Nüfusu Azalan Kuzey

different-demographicsYazan: Pierre BUHLER
Çev: Umut YERTÜM

August Comte’un “Demografi Kader’dir” dediği rivayet edilir. Bugün onun bu sözünün dünyanın en gelişmiş ülkelerinin kaderleri için bile geçerli olduğu görülmektedir. Birleşmiş Milletler(BM) Nüfus Departmanının iki yılda bir yayınlanan Dünya Nüfus Projeksiyonu gelişmiş ülkelerin birçoğunda görülen düşük doğurganlık oranlarının olası sonuçlarına yönelik tartışmalara farklı bir açıklama getirmektedir. BM’nin yayınladığı projeksiyondaki veriler; ne felaket tellallarının acımasız öngörülerini kanıtlamakta ne de iyimser bir tablo çizmektedir.

Demografi ekonominin verebileceğinden daha büyük bir kesinlik imkanı sağlamaktadır. Bir jenerasyon sonra çocuk doğurabilecek kadınlar hali hazırda aramızda bulunmaktadır. Eğer doğurganlık oranı genel yenilenme oranının, kadın başına 2.1 çocuk, üstündeyse nüfusta doğal bir artış gözlemlenecektir. Fakat 21. Yy ile birlikte bu oran Japonya ve Almanya’da 1,3’ e kadar düşmekte, hatta bu oran İtalya, Rusya ve Güney Kore için daha düşük seviyelerde gözlemlenmektedir.

Doğurganlık oranlarında son yıllarda küçük bir artış olsa da genel yenilenme oranlarından oldukça düşük seviyelerde gerçekleşmektedir. Daha da önemlisi doğurganlık oranları ile ilgili olarak hali hazırda genel yenilenme seviyesinin altına inilmiş ve yaş piramidinin en alt tabakası özellikle Rusya ve Japonya gibi göç olgusuna daha az tahammül eden ülkelerde aşınmaya devam etmektedir.

Düşük doğurganlık oranlarının demografik etkileri istikrarlı bir şekilde artan ortalama yaşam süresi ile dengelenmektedir. Bu konuda dünya liderliğini elinde bulunduran Japonya 2008 yılında nüfus sayısı kesin bir şekilde azalmaya başlamadan önce nüfus sayısında en yüksek seviyeye ulaşmıştır.

Bu konudaki en büyük istisnayı 1993 yılı itibariyle ortalama yaşama ve nüfusta azalma gözlemlenen Rusya oluşturmaktadır. Ülke o zamandan beri toplam nüfusundan 6 milyon kişiyi kaybetmiştir. 2001 yılı 100 doğum sayısına karşılık 170 ölüm sayısı ile nüfus azalmasında en şaşırtıcı yılı oluşturmaktadır.

Tüm Avrupa ülkelerinin benzer şekildeki zor durumla karşılaştığı söylenemez. İrlanda, Fransa ile birlikte Batı ve Kuzey Avrupa doğurganlık oranları genel yenilenme oranına yakın bir seviyede gerçekleşmekle birlikte aldıkları göçlerin sayesinde nüfus artışını devam ettirmektedirler. BM demografi uzmanları demografik verilerde en değişken ve tahmin edilemez olan doğurganlık oranlarının gelecek on yıllarda kadın başına 2.1 ile eski seviyesine geleceğini öngörmektedir.

Fakat bu öngörüldüğü gibi bile olsa, Avrupa’nın toplam nüfusu 2020’lerde en yüksek seviyesine yükselecek ve; Japonya, Rusya, Almanya ve Doğu Avrupa ülkeleri gibi nüfusları azalma eğilimine girecektir. Kitlesel göç dalgaları bu boşluğu doldurabilir fakat bu durumdan mustarip ülkelerde kitlesel göç olgusu güçlü siyasi dirençle karşılaşmaktadır.

