Vaşington Uzlaşısı’ndan Pekin Uzlaşısına: Çin’in Yükselişi Ve Değişen Küresel Kalkınma Dinamikleri

Mustafa YAĞCI-Koc Universitesi

Napolyon’a atfedilen “Çin uyuyan bir dev, uyandığında dünyayı sarsacaktır” sözü sanırım yaşadığımız zamanı çok güzel anlatıyor. Daha bir kaç yıl öncesinde Çin’in hızlı ekonomik büyümesinden, bunun dünyada getireceği dönüşümden endişe ile bahsedilirken bugünlerde Çin’deki ekonomik yavaşlamanın dünyada bir krizi tetikleyebileceği konuşuluyor. Çin gerçekten uyandı ve Çin’deki siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmeler artık hepimiz için önem arz ediyor. Bu makalede Çin’in ekonomik kalkınma serüvenini özellikle uygulanan ekonomi politikaları kapsamında inceleyerek Çin’in ekonomik başarısının başka ülkeler için örnek alınabilecek bir model olup olamayacağını incelemeye çalışacağım. Bu kapsamda küresel kalkınma dinamikleri tartışmasına ve “Pekin Uzlaşısı” adı verilen Çin ekonomik kalkınma modelinin diğer gelişmekte olan ülkeler tarafından uygulanıp uygulanamayacağı tartışmasına yer verilecektir.

20141115_blp514

Çin’in Yükselişi, Çin Ekonomik Modeli ve Pekin Uzlaşısı

Çin’in yükselişi özellikle dünya siyaseti ve dünya ekonomisi üzerinde etkisini giderek artırıyor. Çin bu yükselişini yaklaşık son otuz yıldır başarıyla sürdürdüğü ekonomik kalkınmaya borçlu. Mao Zedong zamanında kendi içine kapalı, yurtdışı ile ekonomik ilişkileri çok sınırlı olan Çin, Deng Xiaoping’in Mao’nun ölümünden sonra 1980’lerin başında Çin Komünist Partisi’nin zirvesine çıkmasıyla ekonomik açılımlarına başlıyor. Çin son otuz yılda ortalama %10 ekonomik büyüme yakalaması, orta-üst düzey gelir grubu ülkelerinin içine girmesi ve 500 milyondan fazla insanı yoksulluk sınırından çıkarması ile yüzyıllar sonra kendisini dünya sahnesinde önemli bir aktör olarak göstermeyi başardı (Dünya Bankası, 2013). Bu yükseliş ve başarı hikâyesinin bir sonucu olarak Ramo (2004) Çin tecrübesinin artık Pekin Uzlaşısı’nın Vaşington Uzlaşısı’nın yerine geçtiğini gösterdiği iddiasıyla tartışması bugünlerde hala devam eden Pekin Uzlaşısı kavramını literatüre kazandırmış oldu. Ramo (2004) Pekin Uzlaşısı’nın en önemli özelliğinin Vaşington Uzlaşısı’nda dile getirilen devletin ekonomide çok sınırlı bir rol alması, finansal liberalleşme, serbest ticaret, yurtdışından yatırımlara açık olma gibi çoğu politika reformu önerisinden çok farklı politikalar takip ederek Çin’in ekonomik kalkınmasında başarıyı yakalaması olduğunu dile getiriyor.

