Finansal Gelişmişlik, Gelir Eşitsizliği Ve Yoksulluk

Yazar: Ünal Seven -Institute for Advanced Studies Lucca (İtalya)

Finansal sistemin gelişmesi ile ekonomik büyüme arasındaki pozitif ilişkinin varlığı geniş bir kesim tarafından kabul görürken, finansal gelişmişliğin gelir eşitsizliği ve yoksulluk üzerine etkileri konusunda iktisat teorisi pek net değildir. 1990’lı yıllara kadar gelir dağılımındaki eşitsizlik çok fazla gündem konusu olamasa da eşitsizliğin ekonomik büyüme üzerinde olumlu etkisinin olabileceği varsayılmıştır. Bu varsayıma göre, gelir dağılımındaki eşitsizlik, zenginlerin daha hızlı birikim yapmalarını ve varlıklarından daha fazla getiri elde etmelerini kolaylaştırmaktadır. Bu şekilde biriken sermaye ile de ekonomik büyüme gerçekleşmektedir. Ancak, 1990’lı yıllardan sonra, tam tersine, eşitsizlik ile büyüme arasında negatif bir ilişkinin olabileceği vurgulanmaya başlanmıştır. Negatif ilişkinin nedeni olarak ise, artan eşitsizlikten dolayı devletin yüksek vergi oranları getirerek varlıklardan elde edilen getirileri azaltarak, sermaye birikimini ve ekonomik büyümeyi yavaşlattığı varsayılmaktadır.

Ekonomik büyüme ile arasında güçlü bir ilişki olduğu varsayılan ekonomik eşitsizlik, son yıllarda, özellikle Afrika ve Ortadoğu’daki gelişmekte olan ülkelerde, terörizmin en önemli nedenleri arasında gösterilmektedir. Eşitsizliğin suç, çatışma ve yönetim için ne ifade ettiğini inceleyen çalışmalar da toplumların ekonomik refahları açısından gelir dağılımındaki adaletsizliğin önemini vurgulamaktadır.

Gelir eşitsizliği son yıllarda ekonomistlerin en çok üzerinde durduğu konulardan biridir. Nobel Ekonomi ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz “The Price of Inequality” (Eşitsizliğin Bedeli) adlı kitabında, gelir eşitsizliğinin ve yoksulluğun nedenleri üzerinde durarak bu konudaki tartışmalara yeni bir boyut kazandırmıştır. Eşitsizliğin ekonomik ve sosyal politikalar, etnik farklılık, toprak dağılımı ve coğrafi konum gibi birçok nedeni bulunmakla beraber finans sisteminin de gelir eşitsizliği üzerinde önemli bir rolü olduğunu vurgulamaktadır. Öte yandan, Fransız ekonomist Thomas Piketty, çok konuşulan ve dünyada en çok satanlar listesine girmeyi başaran “21. Yüzyılda Sermaye” adlı kitabında, eşitsizliğin tarihini şekillendiren temel unsurları “ekonomik/sosyal ve politik aktörler ile bu aktörlerin adaleti ve adaletsizliği nasıl gördükleridir” şeklinde anlatmıştır. Piketty ayrıca, 1980 sonrasında gelir dağılımındaki eşitsizliğin artmasını yanlış vergilendirme ve finansal sistem politikalarına bağlamıştır.

Bu makalemizde, finansal sistemin gelişmesi ile gelir eşitsizliği ve yoksulluk arasındaki ilişkiyi inceleyeceğiz. Makalemizin ilk bölümünde, gelir eşitsizliği ve yoksulluk kavramlarının tanımları ve bu iki kavramın nasıl ölçüldüğü konusu aktarılacaktır. İkinci bölümde, finansal gelişmişlik, gelir eşitsizliği ve yoksulluk arasındaki ilişki, literatürde yapılan akademik çalışmalar nezdinde ortaya konulurken son bölümde ise Türkiye üzerine yapılan çalışmalar, gelir eşitsizliği ve yoksulluk rakamları özetlenmektedir.

  1. GELİR EŞİTSİZLİĞİ ve YOKSULLUK

Ekonomik büyüme konusunda son 20 yılda dünya genelinde önemli gelişmeler olurken, gelir dağılımı ve yoksulluk konularında istenilen düzeyde ilerleme kaydedilememiştir. Uzun yıllar boyunca gelişmekte olan ülkeler bağlamında tartışılan gelir dağılımı eşitsizliği kavramı, özellikle kapitalizmin küreselleşme sürecinde, gelişmiş ülkelerde gözlenen zengin-yoksul farkının artmasıyla birlikte küresel bir sorun olarak görülmektedir.

OECD tarafından 2011 yılında yayınlanan “Divided We Stand: Why Inequality Keeps Rising?” (Bölünmüş Durumdayız: Neden Eşitsizlik Artmaya Devam Ediyor?) adlı rapora göre, son 25 yılda, düşük gelirlinin kazancı artış göstermekle birlikte, zengin nispeten daha fazla zenginleşmiş, hatta yüksek gelirli kesimin ortalama geliri, düşük gelirli kesimin ortalama gelirinin yaklaşık 9 katı olmuştur. Almanya, Danimarka ve İsviçre gibi eşitlikçi geleneğe sahip ülkelerde bile, gelir grupları arasındaki fark 1980’lerde yaklaşık 5 kat iken, 2011 itibarıyla yaklaşık 6 kattır. Eşitsizliğin en yaygın göstergelerinden biri olan Gini katsayısı 1980 ortalarında OECD ülkelerinde ortalama 0.29 iken son 20 yıl içinde %10 artarak 0.32’ya yükselmiştir. Bu rakamlar da göstermektedir ki “zenginler daha zengin, fakirler ise daha fakir oluyor”.

A. Gelir Dağılımı Eşitsizliği

Gelir eşitsizliği en genel tanımıyla; bir ülkede, belirli bir dönemde yaratılan milli gelirin, bireyler, bireylerden oluşan gruplar ve üretim faktörleri arasında bölüşümündeki eşitsizliktir. Gelir eşitsizliğinin yarattığı sorunlar modern toplumlar dâhil tüm dünya için çok önemlidir. Psikolojik bozukluklar, yenidoğan ölümleri, uyuşturucu bağımlılığı gibi toplumsal sorunların gelir eşitsizliğiyle paralel hareket ettiği savunulmaktadır. Genel yargı, “bir ülkede gelir dağılımındaki adaletsizlik ne kadar artarsa, o ülkedeki sorunlar da o denli artar” şeklindedir.

İngiliz bilim adamları Kate Pickett ve Richard Wilkinson’un tarafından 2009 yılında yazılan “The Spirit Level” isimli kitap, bilimsel veriler kullanarak gelir dağılımının daha adil olduğu ülkelerde toplumun daha sağlıklı bir yapı sergilediğini ortaya koymaktadır. Kitapta, 21 sanayileşmiş ülkenin verileri kullanılarak gelir eşitsizliğinin sağlık, yaşam beklentisi, yenidoğan ölümleri, cinayet, intihar, erken hamilelik, aşırı şişmanlık, psikolojik hastalıklar ve bağımlılık gibi sosyal sorunlar üzerindeki etkileri incelenmiştir. Yazarlar, gelir dağılımındaki eşitsizliğin daha az olduğu ülkelerde insanların daha iyi, daha mutlu ve daha uzun yaşadıklarını ortaya koymuşlardır.

Eşitsizliğin sosyal konular üzerindeki bu önemli etkisinden dolayı ülkelerin ekonomi politikaları, sadece büyüme ve istikrarı değil, bireyler arasındaki gelir dağılımı eşitsizliğini de çözmeye yöneliktir. Gelir dağılımı eşitsizliğine neden olan faktörler tam olarak belirlenemese de, devletin ekonomi politikaları, eğitim sistemi ve vergi sistemi gibi konular gelir dağılımına neden olan en önemli faktörler olarak kabul edilmektedir.

Amerikalı bir düşünce kuruluşu olan PEW Research Center tarafından 2014 yılında yayınlanan anket sonuçlarına göre toplumlar, eşitsizliğin en önemli nedeni olarak devletin ekonomik politikalarını göstermektedir.[1] Tablo 1’de PEW tarafından yayınlanan anketin sonuçları seçilen 24 ülke için özetlenmektedir. Ankette sorulan soru ise “Ülkenizdeki en zengin ile en fakir kesim arasındaki gelir farkının en önemli nedeni olarak neyi görüyorsunuz?” şeklindedir.