Bu gidişat Fransız demografi uzmanı Alfred Sauvy’in 21. yüzyılın “demografik yaşlanma yüzyılı” olacağı öngörüsünü doğrulamaktadır. 65 yaş üstü nüfusun aktif nüfusa oranını gösteren yaşlı bağımlılık oranı ile toplam nüfusu ikiye ayırıp ortanca yaşı ifade eden medyan yaş bu durumu ölçen en önemli iki farklı göstergeyi oluşturmaktadır. Ekonomik olarak aktif olan gençlerin maruz kaldığı bu ağır yükün boyutları şimdiden görülebilir bir durumdadır. Japonya’da bağımlılık oranı 2010 yılında %38 iken 2050 yılı itibariyle %76’ya çıkacağı öngörülmektedir. Gidişatın daha da kötüleşeceği düşünülen Güney Kore’de ise %17 olan bu oranın 2050 yılı itibariyle %66’ya yükseleceği öngörülmektedir. Ve bu durum özellikle aktif emeklilik yaşı genellikle 60’ın biraz üstünde olan ve bu nedenle bağımlılık oranını %100 yaklaşma ihtimali bulunan İspanya, İtalya ve Almanya gibi Avrupa ülkelerinde en son istenilen durumdur.

Hızla grileşen(yaşlanan) ülkeler de birbirinden farklı özelliklere sahiptirler. Örneğin; medyan yaşı 44 olan Almanya’da bunun 2050 yılı itibariyle 49 olacağı, İtalya’da 43 iken 50’ye yükseleceği beklenmektedir. En keskin artış ise tek çocuk politikasının da etkisiyle 35 olan medyan yaşın 2050 itibariyle 49’a yükselecek olan Çin’de beklenmektedir. Demografi uzmanları arasında 2050 yılı itibariyle medyan yaşının Güney Kore’de mi Japonya’da mı ilk olarak 52’ye yükseleceği hakkındaki tartışma devam etmektedir.

Hızlı yaşlanmanın sonuçları; işgücünün azalması ve ekonomik büyümeyi de zedeleyecek olan girişimci havuzunun daralması, kamu emeklilik sisteminin sürdürülebilirliğini tehdit etmekte ve yaşlı nüfus ile bağlantılı olarak sağlık bakım harcamalarını arttırmak gibi oldukça fazla ve çeşitlidir.

Politik olarak bu durumu gelişmiş ülkelerdeki GSMH’nın %5-10’nu teşkil eden savunma ya da yatırım harcamaları yerine sosyal-refah harcamalarının tercih edilmesi olarak da ifade edebiliriz. Bu da kamu borcunu arttırmaya yönelik baskıları arttırmanın yanı sıra piyasadaki emek arzı eksikliğini, özellikle yüksek vasıf gerektirmeyen işlerde, yabancı işçiler aracılığıyla giderilmesi ihtiyacına neden olacaktır. Emeklilik yaşının arttırılmasına yönelik taleplere siyasi nedenlerle karşı çıkılması ve firmaların yaşlı çalıştırmaya yönelik gönülsüz tutumları göz önüne alındığında; bu dinamiği değiştirecek devrim niteliğinde bir değişiklik beklenmemelidir.

Bu ağır gidişata nispeten dirençli tek büyük ve gelişmiş ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir. Doğurganlık oranlarının genel yenilenme oranlarına yakın düzeyde olması ve yılda almış olduğu net 2.7 milyon göçmen(legal+illegal) sayesinde 2010 yılı itibariyle 37 olan medyan yaşın 2050 yılında 40 olması ve bağımlılık oranının %40’ın altında kalacağı beklenmektedir.

Ülkelerin ekonomik olarak büyümelerine ve küresel istikrara yönelik ciddi sonuçlar doğurması göz önüne alındığında; dünya genelindeki demografik veriler daha akılcı politika ve güneyden kuzeye doğru kaçınılmaz göçmen akınlarına ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Bu nedenle “Demografi” kaderimizi August Comte’un yaşadığı çağdan ziyade şuan çizmektedir.

Kaynak: The Shrinking North

Etiketler

Yorum Ekleyin

Yorum yapmak için tıklayınız