ekonomi düşünürsek, A malına olan tüketici talebi herhangi bir sebepten artarsa, A malını üretmek için gerekli olan üretim faktörünün talebi (ve fiyatı) artacaktır. B malının talebi (ve fiyatı) düşeceği için B malının üretimi kısılıp bu malı üretme aşamasında kullanılan kaynaklar, artık A malının üretim sürecine aktarılacaktır. Kumanda ya da sosyalist ekonomik sistemlerde ise devlet, kaynak dağılımına dolaysız ya da dolaylı müdahaleler de bulunur. Bu yazıda dışa açık ve piyasa mekanizmasının işlediği ekonomilerin nasıl çalıştığını konu edineceğim.

Mal ve hizmet piyasaları; mal ve hizmetin niteliği, siyasi otoritenin benimsediği ekonomi ve piyasa sistemi, kaynakların dağılımı, üretim-ticaret koşulları gibi unsurlara bağlı olarak –teorik anlamda- iki uç örnek olan tam rekabet ve monopol (tekel) piyasalar arasında farklı biçimler alırlar. Her bir makro karar alıcı kendi ihtiyaçlarını gidermek ve iktisadi amaçlarını gerçekleştirmek için piyasalarda buluşup karşılıklı alış-verişlerle gelir ve harcama akımları yaratırlar (bir karar alıcının harcaması diğer bir karar alıcının geliridir). Makro sektörlerin, mal-hizmet piyasasında yaptıkları toplam harcama veya üretim, veya faktör piyasalarında ortaya çıkan toplam faktör gelirleri ülkenin GSYH’sini oluşturur. Görüldüğü gibi GSYH, sonuçları birbirine eşit olacak, üç farklı yöntemle hesaplanabilir (bkz; http://iktisat.biz/2015/08/gayri-safi-yurtici-milli-hasila-nedir-nasil-hesaplanir/).

Finansal piyasalar, karar alıcıların farklı amaçlarla fon arz ve talep ettikleri; belli bir mekâna ve alıcı-satıcının yüz yüze görüşmesine her zaman ihtiyaç duyulmayan, ileri bilgisayar/internet ağı teknolojilerinin kullanıldığı piyasalardır. Finansal piyasalar birbiriyle iç içe geçmiş; para, bankacılık ve sermaye piyasalarından oluşmakla birlikte günlük dilde genellikle “para piyasaları” olarak anılırlar. Mal ve hizmet piyasaları da kısaca “mal piyasaları” adıyla anılır. İşte bu mal ve para piyasaları (iç denge: IS=LM) ile ödemeler bilançosu (dış denge) birlikte dengeye geldiğinde ekonominin genel dengesi sağlanmış olur.


Ekonomideki tüm işlemler aslında hane halklarından oluşan tüketici toplum içindir. Kamu ve iş dünyası sektörleri, hane halklarının ihtiyaçlarını gidermek için çalışırlar. Onların talepleri mal ve hizmet arzının miktarını ve niteliğini büyük ölçüde belirler. Tabii ki hane halkları sadece tüketim yapmazlar. Hane halklarının bir kısmı özel sektörde çalışmak üzere emeklerini faktör piyasalarına arz eder. Bir kısmı da kamu sektöründe memur olarak çalışmayı tercih eder. Teoriye göre, diğer üretim faktörleri de aslında hane halklarının mülkiyetindedir. Hane halkları faktör piyasaları yoluyla bu faktörleri kamu ve özel sektöre arz eder (bkz; Şekil 1, Akım (1)) ve karşılığında faktör geliri elde eder (2). Hane halkları maddi ihtiyaçlarını mal ve hizmet piyasalarından karşılar (3). Hane halklarının yastık altında tutmayıp finansal piyasalardaki; bankalara yatırdıkları mevduatları ile tahvil ve hisse senedi alımları (özel tasarrufları) sayesinde, firmalar yatırımlarını finanse eder. Ayrıca hane halkları devlet tahvili ve bono (devlet iç borçlanma senetleri) alma yoluyla tasarruflarının bir kısmını devlete yönlendirip kamu sektörüne de borç verirler (fon arz ederler). Hane halkları, gelirlerini aşan harcamalarını finanse etmek (işlem ve/veya ihtiyat) amacıyla bankacılık piyasasından ihtiyaç kredisi, evlilik kredisi gibi borçlanmalarda bulunurlar (fon talep ederler) (4). Ayrıca işlem ve/veya ihtiyat amacıyla para piyasasından altın, döviz gibi enstrümanları, önemli bir finansal hizmet olarak da sigortacılık hizmetlerini satın alırlar (bkz;http://iktisat.biz/2015/08/finansal-hizmetler-nedir/).