Tablo 1: Gelir Eşitsizliğinin Nedenleri  
Devletin Ekonomik Politikaları İşçi Ücretleri Eğitim Sistemi Kazanç Eşitsizliği Dış Ticaret Vergi Sistemi Bilmiyorum
Gelişmiş Ekonomiler          
Yunanistan 54 16 2 3 8 16 1
İspanya 52 17 9 7 4 7 3
Güney Kore 46 19 9 11 4 9 3
İtalya 36 25 4 3 5 24 3
Japonya 27 29 12 14 1 10 6
ABD 24 13 17 24 3 15 4
Fransa 23 26 10 17 4 19 0
İngiltere 23 16 18 24 2 12 4
Almanya 20 26 21 10 2 16 5
Gelişmekte Olan Ekonomiler          
Hindistan 45 11 11 4 10 5 15
Çin 43 18 5 6 13 3 12
Türkiye 42 20 9 6 9 8 7
Rusya 37 33 3 7 2 9 9
Arjantin 34 26 15 11 5 2 7
Endonezya 31 32 9 10 6 4 10
Ürdün 29 27 11 8 7 16 2
Malezya 27 28 6 15 5 5 14
Brezilya 21 44 19 10 1 4 2
Meksika 21 29 11 15 9 3 11
Güney Afrika 21 27 16 12 8 7 8
Az Gelişmiş Ekonomiler          
Kenya 36 19 11 5 11 12 5
Gana 29 17 17 9 9 12 7
Senegal 24 24 5 19 10 5 15
Uganda 20 17 16 24 12 7 3
Kaynak: PEW Research Center, 2014

Tablo 1’e göre, gelir eşitsizliğinin en önemli nedenleri olarak devletin ekonomik politikaları ve işçilik ücretleri görülmektedir. Gelişmiş, gelişen ve gelişmekte olan ülke gruplarının her birinde ekonomik politikalar gelir dağılımı eşitsizliğinin en önemli nedeni olarak görülmektedir. Örneğin, Yunanistan’da ankete katılanların %54’ü devlet politikalarını suçlarken Türkiye’de bu oran %42, Kenya’da ise %36’dır. Eğitim sistemi, devlet politikaları ve işçi ücretlerinden sonra üçüncü sırada yer almaktadır.

Tablo 2: Gelir Eşitsizliğinin Çözümleri
Düşük Vergi Yüksek Vergi Hiçbiri/Hepsi Bilmiyorum
Gelişmiş Ekonomiler      
İtalya 68 12 17 4
Fransa 61 37 2 0
Yunanistan 50 32 15 4
Japonya 43 46 4 7
Güney Kore 40 53 3 3
İngiltere 39 50 5 6
ABD 38 49 7 5
Almanya 31 61 4 4
Gelişmekte Olan Ekonomiler      
Brezilya 77 18 3 2
Arjantin 60 19 10 11
Meksika 49 30 11 11
Türkiye 48 32 8 11
Malezya 39 21 22 18
Nijerya 39 29 14 17
Hindistan 39 31 12 18
Endonezya 31 32 26 12
Çin 31 42 11 16
Güney Afrika 27 31 27 15
Az Gelişmiş Ekonomiler      
Uganda 64 24 7 4
Gana 57 25 7 12
Kenya 52 30 8 10
Senegal 23 44 14 19
Kaynak: PEW Research Center, 2014

Tablo 2’de ise, aynı anketteki “Ülkenizdeki zengin ile fakir arasındaki gelir farkının kapatılmasında en etkili yöntem hangisidir?” sorusuna ait detaylar sunulmaktadır.

Anket sonucuna göre, 44 ülkenin 22’sinde, varlık ve kurumlar vergilerinin düşük kalması gelir dağılımındaki eşitsizliğin azaltılmasında en etkili çözüm olarak görülmektedir. Düşük vergi tercihinde bulunanlar, zenginler ve şirketler üzerindeki verginin azaltılması ve yatırımların, dolayısıyla ekonomik büyümenin desteklenmesinin yüksek vergilerden elde edilen gelirlerin fakirleri destekleme programlarında kullanılmasından daha faydalı olduğunu düşünmektedir.

Fakat tam tersine, Güney Kore, Japonya, Almanya, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde ve Ürdün ve Çin gibi gelişen ülkelerde ankete katılanların önemli bir bölümü, vergilerin yüksek olması durumunda gelir eşitsizliğinin azalacağını düşünmektedir. Türkiye’de ise ankete katılanların %48’i varlık ve kurumlar vergilerinin düşmesiyle eşitsizliğin azalacağını düşünmektedir. Buna karşın, fikrim yok diyenlerin oranı ise %11’dir.

A.1. Gelir Dağılımı Eşitsizliğinin Ölçülmesi

Bireysel gelir dağılımındaki eşitsizliklerin saptanabilmesi ve zaman içerisindeki değişimini göstermek için çeşitli ölçüler kullanılmaktadır.

Gelir dağılımındaki eşitsizliği ölçmek için genellikle Lorenz eğrisi kullanılır. 1905 yılında Amerikalı istatistikçi Max O. Lorenz tarafından geliştirilen Lorenz eğrisi, yoğunlaşma eğrisi olarak da bilinir. Gelir dağılımı eşitsizliği ölçümlerinde temel alınan Lorenz eğrisi ile ilgili daha detaylı bilgi Kutu 1’de sunulmuştur.

Gelir eşitsizliği ölçümünde temel olarak iki grup vardır; pozitif ve normatif (genel kabul görmüş, ideal olarak belirlenmiş) eşitsizlik ölçüleri. Pozitif ölçüler (Gini katsayısı, yüzdelik gruplar katsayısı, logaritmik sapmaların ortalaması, değişkenlik katsayısı) gelirlerin birbirinden veya ortalama gelirden farklarına odaklanırken, normatif ölçüler toplumsal refahın belirli standartlar üzerinde olması gerektiği görüşüne göre değerlendirme yapar.

Gini katsayısı: İtalyan istatistikçi Carrado Gini tarafından 1912 yılında geliştirilen Gini katsayısı, eşitsizlik seviyesini tek bir sayı ile ifade etmektedir. Dolayısıyla ülkeler, bölgeler ve gruplar arasında karşılaştırma yapmak için Gini katsayısı kullanılabilir. Literatürde en yaygın olarak kullanılan ölçülerden biri olan Gini katsayısı, gelir eşitsizliği düzeyinin grafiksel gösterimi olan Lorenz eğrisinden elde edilmektedir.

Gini katsayısı, Kutu 1’de detaylı şekilde anlatılan Lorenz eğrisi ile mutlak eşitlik çizgisi arasında kalan alanın (şekilde B alanı), mutlak eşitlik çizgisinin altındaki üçgenin alanına (şekilde A+B alanı) oranı olarak hesaplanmaktadır.

Eğer bir toplumdaki gelir dağılımında tam eşitlik varsa Gini katsayısı “0” değerini, mutlak eşitsizlik varsa “1” değerini almaktadır. Gini katsayısı sıfır değerine yaklaştıkça eşitsizliğin azaldığını, bir değerine yaklaştıkça eşitsizliğin arttığını gösterir.

Kutu 1: Lorenz Eğrisi

Lorenz eğrisini oluşturabilmek için bireyler veya hanehalkları, gelirlerinin büyüklüğüne göre en küçükten başlayarak büyüğe doğru sıralanır. Lorenz eğrisinin yatay ekseninde bu şekilde sıralanmış birey veya hanehalklarının nüfusunun birikimli (kümülatif) yüzde payları, dikey ekseninde ise bu birey veya hane halklarının elde ettikleri gelirin birikimli (kümülatif) yüzde payları yer alır. Böyle bir Lorenz eğrisi, nüfusun yüzde kaçının gelirin yüzde kaçını aldığını gösteren noktaların birleştirilmesi ile elde edilir.