                  Ramo’ya (2004) göre Çin inovasyona önem vererek, eşitlikçi ve sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyerek ve en önemlisi kendine özgü bir kalkınma modeli geliştirerek, uygulayarak ve uluslararası sisteme de kendi şartlarıyla dâhil olarak diğer gelişmekte olan ülkelere bir model teşkil ediyor ve bu özellikler de Pekin Uzlaşısı’nın temellerini oluşturuyor. Burada inovasyona önem vermek ve özellikle eşitlikçi, sürdürülebilir büyüme konusunda Çin’in bir örnek oluşturduğu konusunda Ramo’ya (2004) pek çok eleştiri yapılıyor ve ben de bu eleştirilere katılıyorum. Çin ve Çinli firmalar son zamanlarda inovasyon konusunu ön planda tutuyorlar ama son otuz yılda inovasyonun Çin’in kalkınmasında öncelikli kaygı olduğu savı gerçekten tartışmalı. İkinci olarak, Çin’in kalkınma hikâyesinde öne çıkan en önemli sorunlardan biri ekonomik gelişmenin çevreye ve insan sağlığına verdiği zararların ne zamana kadar devam edebileceği ve bunun nasıl önlenebileceği. Başta Çin’in başkenti Pekin olmak üzere pek çok yerde özellikle kış aylarında insanların hava kirliliği dolayısıyla dışarı çıkmakta zorlandıkları ve ekonomik gelişmenin çevreye verdiği zararların boyutları dikkate alınırsa Çin’in sürdürülebilir bir kalkınma modeline sahip olduğu savının doğrulanması gerçekten çok zor. Buna ilave olarak, Çin’in eşitlikçi bir büyüme modeline sahip olduğunu söylemek de çok zor. Çin’de hem farklı bölgeler arasında, hem de bir bölgenin içinde yaşayan insanlar arasında gelir dağılımında uçurumlar bulunmakta ve Çin dünyada gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ve en hızlı arttığı ülkelerden biri (Xie ve Zhou, 2014; Cevik ve Correa-Caro, 2015). Çin’in kalkınmasında özellikle sahil bölgeleri 1980’lerin başından itibaren özel ilgi gören ve şu anda Çin’in kalkınmasından en çok faydalanan bölgeler. Ama aynı şeyi Çin’in iç ve batı bölgeleri için söylemek çok zor. Ayrıca aynı bölge içinde yaşayan insanlar arasında da inanılmaz bir gelir farklılığı bulunmakta. Bunlara ilave olarak, Çin hala resmi ideoloji olarak sosyalizmi benimseyen, ülkedeki tek parti olan Çin Komünist Partisi tarafından yönetilen bir ülke ve bu yüzden kendi ekonomik sistemlerine “sosyalist piyasa ekonomisi” ismini veriyorlar. Özellikle toplumda sayıları hızla artan ultra zenginlerle fakir halk kitleleri arasında büyük bir hızla açılan gelir uçurumu da resmi sosyalist ideolojinin sorgulanması bakımından önem arz etmekte.

                  Bu makalede asıl üzerinde durmak istediğim konu Çin’in gerçekten diğer gelişmekte olan ülkelere bir kalkınma modeli sunup sunmadığı sorusu ve Pekin Uzlaşısı kavramının bu bağlamda ne kadar gerçekçi olduğu. Aslında Çin’in dışında gelişmekte olan ülkelere kalkınma konusunda önemli dersler veren Japonya, Güney Kore, Tayvan gibi geç sanayileşmiş ülkeler de bulunmakta ve bu ülkelerin ekonomik kalkınma tecrübelerini inceleyen araştırmalar daha çok “kalkınmacı devlet” (developmental state)  literatürü olarak biliniyor. Öniş (1991) Japonya, Güney Kore ve Tayvan’ın kalkınma tecrübelerini çok detaylı bir şekilde “Kalkınmacı Devlet Mantığı” (The Logic of the Developmental State) başlıklı makalesinde inceliyor. Öniş’e (1991) göre, kalkınmacı devlet mantığı temelde bürokratik özerklik ve alışılmamış derecede güçlü kamu-özel sektör işbirliğine dayanıyor. Bunun dışında tarihsel olarak bu ülkelerde yapılan toprak reformları toplumun bütün kesimlerinin benzer gelir seviyesinden gelerek kalkınmayı desteklemesi, sanayileşme atılımına karşı çıkabilecek toprak sahiplerinin gücünün azalması ve iş gücünün siyasi süreçlerin tamamen dışında bırakılması gibi unsurlar kalkınma ve sanayileşme hamlesinin sorunsuz devam etmesine ve kolayca meşrulaştırılmasına yol açıyor. Biz bu tarihsel unsurların Çin için de geçerli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak, Çin için geçerli olmayıp Japonya, Güney Kore ve Tayvan gibi ülkelerin kalkınma hamlelerinde faydalandıkları önemli uluslararası unsurlardan biri 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan Soğuk Savaş. Soğuk Savaş döneminde Amerika’nın müttefiki olan ülkelerin Amerikan yardımlarını ve teknolojisini kendi kalkınma hedefleri için kullanabilmeleri ve Amerika’nın kendi pazarını bu ülkelerin ürünleri için açması Japonya, Güney Kore ve Tayvan için önemli avantajlar sağlıyordu. Çin’in kalkınma serüveni bu uluslararası destek olmadan da başarıya ulaşmasıyla takdir edilmeyi hak ediyor.

