Yükselen Piyasalar Balonu

Emerging-Markets5Yazar: Bill Emmott
Çev.: Kadir Yıldırım

Dünyanın geleceğini şekillendirmesi ve hatta domine etmesi beklenen gelişmekte olan ekonomilerde bir takım oldukça kötü gelişmeler oldu. Devam eden çalışmalara göre bu duruma neden olan olası suçlular: mal fiyatları, kaya gazı çıkarılması, ABD faiz oranları, El Nino, Çin, bunlar ve diğerleri. Fakat aslında cevap oldukça basit ve gelenekseldir: Siyaset.

Brezilya’ya bakalım. Sürekli gelişmesi beklenen ekonomi iki yıldan fazla bir süre güçlükle büyüdükten sonra şimdi küçülüyor. İhracat mallarının fiyatlarının düşmesi de yardımcı olmadı, ancak Brezilya ekonomisinin sadece tarımsal ürünler ya da doğal kaynak çıkaran bir endüstriden çok daha fazla olması beklenirdi.

Ya da Endonezya’ya bakalım. Ekonomi halen genişliyor, fakat daha önceki tahminlere ve nüfus artışına göre hayal kırıklığı yaratacak oranlarda büyüyor (son çeyrek itibariyle yıllık %4.7 idi). Son çeyrekte ekonomik büyümesi %2.3 olarak gerçekleşen Türkiye için de aynısı söylenebilir (bu büyüme oranı nüfus artışından fazla olsa da, ülkenin %9 civarlarında büyüme yaşadığı oldukça hareketli 2010 ve 2011 yılları ile karşılaştırıldığında çok zayıftır). Ya da altın ve diğer kaynakların yükseliş veya düşüşte olduğu yıllarda ekonomik gelişmenin sürekli çok yavaş seyrettiği, yoksulluk oranlarını iyileştiremediği Güney Afrika.

Şimdi de herkesin kendi tembelliklerine bir bahane olarak onun yavaşlamasını işaret ettikleri Çin’i ele alalım. Çin’de boş vakitlerinin oldukça bol olduğu ekonomik durgunluk dönemlerinde iktisatçılar resmi istatistiklere güvenmedikleri için kendi GSMH büyüme endekslerini oluşturmaya çalışıyorlar. Resmi olarak Çin’in büyümesi hükümetin de bir hedef olarak açıkladığı yıllık %7 oranlarına sabitlenmiş gibi görünmektedir, ancak iktisatçıların tahminleri %4 ila 6 arasındadır.

Son yıllarda küresel ekonomik büyümedeki, mal ve finans piyasalarındaki her türlü harekete rağmen sürekli söylenen bir söz, “gelişmekte olan ekonomiler hikayesinin bunlardan etkilenmediğidir”. Bu sözle yönetim kurulları ve yatırım stratejistleri gelişmekte olan ekonomilerin halen gelişmiş dünyadan çok daha hızlı büyüyeceklerine dair inançlarını dile getirmektedirler. Teknoloji ve yönetim teknikleri ithal edip mal ve hizmet ihraç edecekler, böylece düşük ücret ve artan verimlilik kombinasyonu sayesinde kazanmaya devam edeceklerdir.

Ancak kutsal bir şiir gibi tekrarlanan bu sözle ilgili bir sorun vardır. Bu sorun, Asya, Latin Amerika, Afrika ve Doğu Avrupa gibi çok geniş bir alanın tek bir çatı altında, tabiatı gereği aynı kapsamda tanımlanması gibi basit bir gerçeğin ötesindedir. Yükselen ekonomiler hikayesinin ileri sürdüğü gibi üstün performans ve yukarıdakileri yakalama sadece bir kader ve mantık meselesi olsaydı, o zaman bu mantığın gelişmekte olan ülkelerin büyümeye başlamalarından önceki zamanlardaki performansları sırasında da dikkate alınması gerekirdi. Fakat üstün performans veya yukarıdakileri yakalama, onlara yakınlaşma bir kader ya da mantık meselesi değildir.