Lorenz eğrisi, eğer gelirin dağılımda bir eşitlik söz konusu ise, herkesin gelirden eşit ölçüde pay aldığını ifade etmek için “mutlak eşitlik çizgisi” adını alır. Başka bir deyişle, gelirler bireyler arasında eşit olarak dağılmışsa Lorenz eğrisi mutlak eşitlik çizgisi ile çakışarak 45°’lik bir doğru biçimini alacaktır. Bu durumda, gelir elde edenlerin örneğin %10’u toplam gelirin %10’unu elde edecektir. Lorenz Eğrisinin mutlak eşitlik çizgisinden uzaklaşmaya başlayarak daha çukur hale gelmesi, gelir paylaşımında eşitsizlik olduğu anlamına gelmektedir. Başka bir deyişle, gelir dağılımı ne kadar bozuksa Lorenz eğrisiyle mutlak eşitlik çizgisi arasındaki alan o kadar büyük olacaktır. Aşağıda, Türkiye’nin 2013 yılına ait gelir dağılımı verileri kullanılarak, Lorenz eğrisi grafiksel olarak gösterilmektedir.
lorenzsadas

Kaynak: TÜİK, ekodialog.com,  mahfiegilmez.com

Yüzdelik gruplar katsayısı: Bireysel gelir dağılımını ölçmede yaygın olarak kullanılan yüzdelik gruplar katsayısı, ülkedeki tüm bireylerin %20, %10 veya %5 gibi yüzdelik dilimlere/gruplara ayrılarak milli gelirden ne kadar pay aldığını gösteren basit bir yöntemdir. Bu grupların toplam gelirden aldıkları paylar gelir dağılımı eşitsizliği hakkında bilgi vermektedir. Örneğin, Türkiye’de 2003 yılında en yüksek %20’lik gelir grubunun geliri en düşük %20’lik gelir grubundakilerin gelirinin yaklaşık 10 katı iken bu oran 2013 yılında 7,7’ye düşmüştür.

Değişkenlik katsayısı (coefficient of variation): Bir istatistik dağılımının göreli değişkenliğini ölçmekte kullanılan değişkenlik katsayısı, dağılımın standart sapmasının aritmetik ortalamaya oranıdır. Değişkenlik katsayısının karesi, literatürde “göreli varyans” olarak bilinmektedir. Varyans en temel anlamda gelirlerin ortalama gelirden ne kadar saptığını ölçer. Gelir dağılımı eşitsizliği analizlerinde, “göreli varyansın yarısı” bir eşitsizlik ölçüsü olarak ayrıştırma analizlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıştırma analizi, gelir eşitsizliği ölçüsünün, istatistiki olarak gelir kaynaklarına göre veya toplumun sosyo-ekonomik alt gruplarına göre ayrıştırılmasını ifade etmektedir.

Logaritmik sapmaların ortalaması (mean log deviation): Her bir hanehalkı geliri ile ortalama gelir arasındaki ilişkiyi logaritmik olarak ölçer. Bu ölçü, gelir dağılımının alt gelir gruplarında yer alan gelirler arasındaki uzaklıklara daha fazla ağırlık verdiğinden, alt gelir gruplarının arasındaki gelir transferleri bu ölçünün değerini daha fazla etkilemektedir (Goodman vd, 1997). Bu yöntem de değişkenlik katsayısında olduğu gibi gelirlerin birbiri ile olan farkını değil gelirlerin genel ortalamadan farklarını ölçmektedir.

Theil endeksi: Gelir dağılımında yer alan bütün gelir grupları arasındaki uzaklıklara eşit derecede önem veren Theil endeksi, sıfır değerinden sonsuz değerine kadar değişen değerler alabilmektedir. Endeksin değeri büyüdükçe eşitsizliğin arttığı, küçüldükçe eşitsizliğin azaldığı anlaşılır. Theil endeksi, toplam eşitsizliği gruplar arası ve grup içi eşitsizlik olarak ayrıştırmaya olanak sağlamaktadır. Fakat, endeksin değeri bireylerin veya hanehalklarının sayısına bağlı olduğu için ülkeler arası kıyaslamalarda pek fazla kullanılmamaktadır.

Atkinson endeksi: Toplumsal refahı göz önünde bulunduran bu endeks 1970 yılında Atkinson tarafından geliştirilmiştir. Toplumsal refah, her bir bireyin refah toplamından oluşmaktadır. Atkinson endeksi 0 ile 1 değerleri arasında değişmektedir ve büyük değerler daha fazla eşitsizlik anlamına gelir.

Sonuç olarak, gelir dağılımı eşitsizliğini ölçen çok sayıda eşitsizlik ölçüsü bulunmaktadır. Bunlardan en yaygın olarak kullanılanı Gini katsayısıdır. Gelir eşitsizliği ölçüleri kullanılarak yapılan gelir dağılımı karşılaştırmalarında, bu ölçülerin sahip oldukları özellikler göz önünde bulundurulmalıdır. Aksi halde, yapılan karşılaştırmalar doğru sonuçlar vermeyecektir.

A.2. Gelir Dağılımı Eşitsizliği Verileri

Bir ülkenin gelir dağılımındaki eşitsizlikte hangi durumda olduğunu daha iyi anlayabilmenin en iyi yolu diğer ülkelerle karşılaştırma yapmaktır. Fakat gelir eşitsizliği ile ilgili karşılaştırmalar yapılırken, farklı ülkelerde yapılan hesaplamaların farklı yöntemlere dayanması, tam olarak anlamlı bir karşılaştırmayı zorlaştırmaktadır. Bu yüzden gelir eşitsizliği ile ilgili veriler karşılaştırılırken ya Dünya Bankası’nın, ya da Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) veri tabanları bu konudaki en az sorunlu veriler olarak kabul edilmektedir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi gelir dağılımı eşitsizliğini ölçmek için birçok ölçü kullanılmaktadır. Kolaylık ve anlaşılırlık açısından, bu bölümde, sadece en yaygın olarak kullanılan Gini katsayısı sunulacaktır. Tablo 3, seçilmiş ülkelerin Gini katsayısı ile ölçülen (2005 ve 2013 yılları için) gelir dağılımı eşitsizliği verilerini sunmaktadır.

Gini katsayıları dikkate alındığında Danimarka, İsveç, Slovakya, Macaristan gibi AB üyesi ülkelerde eşitsizlik daha az iken en yüksek eşitsizlik oranları Paraguay, Brezilya ve Kolombiya gibi Latin Amerika ülkelerinde görülmektedir. 2005-2013 döneminde gelir dağılımı eşitsizliğinde ülke bazında çok büyük değişiklikler olmamakla beraber Almanya, Arjantin, İtalya, Meksika, Mısır, Slovakya ve Romanya gibi ülkelerde Gini katsayıları düşmüştür. Buna karşın, ABD, Endonezya, Danimarka, Macaristan, Paraguay ve Rusya’da gelir eşitsizliği artmıştır.

Tablo 3: Gini Katsayısı (%)
Ülke Gini 2005 Gini 2013
Danimarka* 24,6 26,9
İsveç 26,1 25,0
Ukrayna 29,0 25,6
Slovakya 29,8 26
Romanya 29,8 27,4
Pakistan 31,2 30,0
Mısır 32,1 30,8
Macaristan 30,2 31,2
Almanya* 31,5 30,6
Kanada* 33,9 33,7
Polonya 34,5 32,7
Hindistan 33,4 33,9
Yunanistan* 33,7 34,7
Endonezya 34,0 38,1
İtalya* 37,2 35,5
İngiltere* 37,6 38
İran 38,3 38,3
İsrail 41,9 39,2
Türkiye 38,0 40,0
Rusya 38,3 40,1
Amerika* 40,6 41,1
Çin 42,5 42,1
Arjantin 49,3 44,5
Uruguay 45,9 45,3
Meksika 51,1 47,2
Paraguay 51,4 52,4
Brezilya 56,7 54,7
Kolombiya 55,1 55,9
Kaynak: WDI, UNDP, TÜİK

* Gini katsayıları, ilk sütunda 2004 yılına, ikinci sütunda 2010 yılına aittir.

 

B. Yoksulluk

Bireylerin en temel ihtiyaçlarını karşılayacak gelirden yoksun olma durumunu ifade eden yoksulluk, çok yönlü ve karmaşık yapısı sebebiyle tam olarak tanımlanması ve ölçülmesi güç olan bir kavramdır. Çünkü bireylerin hangi ihtiyaçlarının temel ihtiyaç olarak kabul edileceği, bireye, topluma ve zamana göre değişmektedir. Bununla birlikte, yoksulluğu tanımlamak için yaygın olarak kullanılan iki farklı yaklaşım vardır. Bunlardan dar anlamda yoksulluk; açlıktan ölme ve barınacak yeri olmama durumu iken, geniş anlamda yoksulluk; gıda, giyim ve barınma gibi olanaklar bireylerin yaşamlarını devam ettirmeye yettiği halde toplumun genel düzeyinin gerisinde kalmayı ifade eder. Bu iki yaklaşım yoksulluğun mutlak ve göreli tanımlarını ortaya çıkarmaktadır.

