Yoksulluğu Azaltmayı Yeniden Düşünmek

povertyYazar: Jomo Kwame Sundaram
Çev.: Kadir Yıldırım

Geçen yıl (2009) Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü son on yılda dünyadaki aç insan sayısının arttığını açıkladı. 2008 yılında, Dünya Bankası ise 2005 yılına göre yoksul insanların sayısında önemli bir düşüş olduğunu belirtmişti. Peki eğer yoksulluk, açlığı önlemek için gerekli parasal gelir üzerinden tanımlanırsa bu tarz farklı açıklamalar nasıl bağdaştırılabilir?

Dünya Bankası’nın çokça kullanılan “günlük bir dolar” uluslararası yoksulluk sınırına göre (2008 yılında 2005 fiyatlarıyla günlük 1.25 dolar olarak güncellendi), 1981 yılındaki 1.9 milyardan daha aşağı olsa da, halen 1.4 milyar insan yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bu düşüşün önemli bir kısmı Çin’den kaynaklanmaktadır, Çin dışındaki dünyada 1981 yılına göre 2005 yılında en az 100 milyondan daha fazla yoksulluk çeken insan var.

Sahra altı Afrika ve Asya’nın bazı bölgelerinde yoksulluk ve açlık halen katı bir şekilde yüksek durumda. Uluslararası kuruluşlar 2007-2008’deki yüksek gıda fiyatları nedeniyle 100 milyondan daha fazla insanın yoksulluğa düştüğünü; 2008-2009 küresel ekonomik ve finansal krizi nedeniyle de 200 milyonluk bir artışın daha yaşandığını belirtmektedir. Küresel sıkıntı nedeniyle istihdamın toparlanmasının gecikmesi, önümüzdeki yıllarda yoksulluğu azaltmanın önündeki en önemli engellerden birisi olmaya devam ediyor.

Bu arada, ölçüm tartışmaları da gerçek süreç hakkında şüpheler doğurmaktadır. 1995 yılındaki Sosyal Zirve’de yoksulluk tanımının yoksunluk ve mahrumiyet, sosyal dışlanma, katılım eksikliği gibi unsurları da kapsayacak şekilde daha geniş değerlendirilmesiyle, bugünkü durum, parasal gelire dayalı bir yoksulluk sınırı ölçümüyle tahmin edilenden daha kötü olabilir.

Son on yıllarda gerek uluslararası seviyede, gerekse birçok ülkede eşitsizliğin yükselmekte olduğunu görüyoruz. Dünya nüfusunun %80’i, gelir farklılıklarının arttığı ülkelerde yaşıyor. Dünya nüfusunun en fakir %40’lık kısmı dünya gelirinin sadece %5’ini alırken, en zengin %20 ise %75’ini alıyor.

Yoksulluğu azaltmaya yönelik kayıtlar, geleneksel yaklaşımların etkinliği meselesini de tartışmaya açmaktadır. Ülkelere küreselleşme, piyasa liberalizasyonu ve özelleştirme doğrultusunda ulusal kalkınma stratejilerini güçlendirmeleri tavsiye edilmektedir. Bu tür politikalar, hızlı büyüme ve iktisadi istikrar sağlamak yerine, kuralsızlaştırma ve deregülasyonun sıklığıyla birlikte ülkeleri zenginlerin gücüne ve uluslararası finans ve küresel istikrarın aşırılığına karşı daha zayıf hale getirmiştir.

En önemli ders, istikrarlı hızlı büyüme ve yapısal ekonomik dönüşüme ihtiyaç olduğudur. Hükümetler, kapsayıcı bir üretim süreci ve istihdamı artırma doğrultusunda tasarlanmış entegre politikalar uygulayarak, eşitsizliği azaltmak ve sosyal adaleti artırmak için kalkınmaya yönelik tedbirler almalıdır.

Bu tarz bir yaklaşım, kapsayıcı finansal uygulamalar ile desteklenen uygun sanayi yatırımları ve teknoloji politikaları ile güçlendirilmelidir. Ek olarak da, yeni ve potansiyel olarak sürdürülebilir üretim kapasitelerinin, tamamlayıcı kalkınma politikalarıyla teşvik edilmesi gerekmektedir.