İş dünyası sektörü (yurtiçi firmalar ve ihracat firmaları) ise, yatırımlarını gerçekleştirmek için öncelikle faktör talebinde bulunurlar (bkz; Şekil 1, Akım (1)). Ardından, bu üretim faktörlerini kullanarak ürettikleri mal ve hizmetlerini, diğer firmalara, kamuya ve hane halklarına; ihracatçılar da yabancı piyasalara arz ederler. İthalatçı firmalar ise yurtdışından satın aldıkları ürünleri yine mal ve hizmet piyasalarına arz ederler (3). Günümüzde iktisadi işlemlerin büyük bir kısmı banka kredileriyle yürütülmektedir. Finansal piyasalarda, kredi kanalını -fiziki/sabit sermaye temin etmek amacıyla- çoğunlukla küçük ve orta ölçekli firmalar kullanırlar. Tahvil, hisse senedi vb. enstrümanları satarak faiz ve diğer yükümlülükler karşılığında borç/finansal sermaye temin edenler (fon talep edenler) ise daha çok büyük firmalardır (4). İktisat ders kitaplarındaki “sermaye-faiz ilişkisi” anlatımı biraz kafa karıştırıcıdır. Öncelikle, iktisatçılar sermaye derken sabit sermayeyi (makine, teçhizat, bina, ara mal-hizmetler vs.) kastederler. Teoride, faktörlerin esas sahibinin hane halkları olduğu kabul edilip, firmaların sabit sermayeyi de diğer faktörler gibi hane halklarından satın aldıkları ya da kiraladıkları söylenir. Çünkü hane halklarının aynı zamanda firmaların ortakları oldukları ve buradan temettü (kâr payı) geliri elde ettikleri ifade edilir. Dolayısıyla firmalar sabit sermaye ihtiyacını, dağıtılmamış kârlardan ya da diğer öz kaynaklardan finanse edebilirler. Bu durumda sabit sermayeyi –faktör piyasası yoluyla- hane halklarından finanse etmiş olurlar. Ya da yukarıda değindiğim gibi firmalar genelde başvurulan yöntem olarak finansal piyasalardan talep ettikleri fonlarla/kredilerle sabit sermayeyi temin edebilirler. Sonuçta, sabit sermayeyi temin etmenin/kullanmanın bedeli olan tahvil ya da kredi faizi gibi maliyetlere katlanırlar. Diğer bir ayrıntı; aslında firmalar ister öz kaynaklarıyla ister borçlanma yoluyla finanse etsin, sabit sermayeyi -bu mallar üretilmiş üretim araçları olduğu için- mal ve hizmet piyasalarındaki diğer üretici firmalardan satın alırlar (yatırım harcamaları) (3). Firmalar aynı zamanda bilançolarındaki finansal varlıklarını büyütmek amacıyla tahvil ve bono gibi enstrümanlar satın alırlar (fon arz ederler) (4).

Kamu sektörünün piyasalardaki faaliyetlerine bakarsak, devlet reel üretim yapacaksa öncelikle faktör piyasalarından faktör talep eder (bkz; Şekil 1, Akım (1)). Ürettiği ürünlerin bir kısmını arz etmek ve kendi ihtiyaçlarıyla toplumsal ihtiyaçlar için yatırım ve cari harcamalar (G) yapmak amacıyla da mal ve hizmet piyasalarına girer (3). Kapitalist ekonomik sistemde nihai tüketim mal ve hizmetlerini büyük oranda özel sektör üretir. Kamu İktisadi Teşebbüsleri(KİT) birçok ülkede özelleştirilmiştir. Dolayısıyla kamu sektörü genelde altyapı, eğitim, sağlık, asayiş, adalet ve savunma hizmetleri gibi yarı-kamusal/kamusal mal ve hizmetler üretir. Finansal piyasalar ise kamu sektörü (Hazine ve Merkez Bankası) için hem borç kaynağı (fon talebi), hem de Merkez Bankasının para politikası için uygulama alanıdır (fon arz ve talebi) (4). Ayrıca kamu ve iş dünyası sektörleri yabancı finansal piyasalardan da (dış tasarruflar), açıklarını kapatmak ve yatırımlarını finanse etmek için borçlanırlar (fon talep ederler).

Makro sektörler piyasa dışında da iletişime geçerler. Şekil 2, bu durumu kısaca özetliyor.

ikincisekkilll

ŞEKİL 2: Kamu Sektörü’nün Diğer Sektörlerle Piyasa Dışı İlişkileri

 

Şekil 2’deki, “piyasa dışı” ilişkilerde değişim/mübadele dolayısıyla bedel/fiyat yoktur; makro sektörler arasında karşılıksız fon aktarımları söz konusudur. Burada etkili olan aktör kamu sektörüdür. Devlet, piyasa içinde ve dışında toplum için yapacağı harcamaların finansmanının büyük bir kısmını hane halkları ve iş dünyası sektöründen elde ettiği fonlarla sağlar. Devlete egemenlik gücü dolayısıyla karşılıksız biçimde aktarılan bu fonlar, birçok dolaylı ve dolaysız vergilerden oluşur. Devlete giden vergilerin bir bölümü yukarıda belirttiğim piyasa içi yatırım ve cari harcamalara giderken, bir kısmı hane halkları için karşılıksız yapılan transfer harcamalarına (emekli maaşları, sosyal yardımlar vs.), bir kısmı da iş dünyasına -yine transfer harcamaları kapsamında- çeşitli sübvansiyonlara/teşviklere, vergi indirimlerine ve fiyat desteklerine gider. Bunlara ek olarak çeşitli sağlık hizmetleri, hâkim-savcılık hizmetleri ve iç-dış güvenlik gibi kamu hizmetleri de devletin –genelde vergi gelirleriyle finanse edip- piyasa dışında topluma sunduğu tam kamusal mal ve hizmetlerdir.


Buraya kadar her şey yolunda görünüyor. Ancak sistem böyle basit biçimde işlerken ne tür iktisadi sorunlar, ne zaman, nerede, neden ve nasıl ortaya çıkıyor? Bu sorunları çözmek için kimler ne yapıyor?

Devami ikinci yazida….

 

Tane yorum

Yorum yapmak için tıklayınız