                  Çin’in ekonomik kalkınması ve kalkınma politikalarına daha detaylı bakacak olursak, kalkınmacı devletlerle çok büyük benzerlikler olduğunu görürüz (Zhao, 2010). Çin devletinin her zaman sadece piyasa düzenleyici olmak yerine piyasa yapıcı bir rol izlediğini ve bu bağlamda kamu iktisadi kuruluşlarının önemli rolü olduğunu belirtmemiz gerekir. Benzer şekilde, Çin’de finansal sistem sıkı bir şekilde kontrol edilmekte ve Çin sermaye hareketlerini sıkı bir şekilde düzenlemektedir. Finansal sistemin sıkı şekilde kontrolü ve uluslararası dalgalanmalardan etkilenmemiş olması Çin’in son otuz yılda finansal krizlerden etkilenmesinin de önüne geçmiştir. Dahası, 1990’larda Asya Krizi’nden önce Çin’de finansal liberalleşmenin, sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesinin reform gündeminde olduğu ama krizden dolayı bu reformların günümüze kadar ertelendiği bilinmektedir. Kalkınmacı devletlerle bir diğer benzerlik ise sanayileşmenin her zaman ana hedef olarak görüldüğü ve ekonomik kalkınmanın sanayileşmeden olmayacağı vurgusunun yerleşmiş olmasıdır. Bununla beraber, yerli sanayinin yabancı ülke firmalarından gelebilecek rekabete karşı koruma altında tutulması ve ihracatın teşvik edilmesi en önemli politika araçlarından biridir. Ayrıca, Çin’e yatırım yapacak yabancı firmalardan teknoloji transferi gerçekleştirmesi ve Çinli bir firmayla ortaklık kurma şartlarını yerine getirmesi beklenmektedir. Finansal sistemden başka bir örnek daha vermek gerekirse, dünyada çoğu ülkede Merkez Bankalarının bağımsız olması kabul edilmiş bir normdur. Ancak Çin’deyken katıldığım bir konferansta Çin Merkez Bankası yetkilisi bununla ilgili bir soruya yaklaşık olarak şöyle cevap vermişti: “Çin’de Merkez Bankası bağımsız değildir ve mali politikalarla eşgüdümlü olarak hareket eder. Gelişmiş ülkelerin ve Çin gibi gelişmekte olan ülkelerin farklı hastalıkları var ama buna rağmen hepimizin aynı ilacı kullanmamız bekleniyor. Bu gerçekçi bir yaklaşım değil.”