Bir kader ya da mantık meselesi olmamasının nedeni, bugün birçok gelişmekte olan ülkenin yaşadığı sorunların nedenleriyle aynıdır. Gelişmekte olan bir ekonominin istikrarlı bir şekilde gelişebilmesinin temel belirleyicilerinin yönetim kurumları ile kastedilen her şey ve politika, yani siyaset olması ana nedendir. Daha açık olarak, fonksiyonel olmayan kurumlarla ülkeler meta hareketliliğinden faydalanabilse ve büyümeyi kontrol edebilse dahi, asıl sınav konjonktürün daha kötü olduğu ve ülkenin rota değiştirmesi gerektiği dönemlerde başlamaktadır.

Brezilya’nın hayal kırıklığı yaratan son dört yılında karşı karşıya kaldığı zorluklar buradan kaynaklanmaktadır. Bir resesyona yol açmadan enflasyonu kontrol altına almakta zorlanan ülke, 2010 yılından beri kötü şans ya da özel sektöründeki girişimci ruhunun gerilemesinden değil, politik başarısızlıklar nedeniyle çıkmaza girmiş durumdadır. Brezilya hükümeti aşırı büyümüş olan kamu sektöründe kesinti yapamıyor (ya da yapmak istemiyor). Hükümet yolsuzluk skandallarına batmış durumda ve başkan Dilma Rousseff tüm bu sorunlara yol açan bir tür devlet kapitalizmine düşkünlüğünü açıkça göstermeye halen devam ediyor.

Brezilya, Endonezya, Türkiye ve Güney Afrika demokrasilerinin tamamı herhangi bir politik sistem için en temel görevi yerine getirmekte halen başarısızlar: daha geniş bir toplumsal çıkarın üstünlüğünü sağlamak için rekabet halindeki çıkar grupları ve güç blokları arasında yumuşak bir şekilde aracılık yapmak. Bununla temel olarak ekonominin daha esnek bir yapıya kavuşmasını sağlayacak toplumsal bir çıkar kastedilmektedir. Böylece kaynaklar verimsiz kullanımdan ziyade, daha yüksek potansiyelli ellerde toplanabilecektir. Yaratıcı yıkıma izin vermeyen ve yeni şartlara uyum sağlayamayan tıkanmış bir ekonomi, istikrarlı olarak büyüyemeyecek bir ekonomidir.

Bu, otoriteryen rejimlerle karşılaştırıldığında özellikle de hukukun üstünlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi alanlarda kurumsal kırılganlıklara sahip gelişmemiş demokrasilerin basitçe kötü olduğu bir şey midir? Tökezleyen bu ekonomilerin suçlu oldukları şey Singapur’dan ders alabilecekleri bir başarısızlıktan kurtulamamalarıdır. Bu yıl demokrasisinin 50. yıl dönümünü kutlayan ve çıkar gruplarının sertliğini ve Brezilya’yı geri bırakan şey olan yolsuzluğu başarılı bir şekilde önleyen Singapur örneğini.

Belki de demokratlar için bir rahatlık, şu an Çin’in de Singapur örneğinden ders almakta başarısız olmasıdır. Çin’in mevcut yavaşlama ve soğuması, kamusal işletmelerin sahip olduğu tekel güçleri ile mücadele etmeyen ve özel girişimciler için yeni alanlar açmayan Komünist Parti’nin başarısızlığından kaynaklanıyor gibi görünmektedir.

Bu bir, acaba demokrasi mi yoksa otoriteryenlik mi daha iyidir meselesi değil. Uzun lafın kısası, gelişmekte olan ekonomiler esnek ve uyumlu olmayı güvence altına almadıkça “yükselmeye ve gelişmeye” devam edemeyeceklerdir. Ve bu esneklik ve uyumluluğu sağlayabilecek etkenler, siyasi kurumlarda ve bu kurumların çıkar gruplarıyla mücadele etme, sosyal çatışmalara aracılık etme ve hukukun üstünlüğüne sadık kalmalarında yatmaktadır. Yani, Siyaset.

Kaynak: The Great Emerging-Market Bubble

 

Yazar/Çevirmen Hakkında

Kadir Yıldırım

Yorum Yapın

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler