Hac Yolunda Bir Karınca: Mehmet Genç

Hac Yolunda Bir Karınca: Mehmet Genç

“Gönlüm bu çölde bir hayli koşturduysa da

Bir kıl kararınca bilgi sahibi olmadı ama kılı kırk yardı

Kalbimde binlerce güneş parıldadı

Yine de o bir zerreciğin noksansız bilgisine ulaşan yolu

Bir türlü bulamadı”

İBNİ SİNÂ

mehmetgencMehmet Genç, 1934 yılının Kasım ayında, Artvin Arhavi’nin Kemerköprü Köyü’nde  yedi çocuklu mütevazı bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelir. İlkokulu Kemer Köprü Köyü’nde ve ortaokulu 1949 yılında Hopa’da okur. Daha sonra devlet parasız yatılı  İmtihanına girer ve İstanbul Haydarpaşa Lisesi’ni kazanır. Bu yıllarda Mehmet Genç, beklentilerimizin aksine tarih ve sosyal bilimlere değil, daha çok matematik ve gramere ilgi duymaktadır. Ama Haydarpaşa Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak görev yapan Nihal Atsız’la muhabbetleri Mehmet Genç’in tarih, edebiyat gibi alanlara ilgisinin artmasına önemli katkısı olmuştur.

Liseden mezun olduktan sonra, 1953 yılında Mülkiye’ye kayıt olur. Mülkiye yıllarında da milliyetçiliğe karşı duyduğu heyecan devam etmektedir ve bu konu üzerine düşünüp, zihinsel değişiminde önemli etkiler yapacak eserleri okur.  Bu dönemde okuduğu düşünürler arasında Nietzsche ve Schophenauer gibi isimler vardır. Genç, sürdürdüğü okumalar neticesinde ırkçılığın kendisi için uygun bir düşünsel yol olmadığına karar vererek, düşüncelerini daha ılımlı bir milliyetçiliğe esnetir.

Mehmet Genç Mülkiye’de son sınıfta okumaktayken tüberküloz hastalığına yakalandığını tesadüf eseri öğrenir ve derslerine bir yıl ara vermek zorunda kalır. Bu hastanede kaldığı süre boyunca, Dostoyevski’den Unomuno’ya, Çehov’dan Gogol’a kadar çok sayıda yazara ait iki yüze yakın okuduğu eser, “başka kültürler” olarak nitelendirdiği dünyalara açılmasını sağlar.  Böylece zihnini artık bu kültürlerin ne olduğu, bununla beraber kendi medeniyetimizin ne olduğu gibi sorular meşgul etmeye başlar. Zihnindeki bu kritik sorular Genç’in yönünü ilme doğru yöneltir ve bilgi sosyolojisi alanında çalışmaya karar verir.

Mehmet Genç, Mülkiye’den 1958 yılında mezun olur. Açılan asistanlık sınavına başvurur lakin Mülkiye’ye kabul edilmez. Şereflikoçhisar’a kaymakam vekili olarak tayin edilecektir. Ancak içindeki ilim heyecanı onun bu görevde uzun yıllar kalmasına izin vermeyecektir. 1959 sonlarında gazetede İktisat Tarihi Kürsüsü için asistanlık ilanı görür ve İstanbul’a gidip İstanbul Üniversitesi İktisat Tarihi Kürsüsü asistanlığına başvurur. Ömer Lütfi Barkan’ın yaptığı mülakatın ardından Barkan’ın asistanı olarak İktisat Tarihi Kürsüsü’nde göreve başlar.

Mehmet Genç’in, o zamana kadar okuduğu sosyoloji konuları ve Max Weber dışında iktisat tarihine sınırlı bir ilgisi vardır. Asistanlığı başladığında beklediği teorik çalışma yerine, küçük küçük detaylarla uğraşmasının gerekiyor olması onu oldukça sıkıntıya sokar.

1962 yılında Ömer Lütfi Barkan’ın yanında doktora çalışmasına başlar. Tez çalışma konusu  “Sanayi Devriminin Osmanlı Sanayisine Etkisi” olarak belirler. Çünkü bu dönem Genç’in zihnini meşgul eden en önemli mesele Osmanlı’nın neden sanayi devrimi gerçekleştiremediği ve buna rağmen nasıl olup da Avrupa ile mücadele edebildiği problematiğidir.  Mehmet Genç, böylece çalışmalarına başlar. Osmanlı arşivine girmeksizin uzun vadeli değişmeleri teşhis etmeye yarayacak verileri bulmayı ümit ettiği Fransızca literatürde iki yıl boyunca iki yüze yakın seyahatnameyi, İngilizce literatürdeki birçok eseri de gözden geçirir ve Osmanlı vakanüvislerinin belli başlı kroniklerini incelemiştir. Yaklaşık beş yıl boyunca süren arayışının ve çalışmasının sonunda elde ettiği veriler Mehmet Genç’i tatmin etmekten uzaktır. Çünkü mevcut verilerle hipotezlerinin hiçbirini test edebilecek bir aşama kaydedemez. En nihayetinde bunca zaman uzak durduğu Osmanlı arşivine son ümit mercii olarak girmeye karar verir.

İlk zamanlar girmeye çekindiği arşive, gün geçtikçe ısınmış ve belgelerin açtığı pencereden Osmanlı uçurumunun içine bakmış ve zamanla Osmanlı arşivi, kendini bu dünyanın bir parçası gibi hissetmeye başlayan Genç‘in yaklaşık 50 yıldır vazgeçilmez adresi olmuştur.

Mehmet Genç, sanayi devrimi karşısında Osmanlı’nın durumunu izah edebilmek için son ümit mercii olarak başvurduğu arşivde de büyük bir sürprizle karşılaşır. 3-4 yıllık arşiv çalışması sonucu hipotezini ispatı mümkün olmaz. Genç bunca uğraş ile mukataa defterlerinden çıkardığı rakamlar(bunlar yaklaşık 150 çeşit vergi kalemine ait yıllık gelir rakamlarıdır), tablolar halinde incelemeye başladığında, bu rakamların yıldan yıla çok az değiştiğini fark eder. Elde ettiği bu sonuç hipotezinin yanlışlanması anlamına geliyordu.

Bu karşılaştığı zorluklar Mehmet Genç’in zihninde yeni sorular doğurur ve bu sorulara cevap bulma arzusu, onu doktora çalışmasının içeriğinden uzaklaştırır ve masum bir doktora tezi olarak başladığı araştırmasında, karşısına çıkan bu yeni bilmeceleri çözmeye karar vermesinin  “ bir hayat macerasına dönüşecek bir uçuruma atlama demek olduğundan” habersizdir.

Mehmet Genç, karşılaştığı bu kışkırtıcı sorular karşısında uzun uğraşlar verir. Bu yıllar süren çalışmalarının neticesinde ilim dünyasında büyük yankılar uyandıracak makalelerini yayınlar. “Osmanlı Maliyesinde Malikâne Sistemi” adlı makale 1973’te tamamlanır ve 1975’te yayımlanır. 18. Yüzyılda Osmanlı Mâlî Verilerinin İktisadî Faaliyetin Göstergesi Olarak Kullanılabilirliği” gibi bir çok makalesi  daha yayınlanır. Genç’in deyimiyle bu makaleler onun yapmak istediklerinin yan ürünleriydi ve Genç, asıl varmak istediği noktanın heyecanını hep içinde hissetmiştir.

Mehmet Genç, bu çalışmaları yaparken tez artık geride kalmıştır. Zaten 1973’te hocası Ömer Lütfi Barkan emekli olur ve 1979 yılında da vefat eder. Onun vefatından sonra doktora tezinin sunulacağı merci kalmadığı gibi artık araştırmasında bambaşka bir rüzgâra kapılmıştır. Sonuç olarak  Osmanlı iktisat tarihi üzerine  çalışmalarında zihnindeki soruların peşine düşen Genç, özellikle Osmanlı iktisat tarihinin üç temel problematiği üzerine eğilmiştir. Zihnindeki bu üç problematikten ilki, nasıl olup da Osmanlı’nın, 14. Yüzyıldan 17. Yüzyılın sonlarına kadar nüfus, üretim hacmi, sermaye sistemi, teknoloji ve enerji kapasitesi bakımından kendisinden en az 4-5 kat büyük olan Avrupa’ya karşı, Avrupa kıtası içinde ilerleme ve genişlemeyi sürdürebilmiş olduğudur. İkincisi, son derece gelişmiş bir Avrupa karşısında Osmanlı Devleti’nin nasıl olup da Avrupa’daki genişleme hızına yakın bir tempo ile geri çekilebildiğidir. Üçüncü problematik ise Osmanlı sisteminin sanayi devrimini gerçekleştirememe nedenleri ve sanayi devrimi gerçekleştirememiş olmasına rağmen bu kadar uzun süre Batı’ya karşı nasıl mücadele edebildiğidir.

Genç, uzun yıllar çalışmasının neticesinde zihnindeki bu temel problematiklere belirli açıklamalar getirerek Osmanlı iktisat tarihi açısından hayatiyet arz eden meselelere yeni açılımlar sağladığı “Osmanlı elitinin zihni koordinat sistemi” şeklinde tanımladığı modelle Genç’in çalışmaları sırasında paradokslar yumağı gibi görülen Osmanlı elitinin ekonomiye yönelik uygulamaları netlik kazanmaya başlamıştır.

Osmanlı elitinin zihni koordinat sistemi olarak nitelendirdiği Osmanlıların ekonomiye bakış açısını yansıtan provizyonizm, fiskalizm ve tradisyonalizm olarak modellediği üç temel ilke Osmanlı iktisat sisteminin bir bütün olarak algılanabilmesini sağlanmıştır.

Genç Osmanlıların provizyonist olduğunu belirtir. Bu ilke çerçevesinde iktisadi faaliyetin temel amacı insanların ihtiyacını karşılamaktır. Buradan hareketle üretilen mal ve hizmetlerin, mümkün olduğu kadar bol, kaliteli ve ucuz olması; yani piyasada mal arzının mümkün olan en yüksek düzeyde tutulması esas amaçtır. Bu doğrultuda Osmanlı, ziraatta mirî arazi sistemini uygulamış, ihracatı sınırlayarak ithalatın önünü açmıştır.

Tradisyonalizm(gelenekçilik) ilkesini ise Genç ‘e göre şöyle tanımlayabiliriz; sosyal ve iktisadî ilişkilerde yavaş yavaş oluşan dengeleri, eğilimleri mümkün olduğu ölçüde muhafaza etme, değişme eğilimlerini engelleme ve herhangi bir değişme ortaya çıktığında, tekrar eski dengeye dönmek üzere değişmeyi ortadan kaldırma iradesinin hâkim olmasıdır.

Fiskalizm ilkesi ise hazineye ait gelirleri mümkün olduğu kadar yüksek düzeye çıkarmaya çalışmak ve ulaştığı düzeyin altına inmesini engellemektir. Genç bu ilkenin mantığını şöyle açıklamaktadır: Sistemin yaşaması, onu yaşatacak güçlü bir organizasyonun devamıyla mümkün olabileceği için, devlet ve onun adına hareket edenlerin iktisadî kaynaklar üzerinde kesin söz hakkı olduğunu düşünüyorlardı. Bu, tabiî olarak, toplumda ihtiyaçlar skalasının en üst noktasına yerleştirdikleri devlet ve temsilcilerinin, toplumun diğer katmanlarında olduğu gibi sade yaşamasını değil, aynı zamanda çok güçlü ve etkili olmasını sağlayacak bir ayrıcalıklı kaynak tahsisini de içeriyordu.

METODOLOJİSİ

Mehmet Genç’in, bilimsel çalışma yapmanın ve sonuç ortaya koymanın mahiyetini son derece iyi idrak etmiş olduğu, yazım serüveni ve eserleri incelenince daha aşikâr bir şekilde ortaya çıkmaktadır. İktisat tarihi literatürü incelendiği takdirde de, Osmanlı iktisat tarihi bağlamında öteden beri mevcut bakışların dışına çıkarak; bu kadim bakış açısına meydan okuyabilmenin güçlüğünü omuzlayabilen ilim adamları içerisinde yer alan nadir-i vücutlardan biridir. Mehmet Genç, 50 yıllık ilim yolculuğundaki kılı kırk yaran mükemmeliyetçi tavrı ile ilim adamının ne idüğü ve nasılını çarpıcı şekilde ortaya koymaktadır.

