Yoksulluk Halleri Üzerine

s-7dd9ebc91d116249075fc7a5f8096d08444b8a61

Sermaye birikiminin sistemin merkezinde yer aldığı, üretim biçimlerinin değiştiği ve mülkiyet ilişkilerinin farklılaştığı, kentleşme olgusuyla beraber cemaat ilişkilerinin yerini cemiyet ilişkilerinin aldığı (bakınız F.Tönnies Cemaat/ Cemiyet-Gemeinschaft/Gesellschaft ayrımı) sanayi sonrası dünyada yoksulluğun tanımı ve yoksulluk halleri de değişim geçirdi. Bu konuda ilmi/akademik çevrelerde pek çok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmalardan biri Oscar Lewis’e aittir.

Amerikalı antropolog Oscar Lewis ‘Yoksulluk Kültürü’ (Culture of poverty) kavramlaştırmasıyla gelişmekte olan ülkelerin büyük kentlerine yapılan göçlerle oluşan ‘varoş’ tabir edilen mahallelerinde (slum’larda), yaşayan yoksul insanların yoksulluklarının, onların bu durumdan kurtulamamalarını sağlayan davranış kalıpları geliştirmesine neden olduğunu ifade etmeye çalışıyordu. Bu kavramlaştırmaya göre yoksulluk,  insanlar üzerinde ortadan kaldırılması mümkün olmayan kalıcı davranış kalıpları ortaya çıkartmakta ve bu davranış kalıpları miras olarak yoksulların çocuklarına da aktarılarak yoksulluktan kurtulunamayan bir süreç ortaya çıkarmaktadır.  Lewis’in kavramlaştırması içerisinde tarifi imkansız bir umutsuzluk halini ve ahlaki çöküntüyü de barındırmaktadır.

Nöbetleşe Yoksulluk isimli çalışma ise Türkiye’de kentleşmeyle birlikte yaşanmaya başlayan yeni tip yoksulluk olgusunu inceleyen önemli çalışmalardan biridir. Malum olduğu üzere günümüzde yoksulluk eski dünyada yaşandığı gibi yaşanmıyor.  ‘Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır’.(Platon) denilen günler geride kaldı. Toprağa bağlı imparatorlukların ‘bir lokma bir hırka’ anlayışı ve dervişane yaşama kültürü de arkaik birer romantizm olarak yaftalanıyor artık. Şehrin ihtiyaçları fazlalaştıran yapısı yoksulluk hallerini karmaşıklaştırıyor. Oğuz Işık ve Melih Pınarcıoğlu Nöbetleşe Yoksulluk isimli çalışmalarının temel konusunu 1980 sonrası dönemde kent yoksullarının varlıklarını sürdürme biçimlerini ve bu uğurda geliştirdikleri stratejileri anlamak” olarak belirtiyorlar. Kitabın yazarları bunu yaparken, yoksul kesimi homojen olarak ele almak gibi bir hataya düşmüyorlar. Kendi ayrışma dinamikleri üzerine kurulu eşitsiz güç ilişkileri ve bu güç ilişkileri temelinde bu kesim içinden bir grubun diğerinin üzerinden zenginleşmesini “nöbetleşe yoksulluk” olarak adlandırıyorlar.

Nail Yılmaz ve Yücel Bulut Kent Yoksulluğu ve Gecekondu isimli çalışmalarında ‘devredilemeyen yoksulluk’ kavramsallaştırmasıyla literatüre yeni bir katkıda bulunuyorlar. Bu kavramsallaştırma kent yoksulluğunun imkanların kısıtlı oluşu sebebiyle devredilememesini imliyor. Yoksulluk olgusuna mahalle kavramını merkeze alarak yaklaşan Alev Erkilet’e göreyse; ‘Mahalle, özellikle yoksul kesimler açısından önemli idame-i hayat imkânları sağlıyor. Hiç geliri olmayan ailelerin bile mahalle bakkalının veresiyesi ya da komşuların desteği ile gündelik ihtiyaçlarını karşılayabildiklerini ifade eden Erkilet modern kurumların, örneğin market zincirlerinin, doğaları gereği bu tür işlevler göremediklerini, bu nedenle de yoksul kesimlerin doğal mahalle ortamları dışına çıktıklarında hayatlarını devam ettirmekte ciddi anlamda zorlandıklarını ve yeniden bir mahalle ortamına dönme eğilimi gösterdiklerini söylüyor. ‘

Son dönemde yoksulluk ile ilgili sık kullanılan kavramlardan biri de ‘yoksunluk’tur. Yoksunlukla ilgili Süleyman Seyfi Öğün aşağıdaki çarpıcı tespitleri yapıyor:

Tüketim üzerinden varolmak, tüketemeyenlerin varlığını gerektiriyor. Tüketemeyen olacak ki, tüketim bir ayrıcalık haline gelsin. Bu hesapta, onun yoksunluğu benim varlığımı kesinleştirir. Eğer bir eşitlenme (aynılaşma) varsa, bu da tüketende ve tüketemeyende ortak paydayı oluşturan “yoksunluk duygusu”dur. Yoksunluk duygusu, ne varlıkla ne de yoklukla açıklanabiliyor. Vahim olan, yerkürenin mutsuzluk bölgelerine rengini veren de bu.

Tüm bu görüşleri göz önünde bulundurarak soracak olursak; İçinde bulundukları derin zaruret hali neden Müslümanların yaşadıkları topraklarda yoksulluk kültürünün ‘yan etkilerinin’ gözlemlenmesine yol açmıyor? Müslümanların yaşadığı coğrafyalar üzerinde  yoksunluk halleri yoğunlukla yaşanmasına rağmen neden Oscar Lewis’in gözlemlediği ülkelerdekine benzer sonuçlarla karşılaşmıyoruz ? Sosyologların ‘dayanışma ağları’ kavramıyla geçiştirdikleri, ideologların ‘Din afyondur’ , kaderci zihniyet gibi ezberleri tekrarladıkları bu konu gerçekten üzerinde düşünmeye değer. Düşünmeye önemli sorunları çözmenin ilk adımının doğru sorular sormak olduğunu bilerek başlamalıyız.  Tıpkı küresel yoksulluk sorununun bir ‘paylaşım sorunu’ olduğunu hiç unutmamamız gerektiği gibi.

Yorum Ekleyin

Yorum yapmak için tıklayınız