Tam tersi olarak minimal devlet ve serbest piyasaya güven anlayışında ısrar etmek, kamusal altyapı yatırımları ve özellikle de tarımsal yatırımlarda hızlı bir azalmaya yol açmıştır. Bu, sadece uzun dönemli büyümeyi olumsuz etkilemekle kalmadı, gıda arzı güvenliğinde de sıkıntılara yol açtı.

Ekonomik liberalizasyon politikaları taraftarları, hızlı bir şekilde sanayileşen Doğu Asya ekonomilerinin başarılarını örnek olarak sunmaktadır. Ancak bu ekonomilerin hiçbirisi tamamen ekonomik liberalizasyona yönelik politikalar izlememiştir. Bunun yerine, sanayileşme ve yüksek değerli mallar (tarım ve hizmetler sektöründe de) üretimini destekleyerek, teknolojik ve beşeri kapasitelerini geliştirerek kalkınmaya yönelik bir rol oynamışlardır.

Devletler, aktif bir rol oynayacak ve evrensel sosyal korumayı sağlayacak şekilde yeterli politika ve mali olanaklara sahip olmalı, yapısal dönüşümler de düzgün işlerle birlikte verimli ve tam istihdamı teşvik etmelidir.

Son 30 yıl, daha küçük devlet anlayışı arayışlarının bir sonucu olarak sosyal politikaların kalkınma stratejilerinden de dışlanmasına sahne oldu. Ulusal ekonomik kalkınma stratejilerinin yerine toprak sahibi yapma, mikro kredi ve fakirleri merkeze alan alışveriş uygulamaları gibi bağışı teşvik edici yoksulluğu azaltmaya yönelik programlar uygulamaya sokuldu.

Bu tarz geçici ilgiler yoksulluğu kayda değer bir şekilde azaltma konusunda başarılı olamadılar. Bu, tabi ki bazı olumlu sonuçları inkar etmek değildir. Örneğin benzer uygulamalar tasarlanmasının ne kadar önemli olduğunu gösteren mikro kredi milyonlarca kadının durumunu daha iyi hale getirdi.

Bu süreç içinde, evrensel sosyal programlar insani refahı uygulamadaki geleneksel programlara nazaran daha fazla artırdı. Ancak, geleneksel para transfer programları da çeşitli insani kalkınma araçlarının geliştirilmesinde oldukça başarılı oldu.

Ancak tüm bunlara rağmen maalesef yoksulluk, her gün bir milyardan fazla insanın aç olduğunu düşünürsek bir hastalık olarak varlığını devam ettiriyor. Son ekonomik ve finansal krizin gıda fiyatlarında neden olduğu yükseliş ve yoksulluğu azaltma açısından sağlanan gelişmeleri gerilettiğini hesaba katarsak, acil bir müdahalenin şart olduğu açıktır. İklim değişikliğinin yoksulların yaşamını daha fazla tehdit edeceğine yönelik artan endişeyi de dikkate almamız gerekli.

Birleşmiş Milletler’in Yoksulluğu Yeniden Düşünmek başlığıyla iki yılda bir yayınladığı Dünya’nın Sosyal Durumu Raporu, yoksulluk ölçümleri ve yoksulluğu azaltmaya yönelik girişimleri yeniden değerlendirmeyi mecburi bir hale getirmektedir. Dünyanın yoksulları için “eski tas eski hamam” anlayışı asla kabul edilebilir bir seçenek değildir. Son on yılların popüler trendleri de daha iyi bir duruma yönelik deliller sunmamaktadır. Kuralsızlaştırılmış ve deregüle edilmiş piyasaların yoksulluktan kurtulmada etkin olmadığı açıktır, dolayısıyla eşitlikçi ve sürdürülebilir ekonomik kalkınma olmadan gerçek anlamda yoksulluğun ortadan kaldırılması da mümkün değildir.

Kaynak: Rethinking Poverty Reduction

Yazar/Çevirmen Hakkında

Kadir Yıldırım

Yorum Yapın

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler