Kimlik Meselemize Dair Kısa Not

kimlik

Yazan: Serdar ŞAHİN

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren milletini arayan bir devlet olduğu kimlik tartışmalarının yoğunlaştığı dönemlerde sıklıkla ifade edilir. Osmanlı İmparatorluğu gibi çok dinli çok milletli yapılar için 19. Yüzyıl ‘epey uzun ‘ sürmüş ve milliyetçilik hareketleri hızlı bir çözülmeye sebebiyet vermişti. 20.yüzyılın ilk çeyreğinde tasfiye edilen İmparatorluğun insani mirası onlarca yeni ulus devlet tarafından paylaşılırken, siyasi ve kültürel mirasını reddetme konusunda dikkat çekici bir yarış yaşanmıştı. İşte böyle bir vasatta kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ninelitleri ve aydınları için ‘Türk’ kimliği ortak paydasında bir ulus devlet inşası, hayatın her alanında modernleşme ve laikleşme ana hedefler olarak belirlenmişti. Ancak ‘toplum buna hazır değildi.’ Bu ifadeler o kadar çok tekrarlandı ki artık birer karikatüre dönüştü. Günümüzün Türkiye’sinde yaşanan kimlik problemlerinin arka planında böyle bir zemin bulunmaktadır.

Şükrü Hanioğlu bu kimlik problemini İki ‘İki Türkiye’ başlıklı yazısında isabetle teşhis etmektedir;
‘Resmî söylemin “kaynaşmış bir kitle” sloganının uzun yıllar tekrarlattırıldığı Türkiye’de, ideokrasinin dönüşümü ve logokrasinin de etkisini kaybetmesi sonrasında toplumun ne denli “kaynaşmamış”olduğu ortaya çıkmıştır. Bu “kaynaşmamış” toplumda “sol,” “sağ,” “sosyal demokrasi,” “muhafazakârlık” benzeri kavramsallaştırmalar altında gerçekte “kimlik siyaseti” yapılmaktadır. “Laik insan” şeklinde kavramsallaştırılarak, yaşam tarzının ritüellerini oluşturduğu, “dinî” karakter taşıyan bir kimliğin de dahil olduğu kimlikler üzerinden gerçekleştirilen bu siyasetler iki “İki Türkiye” yaratmış durumdadır.Dolayısıyla Charles Renouvier’nin kavramsallaştırmasından hareketle “İki Fransa” olarak adlandırılan ve 1879-1905 arasında gerçekleşene benzer bir bölünmenin yanısıra, etnik eksen etrafında şekillenen bir diğer “İki Türkiye” toplumumuzu fazlasıyla “kaynaşmamış bir kitle” durumuna sokmaktadır.’
Bu ifadelerin benzerlerine Samuel Huntington’un meşhur Medeniyetler Çatışması makalesinde rastlıyoruz. Huntington ‘torn countries’ kavramsallaştırmasıyla Türkiye, Rusya ve Meksika’yı tanımlamaya çalışıyordu. Bu ülkelerin medeniyet değişikliği/modernleşme maceralarını açıklamakta ‘faydalı’ olmakla birlikte bu makalenin başka kısımlarında da görülen ve yazarın üslubundan kaynaklanan ‘vakıayı tespit etme değil’ ‘öyle olmasını temenni etme’ hastalığıyla malul olan bu kavramlaştırma üzerinde düşünmemiz gerekmektedir.Bu kapsamda Türk modernleşmesi ile Rus modernleşmesini mukayese eden çalışmaların sayısının artması çok önemli.‘Rusya tamamlanmamıştır.’ diyen Puşkin’i ters çevirerek okumak ve ‘Türkiye tamamlanmamıştır.’ demek mümkün. Ancak ‘Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkanını vermiyor.’ diyen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bu sözünü ne başka bir dile çevirebiliyoruz ne de başka bir ülkeye uyarlayabiliyoruz. Ve 21. Yüzyılın ilkçeyreğinde Türkiye Cumhuriyeti ateş çemberinin ortasında ‘milletini’ aramaya devam ediyor.

(Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde ‘uçak düşürme krizi’ yaşanmamıştı. Yazı birdenbire gündemle ilişkili hale geldi.)

 

1 Yorum

Yorum yapmak için tıklayınız