B.1. Yoksulluğun Ölçülmesi

Yoksulluk, temelde az gelişmişlik problemi olarak ifade edilse de sadece gelişmemiş veya az gelişmiş ülkelerde değil, gelişmiş ülkelerde de karşımıza çıkan bir kavramdır. Çünkü yoksulluk, sadece kaynakların kıt olmasından değil, paylaşım mekanizmasındaki sorunlardan, işsizlikten, eğitim sisteminden ve ekonomik büyümenin zayıflığından kaynaklı olarak da ortaya çıkmaktadır.

Bu anlamda yoksulluk kavramı, mutlak yoksulluk, göreli yoksulluk ve insani yoksulluk olarak üç farklı yaklaşım ile ölçülmektedir.

Mutlak yoksulluk: hane ya da bireylerin yaşamlarını fiziksel olarak sürdürebilmeleri için ihtiyaç duyulan minimum tüketim seviyesi olarak tanımlanmaktadır. Her ülke farklı koşullara bağlı olarak ulusal bir yoksulluk sınırı belirlemektedir. Örneğin, gelişmekte olan ülkeler genellikle gıda yoksulluğuna göre hesaplama yapmaktadır. Mutlak yoksulluk oranı, asgari refah düzeyini yakalayamayan bireylerin sayısının toplam nüfusa oranıdır.

Ulusal yoksulluk sınırlarını kullanarak uluslararası karşılaştırmalar yapabilmek amacıyla Dünya Bankası tarafından kullanılan günlük 1 ya da 2 dolar yoksulluk sınırları belirlenmiştir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, 1 ve 2 dolarlık yoksulluk sınırlarını kullanarak mutlak yoksulluk hesaplamaları yapmaktadır.

Göreli yoksulluk: bireylerin, toplumun ortalama refah düzeyinin belli bir oranının altında olması durumudur. Diğer bir ifadeyle göreli yoksulluk, yoksul bireyler ile o toplumdaki mevcut koşullar altında ortalama bir gelire sahip olan bireyler arasındaki gelir farkıdır.

Yoksulluk kavramını sadece en temel insani ihtiyaçların karşılanamaması olarak değil ülkenin sahip olduğu sosyal ve ekonomik güçlerin kullanımının eşit olarak dağıtılmaması olarak da düşünmek gerekir. Yoksulluk tanımı yapılırken insan hayatının ekonomi, siyasi ve sosyal katılım, eğitim, sağlık, insan hakları, çevre vb. tüm boyutlarını kapsaması önemlidir. Bu bağlamda mutlak ve göreli yoksulluk tanımlarına ek olarak insani yoksulluk tanımı yapılmıştır.

İnsani yoksulluk: yoksulluğun yalnızca iyi bir yaşam için gerekli olan ekonomik geliri değil bireylerin ihtiyaçlarının ve fırsatların çeşitlendirilmesini de göz önünde bulunduran bir kavram olduğunu vurgulamaktadır.

İnsani yoksulluk kavramı üzerinde ilk defa 1997 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yayınlanan İnsani Gelişme Raporunda durulmuştur. UNDP her yıl yayınladığı İnsani Kalkınma Endeksinin (Human Development Index, HDI) yanında İnsani Yoksulluk Endeksini (HPI) de ülke bazında yayınlamaktadır. Bu endeks, yaşam süresi, temel eğitim, kamu ve özel kaynaklara erişim eksikliği gibi yoksulluğun en temel boyutlarını dikkate alarak hazırlanmaktadır.

2010 yılına kadar gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere göre gruplandırma yaparak ülkeler arasındaki sosyo-ekonomik farkları da ortaya koyan bu endeks, 2010 yılından itibaren Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi (Multidimensional Poverty Index, MPI)  adı altında hesaplanmaktadır. MPI sayesinde yoksulluk içerisinde yaşayan insanların kapsamlı bir resmini çıkarmak mümkündür. Ayrıca, ülkeler, bölgeler, etnik gruplar, kırsal veya kentsel konumlar ve diğer hanehalkı özellikleri bakımından kıyaslamalar da yapılabilmektedir.

B.2. Yoksulluk Verileri

Küresel anlamda, “extreme poverty” olarak adlandırılan ve günlük 1.25 doların altında yaşayanların sayısının toplam nüfusa oranını ifade eden mutlak yoksulluk, son yıllarda belirgin bir şekilde azalmıştır. Dünya Bankası’nın yayınladığı en son verilere göre, 2008 yılında mutlak yoksulluk sınırının altında yaşayan 1.25 milyar insan varken (2005 yılındaki dünya nüfusunun yaklaşık %18.6’sı) bu rakam 2011 yılında yaklaşık 1 milyar (2011 yılındaki dünya nüfusunun %14.5’i) olarak gerçekleşmiştir. Dünya Bankası’nın yoksulluk konusunda en önemli hedeflerinden biri 2020 itibarıyla mutlak yoksulluk oranını tek haneli rakamlara indirmektir.

Tablo 4’te seçilmiş ülkeler için İnsani Gelişmişlik Endeksi (HDI) verileri sunulmuştur. Ülkeler, gelişmişlik endeksinin değerine göre büyükten küçüğe sıralanmıştır. Uzun ve sağlıklı yaşam, eğitim ve yeterli yaşam standartları gibi üç temel boyuttaki edinimleri göz önünde bulunduran İnsani Gelişmişlik Endeksine göre, 2013 yılında en yüksek endeks değerine sahip olan ülke Norveç olmuştur. Türkiye, 2012 yılında olduğu gibi 2013 yılında da 69’uncu sırada yer bulmuştur. Fakat Türkiye, 1990 yılında 0,576 olan HDI değerini 2013 yılı itibarıyla yaklaşık %30 arttırarak 0,759’a çıkarmıştır. Bu artış Türkiye’nin, insani gelişmişlik konusunda, son 23 yılda önemli bir ilerleme kaydettiğinin göstergesidir. Ayrıca, 2013 verilerine göre İnsani Gelişmişlik Endeksinin dünya ortalaması 0,702 olarak gerçekleşmiştir. Dünya ortalamasına göre de Türkiye, daha iyi durumdadır.[2]

Tablo 4: İnsani Gelişmişlik Endeksi, HDI (1990-2013)
Ülke 1990 2000 2005 2008 2010 2011 2012 2013 Sıra-2013
İnsani Gelişmişlik Endeksine Göre
Norveç 0,84 0,91 0,94 0,94 0,94 0,94 0,94 0,94 1
Avustralya 0,87 0,90 0,91 0,92 0,93 0,93 0,93 0,93 2
ABD 0,86 0,88 0,90 0,91 0,91 0,91 0,91 0,91 5
Almanya 0,78 0,85 0,89 0,90 0,90 0,91 0,91 0,91 6
İngiltere 0,77 0,86 0,89 0,89 0,90 0,89 0,89 0,89 14
Japonya 0,82 0,86 0,87 0,88 0,88 0,89 0,89 0,89 17
Polonya 0,71 0,78 0,80 0,82 0,83 0,83 0,83 0,83 35
Slovakya 0,75 0,78 0,80 0,82 0,83 0,83 0,83 0,83 37
Portekiz 0,71 0,78 0,79 0,81 0,82 0,82 0,82 0,82 41
Macaristan 0,70 0,77 0,81 0,81 0,82 0,82 0,82 0,82 43
Arjantin 0,69 0,75 0,76 0,78 0,80 0,80 0,81 0,81 49
Uruguay 0,69 0,74 0,76 0,77 0,78 0,78 0,79 0,79 50
Rusya 0,73 0,72 0,75 0,77 0,77 0,78 0,78 0,78 57
Bulgaristan 0,70 0,71 0,75 0,77 0,77 0,77 0,78 0,78 58
Malezya 0,64 0,72 0,75 0,76 0,77 0,77 0,77 0,77 62
Türkiye 0,58 0,65 0,69 0,71 0,74 0,75 0,76 0,76 69
Meksika 0,65 0,70 0,72 0,74 0,75 0,75 0,76 0,76 71
Azerbaycan 0,64 0,69 0,72 0,74 0,74 0,75 0,75 76
Ürdün 0,62 0,71 0,73 0,75 0,74 0,74 0,74 0,75 77
Brezilya 0,61 0,68 0,71 0,73 0,74 0,74 0,74 0,74 79
Çin 0,50 0,59 0,65 0,68 0,70 0,71 0,72 0,72 93
Hindistan 0,43 0,48 0,53 0,55 0,57 0,58 0,58 0,59 135
Gelişmişlik Gruplarına Göre
Çok Gelişmiş 0,80 0,85 0,87 0,88 0,89 0,89 0,89 0,89
Gelişmiş 0,59 0,64 0,68 0,71 0,72 0,73 0,73 0,74
Orta Gelişmiş 0,47 0,53 0,57 0,59 0,60 0,61 0,61 0,61
Düşük Gelişmiş 0,37 0,40 0,44 0,47 0,48 0,49 0,49 0,49
Dünya Ortalaması 0,60 0,64 0,67 0,69 0,69 0,70 0,70 0,70
Kaynak: Human Development Report 2014, UNDP

Grafik 1’de Dünya Bankası tarafından yayınlanan “Global Monitoring Report 2014/2015” adlı rapordan alınan 1990, 2011 ve 2030 (tahmini) yılları için küresel ve bölgesel mutlak yoksulluk hesaplamaları (günlük 1.25$ altında yaşayanlar) sunulmaktadır.

Dünya genelinde, günlük 1.25$ (2005 fiyatlarıyla) altında yaşayan insan sayısının toplam nüfusa oranı 1990-2011 döneminde belirgin bir şekilde azalmıştır. 1990 yılında bu oran %36,4 iken 2011 yılında %14,5 olmuştur. 2030 projeksiyonunda bu oranın daha da azalarak %4,9’a inmesi beklenmektedir.

Grafik 1’e göre, 1990 yılında mutlak yoksulluk sınırının altında yaşayan insanların toplam nüfusa göre en yüksek olduğu bölge Doğu Asya ve Pasifik iken, 2011 yılında Sahra-Altı Afrika olmuştur. Mutlak yoksulluk oranının en düşük olduğu bölge ise, 2011 verilerine göre, Avrupa ve Orta Asya’dır.

grafikbirssadsa2. FİNANSAL GELİŞME, GELİR EŞİTSİZLİĞİ ve YOKSULLUK İLİŞKİSİ

Finansal sistem iyi çalıştığı zaman, tüm bireyler ve kurumlar için verimli projelere kaynak yaratma fırsatı verir. Sistemde biriken fonların verimli projelerde kullanılması beraberinde ekonomik büyümeyi getirir. Bu işleyişin gelir eşitsizliğini ve yoksulluğu da azaltması beklenebilir. Çünkü finansal sistemin gelişmesi işlem maliyetlerinin azalması, kaynakların etkin dağıtılması ve belirsizliklerin azalması gibi konulardaki gelişmeleri ifade ettiği için, yoksulların sistemden borçlanmasını kolaylaştırabilir. Proje fikri olan yetenekli fakat yoksul bireyler finansal sistemden sağladıkları fonlar sayesinde kazançlarını arttırabilir. Dolayısıyla, gelişmiş bir finansal sistem sayesinde zengin ile yoksul arasındaki fark azalabilir.

Öte yandan, eğer finansal sistem iyi çalışmazsa ekonomik büyüme fırsatları kaçırılır ve eşitsizlik kalıcı olmaktan kurtulamaz. Çünkü finansal sistemin iyi çalışmadığı durumlarda yoksul bireyler ve küçük işletmeler projelerini finanse etmek için kendi gelirlerini kullanmak zorunda kalırlar. Bu durumda eşitsizlik kalıcı olur.

Makalemizin bu bölümünde, yukarıdaki varsayımlar göz önünde bulundurularak, finansal gelişme, gelir eşitsizliği ve yoksulluk arasındaki ilişki teorik ve deneysel bulgularla aktarılacaktır. Finansal gelişmişliğin göstergelerinden kısaca bahsedilerek finans-eşitsizlik-yoksulluk literatürüne ilişkin çalışmalar özetlenecektir.

A. Finansal Gelişmişlik

Finansal sistemlerin temel görevleri kaynakların etkin dağılım ve kullanımını geliştirme, tasarrufu arttırma, dolayısıyla ekonomik büyümeyi destekleme, şirketlerin ve kamu kesiminin finansman ihtiyaçlarını karşılama, likidite yaratma, risk yönetimini geliştirme, bilgiye ulaşma maliyetini düşürme vb. olarak sıralanmaktadır.

Finansal gelişmişlik; finansal kurumların, finansal piyasaların ve finansal araçların gelişmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Aynı zamanda, krediye doğrudan erişim için piyasaların gelişmesi, uluslararası sermaye piyasalarına yönelik erişimin artması, borçlanma ve mevduat faizleri arasındaki farkın daralması da bir ülkedeki finansal sistemin geliştiğini ve derinleştiğini göstermektedir.

Finansal gelişmişliği ölçmek için yaygın olarak kullanılan göstergeler şunlardır:[3]

Para arzı/GSYİH oranı: para arzının gayri safi yurtiçi hasılaya oranı, en çok kullanılan parasal büyüklük göstergesidir. Bu oran ekonominin parasallaşma derecesini ifade ederken hane halklarının da bankacılık sistemini ne düzeyde kullandıklarını göstermektedir. Bu oranın yükselmesi finansal sistemin gelişmişlik seviyesinin arttığını göstermektedir.

Özel sektör kredileri: bankalar tarafından özel sektöre sağlanan kredilerin milli gelire oranı da finansal gelişmişliği ölçmek için yaygın olarak kullanılan göstergedir.

Sermaye piyasası: Borsa toplam piyasa değerinin ve menkul kıymet borsası işlem hacminin milli gelire oranları ise, sermaye piyasasının gelişmişliğini ölçmek için kullanılmaktadır.

B. Literatür

Kalkınma ve gelir dağılımı arasındaki ilişki uzun yıllardır ekonomistlerin ilgilendiği önemli konulardan biridir. Ekonomik kalkınma sağlanırken gelir dağılımındaki uçurumların da ortadan kaldırılması ekonomi yönetimlerinin önemli görevlerindendir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi gelir dağılımındaki adaletsizlik, sosyo-ekonomik sorunların devamına veya ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Gelir eşitsizliğini artıran nedenler tam olarak ortaya konulamasa da birçok iktisatçıya göre finansal gelişmişliğin gelir eşitsizliği üzerinde önemli bir etkisi vardır. Finansal gelişmişlik, özellikle 1980 sonrası görülen finansal serbestleşme süreciyle birlikte yaşanan ekonomik kalkınmanın en önemli unsuru olarak gösterilmektedir.

Finansal gelişmenin kalkınmaya pozitif etkisi çoğu çevrelerce kabul gören bir konu olsa da karşıt görüşler de vardır. Bu nedenle, finansal kalkınma ve gelir dağılımı arasındaki ilişki henüz net bir biçimde ortaya konamamıştır. Bu ilişkiye yönelik akademik çalışmalar özellikle 1990’lı yıllardan sonra yoğunluk kazanmıştır. Bu bağlamda Greenwood ve Jovanovic (1990), Galor ve Zeira (1993) ile Banerje ve Newman (1993) finansal gelişme ve gelir eşitsizliği arasındaki teorik bağın kurulmasına öncülük eden çalışmalar yapmışlardır. Kuznets’ten (1955) esinlenerek oluşturulan teorik çerçevede iki temel hipotez bulunmaktadır. Bunlardan ilki Greenwood ve Jovanovic (1990) tarafından geliştirilen ve doğrusal olmayan Ters-U Eğrisi (non-linear inverted U-shaped) olarak ifade edilen hipotez, ikincisi ise Galor ve Zeira (1993) tarafından geliştirilen doğrusal hipotezdir.

Greenwood ve Jovanovic tarafından 1990 yılında ortaya atılan teoriye göre, finansal gelişme ve eşitsizlik arasında ters U ilişkisi vardır. Ters U teorisine göre; finansal aracıların daha az gelişmiş olduğu gelişmenin ilk dönemlerinde, ekonomi yavaş büyürken belli bir refah seviyesi ve servete sahip olan bireyler daha kazançlı olur. Çünkü finansal sistemin yeterince gelişmemiş olması kaynakların etkin kullanımını zorlaştırır. Yoksul bireyler kaynaklardan yeterince faydalanamadığı için zengin ve yoksul arasındaki fark artar ve gelir eşitsizliği de büyür. Finansal sistemin gelişmesi ekonomik büyümeyi destekler ve belli bir süre sonra ekonomi olgunlaşma safhasına ulaşır. Finansal yapının genişlemesi ve ekonominin olgunlaşmasıyla birlikte bireylerin finansal hizmetlere erişimi kolaylaşır. Böylece, fakir ve zengin arasındaki gelir farkı, yani ekonomik eşitsizlik, azalmaya başlar.