Genç, 50 yıllık ilim hayatının birikiminden hareketle bilim yapmanın koşulu olarak mutfaktan geçmek gerektiğini belirtir. Ona göre kitaplardan ve makalelerden yola çıkılarak bilim yapmak mümkün değildir. Mutfaktan geçmeyi, bir bilimin bulgularını bilmek için değil, bilimin kendisini bilmek ve benzer veya benzemez başka bulgulara ulaşmak için zorunlu görür.  Makale ve kitapları buzdağının görünen yüzü gibi gören Genç’e göre, buzdağının altında, büyük, karmaşık bir dünya vardır. Bu dünyanın büyük bölümü de mutfaktır. Bilimin usta çırak ilişkisi gerektirmesi de bu sebepledir. Genç, bir buluşun okunarak öğrenilebileceğini ama ondan daha kıymetli olanın bu buluşa nasıl ulaşıldığını bilmek olduğunu ve bunun yolunun da “mutfağa” girmekten geçtiğini ifade eder.

50 yılık ilim hayatının büyük bölümünü arşiv içinde belgeleri çözümlemekle geçiren Genç, teorik bir tasavvur olmadan, belirli bir hipotez veya modele dayanmadan, sadece arşiv hammaddesinden tarihi bir olgunun inşasının mümkün olmayacağını belirtir. İlim geçmişini hipotezler mezarlığı olarak nitelendiren Genç’in çalışma metodu; hipotez, kantifiksiyon, teori ve teorinin testi sonucunda ulaşılmak mümkün oluyorsa bir modele ulaşmak şeklinde özetlenebilir.

Genç’e göre iktisat tarihi, iktisadın bugün için yaptığını, iktisadî değişkenler arasındaki ilişkilerle etkilerdeki düzenlilikleri ve yapıları ortaya çıkarma ameliyesini, bu değişkenlerin geçmişteki oluşumları için yapan bir bilim sahasıdır. Bu açıdan iktisat tarihi ve iktisat karşılıklı çok sıkı bir ilişki içinde olduğundan ötürü, iktisat teorisinde geliştirilen kavram, hipotez ve modeller dikkate alınmak zorundadır. Bu, iktisat tarihi için vazgeçemeyeceği bir hayatiyet kaynağıdır. Bu kaynaktan koparsa iktisat tarihi anlamsız bir veri yığını haline gelme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Aynı şekilde iktisat tarihi, tarihin yöntemlerini de kullanmak zorundadır. İktisat tarihçisinin kuracağı model ve hipotezleri ikinci elden çalışmalardan çıkarmasını zor ve hatta imkânsız olarak nitelendiren Genç, tarihin bulduğu teknik ve usulleri kullanmak suretiyle verilerini kendisi bulup inşa etmek zorundadır. Aksi takdirde teorik tasarımlarının olgudan mahrum, şematik tekrarların totolojisi içine hapsolacağını ifade eder.

Genç, zihnindeki temel problematiklere cevap ararken, bunların yanı sıra birçok talî açıklama ve bulguyu ortaya koymuştur. Osmanlı sanayisi, ticareti, iç gümrük rejimi, esnaf teşkilatı, mukataa sistemi, tekstil ticareti, kahve ve Osmanlı ekonomisindeki yeri, başkent İstanbul, İstanbul’un fethi ve bu fethin ekonomik sonuçları, Osmanlı sanayinde dönüşüm, iç gümrük rejimi uygulaması yaptığı çalışmalardan bazılarıdır. Bu çalışma ölçeğinde Genç’in makalelerindeki bulguları tartışmak söz konusu olamayacağından okuyucu için, Mehmet Genç’in temel eseri olan “Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi” isimli kitabı uygun bir kaynak olacaktır.

Yorum Ekleyin

Yorum yapmak için tıklayınız