Galor ve Zeira ise, 1993 yılında yayınlanan makalelerinde, finansal gelişme ve gelir eşitsizliği arasında doğrusal bir ilişki olduğunu savunmuştur. Yazarlara göre; başlangıçta serveti düşük olan bireyler beşeri sermayeye (eğitim, deneyim, bilgi birikimi vs.) yatırım yapmak için borçlanmak zorunda kalır. Finansal piyasalar gelişmediği için borçlanma maliyetleri yüksek ve borç alma sınırlı olur. Borç alamayan bireyler vasıfsız olarak kalır, daha az kazanır ve daha az miras bırakır. Bu dönüşüm her nesilde devam edeceği için başlangıç serveti zengin ve yoksul arasındaki farkı belirler ve gelir eşitsizliği ortaya çıkar. Ancak, finansal sistemin gelişmesiyle beraber ekonomi büyümeye başlar, finansal hizmetlere erişim kolaylaşır, kredi hizmetleri genişler ve borçlanma maliyetleri azalır. Dolayısıyla, yoksul bireyler daha fazla kazanmak ve beşeri sermayelerine yatırım yapmak için daha kolay ve ucuza borçlanabilirler. Sonuç olarak zengin ve yoksul arasındaki gelir farkı da azalmaya başlar.

Finansal kalkınma ve gelir eşitsizliği arasındaki ilişkiyi inceleyen bulgusal çalışmaların en önemlileri aşağıda özetlenmektedir.

Dollar ve Kraay, 2002 yılında yaptıkları çalışmalarında, finansal gelişmişliğin yoksulluk ve eşitsizliği azalttığına dair bulgulara rastlamıştır. Yazarlar bu çalışmalarında, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri bir arada değerlendirerek eşitsizlik göstergesi olarak Gini katsayısını, yoksulluk göstergesi olarak ise en fakir %20’lik kesimin ortalama gelirini kullanmıştır.

Clarke ve diğerleri (vd.) 2006 yılında 83 ülke için yaptıkları çalışmalarında, finansal sistem büyüdükçe gelir eşitsizliğinin azaldığını savunmuştur.

Aslı Demirguc-Kunt vd. 2007 yılında yaptıkları çalışmalarında, finans, gelir eşitsizliği ve yoksulluk arasındaki ilişkiyi 72 ülkenin verilerini kullanarak incelemiştir. Yazarlar, finansal sistemin gelir eşitsizliği ve yoksulluk üzerinde önemli bir etkisinin bulunduğunu, hatta finansal sistem geliştikçe eşitsizliğin ve yoksulluğun azaldığını savunmuştur.

Kappel, 2010 yılında yaptığı çalışmada, finansal gelişmenin eşitsizliği ve fakirliği azalttığını savunmuştur. Ayrıca, yazar, finansal gelişmişliğin fakirliği eşitsizliğe göre daha fazla etkilediğini vurgulamıştır. Kappel, hem sermaye piyasalarının hem de bankacılık sektörünün yoksulluğu ve gelir eşitsizliğini azaltıcı etkilerinden bahsetmiştir.

Liang, Çin’in verilerini kullanarak 2006 yılında yaptığı çalışmasında, finansal büyüme ve gelir eşitsizliği arasında negatif ilişkinin varlığından bahsederek finansal sistem büyüdükçe eşitsizliğin arttığını savunmuştur.

Jauch ve Watzka (2012), gelişmiş ve gelişmekte olan 138 ülkeyi kapsayan çalışmalarında, finansal gelişmişliğin gelir eşitsizliğini arttırdığına dair bulgular tespit etmiştir.

Stiglitz (2013) finansal sistemin çok fazla gelişmesinin ABD’deki artan eşitsizlik üzerinde önemli bir etkisi olduğunu savunmaktadır.

3. TÜRKİYE’DEKİ FİNANSAL GELİŞMİŞLİK, EŞİTSİZLİK VE YOKSULLUK İLİŞKİSİ

Gelir eşitsizliği ve yoksulluk, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de var olan ve çözüm bekleyen önemli konular arasında yer almaktadır. Türkiye’de, özellikle son yıllarda, kişi başına düşen milli gelir artsa da gelirin dağılımındaki eşitsizlik düzelmemiştir.

Ekonomik büyüme sonucu elde edilen gelirler bireyler arasında adaletli dağıtılmadığı sürece, eşitsizlik ve yoksulluk kavramları önemini koruyacaktır. Makalemizin bu bölümünde, Türkiye’deki gelir eşitsizliği ve yoksulluk konularına ilişkin durum analizi yapılarak, Türkiye’nin diğer dünya ülkeleri içindeki konumuna değinilecektir. Ayrıca, Türkiye finans sisteminin gelişmesi ile gelir eşitsizliği ve yoksulluk arasındaki ilişki de incelenecektir.

A. Türkiye’de Gelir Eşitsizliği

Türkiye, 2013 yılı Gini katsayısı verilerine göre, OECD ülkeleri arasında gelir dağılımı adaletsizliğinde 3’üncü sırada yer almaktadır. Öyle ki, Türkiye, 2013 yılında 0.40 olan Gini katsayısı ile 34 OECD ülkesi içerisinde 32’inci sırada yer almıştır.

Türkiye ekonomisi 2001 krizi sonrasında, 2002-2007 döneminde yüksek büyüme performansı göstermiştir. Bu dönemde, ülkenin GSYH’sının ülke nüfusuna bölünmesiyle bulunan kişi başına gelir %31 oranında artmıştır. Öyle ki, kişi başına düşen milli gelir, Dünya Bankası verilerine göre, 2002 yılında 5,952$ (2005 US$ fiyatlarıyla) iken 2007 yılında 7,776$ olmuştur. Fakat kişi başı gelir, basit bir ortalama olduğundan sanal bir göstergedir. Çünkü yıllık geliri, bu ortalamanın çok üstünde veya çok altında olan birçok kişi vardır. Dolayısıyla, kişi başına düşen milli gelirden çok bu gelirlerin bireyler arasında nasıl dağıldığı önemlidir.

Türkiye’de, gelir dağılımı araştırmaları çok düzenli bir şekilde yapılmamıştır. Öyle ki, 1994-2002 yılları arasında gelir dağılımına ilişkin veri bulunmamaktadır. 2002 yılından itibaren, Türkiye’de gelir dağılımı araştırmalarını Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yapmaktadır.

Türkiye’deki gelir dağılımı eşitsizliği rakamları, Grafik 2’de sunulmuştur. Gelir dağılımı ölçütü olarak Gini katsayısı kullanılmıştır. Gini katsayısı, 2002 yılında 0.44 olarak gerçekleşirken, izleyen yıllarda düzelme eğilimine girerek, 2005 yılında 0.38’e kadar inmiştir. Fakat 2006 yılında tekrardan 0.43’e çıkarken, 2013’te 0.4’a düşmüştür.

2002-2005 döneminde Gini katsayısındaki iyileşme, 2001 yılında yaşanan ekonomik krize bağlanmaktadır. Çünkü krizler, yüksek gelir gruplarını daha fazla etkilemekte ve onların gelirlerini daha fazla azaltmaktadır (grafikte 2002-2005 dönemi). Krizin etkisi ortadan kalkmaya başladığında ise, yüksek gelir grupları tekrardan gelirlerini düzeltmeye başladığından, gelir dağılımı bozukluğu yeniden ortaya çıkmaktadır (grafikte 2005-2007 dönemi).

grafik_iki2

Türkiye’deki 2013 yılına ait Gini katsayısı olan 0,40 oranı, Türkiye ile aynı ekonomik özellikte ülkeler olarak gösterilen Brezilya, Rusya ve Çin gibi ülkelerden daha düşüktür. Fakat Gini katsayısı 0,33 olan Hindistan’a göre hayli yüksektir. Öte yandan, Türkiye’deki gelir dağılımı, Slovakya, Polonya ve Macaristan gibi birçok AB ülkesinden daha eşitsizdir.

B. Türkiye’de Yoksulluk

2013 yılında yayınlanan TÜİK verilerine göre, Türkiye’deki en zengin yüzde 20’lik kesimin geliri, en yoksul yüzde 20’lik kesimin gelirinin 7,7 katıdır. Yüzde 20’lik gruplarda, en yüksek gelire sahip gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay %46,6 iken, en düşük gelire sahip gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay %6,1’dir. En zengin yüzde 20’lik kesimin gelirinin en yoksul yüzde 20’lik kesimin gelirine oranı, kentsel ve kırsal bölgeler arasında farklılık göstermektedir. Kentsel yerlerde 7,2 kat olan bu oran, kırsal yerlerde 6,5 kat olarak gerçekleşmiştir.

TÜİK yoksulluk araştırmalarında, uluslararası karşılaştırmalarda önem taşıyan satın alma gücü paritesine göre kişi başı dolar cinsinden 2,15 ve 4,3 dolar sınırlarına göre yoksulluk oranlarını hesaplamaktadır. Türkiye’deki yoksulluk sınırları 2.15$ ve 4,30$ olarak belirlendiği için, Dünya Bankası tarafından kullanılan, uluslararası 1$ ve 2$’lık yoksulluk verileri ile kıyaslama yapmak doğru olmayacaktır. Yoksulluk sınırı yöntemlerine göre fert yoksulluk oranları (2002-2013 dönemi için) Grafik 3’te gösterilmektedir.

Cari satınalma gücü paritesine[4] göre 2,15 dolar sınırı itibarıyla Türkiye’deki yoksulluk oranı 2002 yılında %3,04 iken, 2006 yılında %1,41, 2013 yılında ise %0,06 olarak gerçekleşmiştir.

Cari satınalma gücü paritesine göre 4,3 dolar sınırı için 2002 yılında Türkiye’deki yoksulluk oranı %30,30 iken, 2006 yılında %13,33 ve 2013 yılı itibarıyla ise %2,06 olmuştur.

grafik_uc

Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir geliri, hanelerin yetişkin-çocuk bileşimlerindeki farklılıklar dikkate alınarak hesaplanmaktadır. Çünkü, bilimsel olarak çocuklar yetişkinlere göre daha az tüketmektedir. Buna göre, eşdeğerlik ölçeği olarak adlandırılan katsayılar kullanılarak, her bir hanehalkı büyüklüğünün kaç yetişkine (eşdeğer fert sayısına) denk olduğu hesaplanmaktadır. Hanehalkı toplam yıllık  kullanılabilir geliri hanehalkının eşdeğer hanehalkı büyüklüğüne bölünerek, o hanehalkı için eşdeğer fert başına düşen diğer ifadeyle eşdeğer hanehalkı kullanılabilir geliri hesaplanmaktadır (TÜİK). Medyan gelir ise, gelirler küçükten büyüğe sıralandığında ortaya düşen geliri ifade etmektedir.

TÜİK 2013 raporuna göre, eşdeğer hanehalkı kullanılabilir medyan gelirin %50’si dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre nüfusun %15’i yoksulluk riski altındadır. Ayrıca, dört yıllık veri kullanılarak hesaplanan “sürekli yoksulluk” oranı (son yılda ve önceki üç yıldan en az ikisinde yoksulluk riski altında olanlar) 2012 yılında %16 iken, 2013 yılında %13 olmuştur. Sürekli yoksulluğun hesaplanmasında eşdeğer hanehalkı kullanılabilir medyan gelirin %60’ı dikkate alınmaktadır.

C. Türkiye’de Finansal Gelişmişlik, Eşitsizlik ve Yoksulluk İlişkisi

Makalemizin ikinci bölümünde, finansal sistemin iyi çalışmasının fakir bireylerin ve küçük şirketlerin sistemden borçlanmasını kolaylaştıracağını, bunun da gelir eşitsizliğini azaltacağını belirtmiştik. Ayrıca, finansal gelişmişliğin gelir eşitsizliği ve yoksulluk üzerine etkisini inceleyen akademik çalışmalara da değinmiştik. Makalemizin devam eden bu bölümünde, Türkiye’deki finansal sistemin gelişmesi ile eşitsizlik ve yoksulluk arasındaki ilişki incelenecektir.

Finansal gelişme-gelir eşitsizliği-yoksulluk literatüründe, birçok ülkeyi kapsayan analizler olmasına karşın, Türkiye’ye özgü çalışmalar yok denecek kadar azdır. Literatürde, Türkiye ile ilgili yalnızca bir adet akademik makaleye rastlanmıştır (inceleyebildiğimiz kadarıyla).

Kanberoğlu ve Arvas, 2014 yılında yayınlanan çalışmalarında, Türkiye’deki finansal kalkınma ve gelir eşitsizliği ilişkisini 1980-2012 dönemi için incelemiştir. Gelir eşitsizliği ölçüsü olarak Gini katsayısını kullanan yazarlar, finansal sistemin gelişmişlik göstergesi olarak ise yurt içi özel sektör kredilerinin milli gelire oranını kullanmıştır. Yazarlara göre, kişi başına düşen mili gelirin artışı, enflasyonun düşmesi ve özel sektör kredilerinin milli gelirdeki payının artışı gelir eşitsizliğini azaltmaktadır. Çalışmanın bulgularına göre, özel sektör kredi hacminin milli gelire oranında meydana gelen %1’lik bir artış gelir eşitsizliğini ortalama olarak %0,041 oranında azaltmaktadır.

Türkiye’deki finansal gelişmişlik, gelir eşitsizliği ve yoksulluk arasındaki ilişkiyi daha iyi görebilmek için en yaygın kullanılan finansal sektör gelişmişlik göstergeleri olan, Gini katsayısı ve mutlak yoksulluk oranlarına bakmak faydalı olacaktır.

Grafik 4, bankalar tarafından özel sektöre verilen kredilerin milli gelire oranı ile Gini katsayısının 2002-2013 dönemi için yıllara göre değişimini göstermektedir. Bu dönem içerisinde, özel sektör kredilerinin milli gelire oranı yükseliş eğilimi göstermektedir. Öyle ki 2002 yılında özel sektör kredilerinin milli gelire oranı %15 iken 2013 yılında %66 olmuştur. Öte yandan, Gini katsayısı, 2006 ve 2009 yılları hariç, düşüş eğilimi göstermektedir. 2002 yılında 0,44 olan Gini değeri 2013 yılında 0,40’a düşmüştür.

grafik_dort4

Grafik 5, borsa toplam piyasa değerinin milli gelire oranı ile Gini katsayısının 2002-2013 dönemi için yıllara göre değişimini göstermektedir. Borsa piyasa değeri arttıkça Gini katsayısında iyileşme olduğu görülmektedir. Tam tersine, borsa piyasa değeri düştükçe Gini katsayısı yükselmekte, dolayısıyla gelir eşitsizliği artmaktadır (regresyon vb. istatiksel analizler yapılmamıştır). Bu grafikte de 2009 yılı, genel eğilim ile uyuşmamaktadır. Bunun en önemli nedeni 2008 yılında başlayan küresel kriz gösterilebilir.

grafik_bes5

Grafik 6, bankalar tarafından özel sektöre verilen kredilerin milli gelire oranı ile mutlak yoksulluk oranı arasındaki ilişkiyi göstermektedir. TÜİK tarafından mutlak yoksulluk sınırı olarak günlük 2,15$ alınmıştır. Grafikte, özel sektör kredilerinin milli gelire oranının ile mutlak yoksulluk oranı arasında ters yönde bir ilişki olduğu görülmektedir.

grafik_alti6 

GENEL DEĞERLENDİRME

Finansal sistemin gelişmesi ile ekonomik büyüme arasındaki pozitif ilişkinin varlığı geniş bir kesim tarafından kabul görürken, finansal gelişmişliğin gelir eşitsizliğini ve yoksulluğu azaltıp azaltmadığına dair henüz bir uzlaşma sağlanamamıştır. 1990’lı yıllara kadar gelir dağılımındaki eşitsizlik çok fazla gündem konusu olamasa da eşitsizliğin ekonomik büyüme üzerinde olumlu etkisinin olabileceği varsayılmıştır. Ancak, 1990’lı yıllardan sonra, tam tersine, eşitsizlik ile büyüme arasında negatif bir ilişkinin olabileceği vurgulanmaya başlanmıştır.

Bu makalemiz, finansal sistemin gelişmesi ile gelir eşitsizliği ve yoksulluk arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Makalemizin ilk bölümünde, gelir eşitsizliği ve yoksulluk kavramlarının tanımları ve bu iki kavramın nasıl ölçüldüğü konusu yer almaktadır. OECD tarafından 2011 yılında yayınlanan rapora göre, son 25 yılda düşük gelirlinin kazancı artış göstermekle birlikte, zengin nispeten daha fazla zenginleşmiş, hatta yüksek gelirli kesimin ortalama geliri düşük gelirli kesimin ortalama gelirinin yaklaşık 9 katı olmuştur.

Bir ülkede belirli bir dönemde yaratılan milli gelirin, bireyler, bireylerden oluşan gruplar ve üretim faktörleri arasında bölüşümündeki adaletsizliği ölçmek için en yaygın olarak kullanılan ölçüt Gini katsayısıdır. Gini katsayıları dikkate alındığında Danimarka, İsveç, Slovakya, Macaristan gibi AB üyesi ülkelerde eşitsizlik daha az iken, en yüksek eşitsizlik oranları Paraguay, Brezilya ve Kolombiya gibi Latin Amerika ülkelerinde görülmektedir. Öte yandan, Türkiye’deki gelir dağılımı eşitsizliği, ABD, Rusya ve İran gibi ülkelerdeki gelir eşitsizliğine yakın olarak seyretmektedir.

Bireylerin en temel ihtiyaçlarını karşılayacak gelirden yoksun olma durumunu ifade eden yoksulluk oranları, son yıllarda belirgin bir şekilde azalmıştır. Örneğin, Dünya Bankası’nın yayınladığı en son verilere göre, 2008 yılında mutlak yoksulluk sınırının altında yaşayan 1.25 milyar insan varken (2005 yılındaki dünya nüfusunun yaklaşık %18,6’sı), 2011 yılında yaklaşık 1 milyar (2011 yılındaki dünya nüfusunun %14,5’i) insan yoksulluk sınırının altında yaşamıştır.

Finansal sistemin gelişmesi; işlem maliyetlerinin azalması, kaynakların etkin dağıtılması ve belirsizliklerin azalması gibi konulardaki gelişmeleri ifade ettiğinden, gelişmiş bir finansal sistemde yoksul bireylerin sistemden borçlanması kolaylaşır. Finansal sistemden sağlanan fonlar sayesinde kazançlarını artıran yoksul bireyler, gelir eşitsizliğinin ve yoksulluğun düşmesine katkıda bulunur. Literatürdeki akademik çalışmalar incelendiğinde, finansal gelişmenin gelir eşitsizliğini veya yoksulluğu pozitif/negatif etkilediğine dair genel bir uzlaşı olmadığı görülmüştür. Bu da, finans-eşitsizlik-yoksulluk ilişkisini inceleyen akademik çalışmalara olan ihtiyacı göstermektedir.

Türkiye’de, özellikle son yıllarda, kişi başına düşen milli gelir artsa da gelirin dağılımındaki eşitsizliğin düzelmediği görülmektedir. Buna karşın, yoksulluk rakamlarında ciddi bir iyileşme görülmektedir. Örneğin, cari satınalma gücü paritesine göre 4,3 dolar günlük sınırı altında yaşayanların toplam nüfusa oranı 2002 yılında %30 iken, 2006 yılında %13, 2013 yılında ise %2 olmuştur.

NOT: Bu makalenin orijinal hali Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği (TSPB) tarafından hazırlanan Gösterge dergisinin 2015 Güz sayısında yayımlanmıştır.

 

KAYNAKÇA

Development Co-operation Report: Ending Poverty, OECD, 2013.

Economic Growth and Income Inequality, Simon Kuznets, American Economic Review, 45, pp: 1–28, 1955.

Emerging and Developing Economies Much More Optimistic than Rich Countries about the Future, Pew Research Center, October 2014.

Financial Development, Growth and the Distribution of Income, Greenwood, Jeremy, Jovanovic Boyan, Journal of Political Economy, 98(5), pp: 1076-1107, 1990.

Finance and income inequality: What do the data tell us? Clarke, G.R.G., Xu, L.C., Zou, H-F., Southern Economic Journal, 72 (3), pp: 578–596, 2006.

Financial development and income distribution: A system GMM Panel Analysis with Application to Urban China, Liang, Z., Journal of Economic Development, 31(2), pp: 1-21, 2006.

Finance, Inequality and the Poor, Demirguc-Kunt, A., Beck, T., Levine, R.,  Journal of Economic Growth, Vol 12(1), pp: 27-49, 2007.

Financial Development and Income Inequality: A Panel Data Approach,  Jauch, S., Watzka, S., CESIFO Working Paper No. 3687, 2012.

Finansal Kalkınma ve Gelir Eşitsizliği: Türkiye Örneği, 1980-2012, Kanberoğlu, Z., Arvas, M., Sosyo Ekonomi, 2014 (1).

Global Monitoring Report 2014/2015; Ending Poverty and Sharing Prosperity, The World Bank, 2014.

Growth is Good for the Poor, David Dollar, Aart Kraay, Journal of Economic Growth, Volume 7, Issue 3, pp: 195-225, 2002.

Human Development Report 2014; Sustaining Human Progress: Reducing Vulnerabilities and Building Resilience, UNDP, 2014.

Income Distribution and Macroeconomics, Galor, O., Zeira, J., Review of Economic Studies, 60, pp:35-52, 1993.

Occupational Choice and the Process of Development, Banerjee, A.V., Newman, A.F.,  Journal of Political Economy, 101, pp: 274-298, 1993.

OECD Factbook; Economic, Environmental and Social Statistics OECD, 2014.

The Effects of Financial Development on Income Inequality and Poverty, Kappel, V., Working Paper No. 10/127, Center of Economic Research at ETH Zurich, 2010.

The Price of Inequality, Stiglitz, J., W&W Norton&Company, New York, 2013.

Türkiye’de Bireysel Gelir Dağılımı Eşitsizlikleri: Fonksiyonel Gelir Kaynakları ve Bölgesel Eşitsizlikler, TÜSİAD, 2014.

Türkiye’de Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk, Şadan Çalışkan, Sosyal Siyaset Konferansları, Sayı: 59, Cilt: 2, 89–132, 2010.

World Development Indicators, The World Bank, 2014.

The Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD): http://oecd.org

Dünya Bankası Veri Sistemi: http://data.worldbank.org

Dünya Bankası: http://www.worldbank.org

Türkiye İstatistik Kurumu: http://tuik.gov.tr

Uluslararası Para Fonu (IMF): http://www.imf.org

[1] PEW Research Center tarafından yapılan anket sonuçları, 44 ülkede 18 yaş ve üzerindeki 48,643 yetişkinden toplanan verilere dayanmaktadır. Bu çalışmamızda, anketin uygulandığı ülkelerden sadece 24 tanesi seçilmiş ve anket sonuçları Tablo 1 ve Tablo 2’de özetlenmiştir. Fakat anket sonuçları değerlendirilirken 44 ülkenin tamamı göz önünde bulundurulmuştur.

[2] İnsani Gelişmişlik Endeksi’nin 2013 yılı verilerine göre, Türkiye, yüksek insani gelişmişlik kategorisinde yer almaktadır. Endeks en yüksek, yüksek, orta ve düşük insani gelişmişlik olarak dört gruba ayrılmaktadır.

[3] Bu göstergeler hakkında daha detaylı bilgi için diğer makalemize bakabilirsiniz. http://iktisat.biz/2015/08/finansal-gelismislik-ve-ekonomik-buyume/

[4] Cari satınalma gücü paritesi, Uluslararası Karşılaştırma Programı kapsamında gerçekleştirilen hesaplama çalışmalarında elde edilen ve yıllık temelde hesaplanan satınalma gücü paritesi değerlerini ifade etmektedir. Cari satınalma gücü paritesi değerleri, belirli bir yıl için ülkeler arasındaki fiyat ve hacim karşılaştırmalarına yönelik göstergeler sağlamaktadır. Sabit satınalma gücü paritesi ise, belirli bir yıla ait satınalma gücü paritesi temelinde, enflasyonun etkileri dikkate alınarak elde edilen bir başka yıla ait satınalma gücü paritesi tahminlerini ifade etmektedir.

financial

Tane yorum

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Iktisatla ve gelir dağılımı meselesiyle ilgilenen birçok kişinin bildiği kavramlar birbirine bağlanarak güzel bir konu başlığı oluşturulmuş. Kendi adıma çok faydalandığımı ifade edebilirim. Çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.

  • Teşekkür ederim Ömer Faruk Bey. Dediğiniz gibi çok sık duyulan kavramları bir arada vermeye çalıştık. Umarım konuyla uzaktan yakından ilgisi olan herkes için faydalı bir yazı olur.