                  Kalkınmacı devletlerle ortak özellikler dışında farklılıklar gösteren de pek çok unsur bulunmaktadır. Naugton’un (2010) da belirttiği gibi, Çin’in coğrafi büyüklüğü, emek gücü yüksek nüfusu ve kendine has hiyerarşik-otoriter siyasi sistemi Çin tecrübesinin genelleştirilmesini çok zorlaştırmaktadır. Ben de bu çerçevede Çin’in ekonomik kalkınma başarısını anlamlandırmak için “Çin Tecrübesi” kavramının daha doğru olacağını, Pekin Uzlaşısı kavramının Çin’in kalkınma tecrübesini ve politikalarını açıklamak için uygun olmadığını ve yanlış anlamalara yol açabileceğini düşünüyorum. Ayrıca, Rodrik’in (2008) de belirttiği gibi her ülkenin kendi şartlarında karşılaşacağı sorunlar ve çözüm önerileri farklılıklar gösterebilir. Öniş (1991) de aynı noktaya temas ederek Japonya, Güney Kore ve Tayvan’ın kalkınma hikâyelerinde benzerlikler olsa da tek ve özgün bir Doğu Asya kalkınma modelinden bahsetmenin yanıltıcı olacağını belirtmiştir. Çin’in kalkınmasından ve başarısından tabii önemli dersler çıkarılabilir ama her ülkenin kendi şartlarına uygun politikalar geliştirmesi ve uygulaması daha doğru olacaktır. Bu noktada, Çin’in kendi kalkınma tecrübesinde de farklı dönemlerde farklı politikalara ağırlık verildiğini görmekteyiz. Birkaç yıldır Çin ekonomisinin artık “Yeni Normal” adı verilen bir döneme girdiği ve ekonomik reformlarla bu yeni döneme uyum sağlanacağı Çinli üst düzey yetkililer tarafından dile getirilmektedir. Bence Çin ekonomik kalkınma hikâyesinden çıkarılabilecek en önemli derslerden biri politika yapıcıların farklı dönemlerde farklı politikaları izlemekten çekinmemeleri ve ekonomik kalkınmanın sadece belirli politikaların sürekli aynı şekilde uygulanmasından ibaret olmadığının içselleştirilmiş olmasıdır. Bu açıdan son dönemlerde Çin’de yaşanan yeni ekonomik reformları ve “Yeni Normal” denilen ekonominin dönüştürülmesi sürecini incelemek Çin’in kalkınma modelini anlayabilmek için önem arz etmektedir.

20101002_asd001

Çin’de Ekonomik Reformlar ve Yeni Normal

2013 yılının Kasım ayında Çin Komünist Partisi’nin Merkez Komitesi ekonomik reformları derinleştirmek için çok önemli kararlar aldı. Bu kararlardan bazıları ekonominin devlet müdahalesinden daha çok piyasa mekanizmaları ile çalışması, mülkiyet haklarının daha iyi güvence altına alınması, kamu iktisadi teşekküllerinin modernize edilmesi, finansal liberalleşme politikalarının uygulanması, vergi sistemi reformu, tarımsal reform olarak sayılabilir.[i] Bunların yanında en önemli konulardan biri ise reformlar listesinde Çin’in yeni kalkınma-merkezli finansal kurumlar kuracağı ve İpek Yolu Projesi ile çevre ülkelerde altyapı yatırımlarına ağırlık verileceğinden bahsedilmesi.[ii] Çin’in girişimleriyle yeni kurulan Asya Altyapı ve Yatırım Bankası ve BRICS Kalkınma Bankası’nı bu reformların bir yansıması ve Çin’in kalkınmasının uluslararası boyutta önem arz eden sonuçları olarak görebiliriz. Bu kurumların uluslararası kalkınma dinamiklerini nasıl değiştireceğini ise zaman gösterecek.

                  Bu reformlara paralel olarak Çin’de yeni ekonomik kalkınma dönemine “Yeni Normal” ismi veriliyor. Bundan önceki 30 yıllık zaman diliminde %10 ekonomik büyüme hedef iken, bundan sonra ekonominin her yıl hedef olarak %7 büyümesi bekleniyor. Başka bir deyişle, şu anda Çin’de görülen ekonomik yavaşlama aslında bekleniyordu ama korkulan ekonomik yavaşlamanın beklenenden daha hızlı olması. Son zamanlarda Çin finansal sisteminde yaşanan dalgalanmalar, borsalardaki ani ve hızlı düşüşler de bu korkunun daha da artmasına yol açtı. Yeni normal dönemde, yatırım ağırlıklı ekonomiden tüketim ağırlıklı bir ekonomiye geçiş hedefleniyor ve Çin’in fazla kapasiteye ulaşmış ağır sınai üretim sisteminin daha inovatif ve ileri teknoloji ağırlıklı alanlara kaydırılması hedefleniyor. Bu da daha önce bahsettiğim Çin’in ekonomik kalkınma için farklı dönemlerde farklı politikalar izleyerek hedefine ulaşmaya çalışmasına çok güzel bir örnek oluşturuyor.

Sonuç

Bu makalede Çin’in yükselişi konusuna Çin’in ekonomik kalkınmasında izlediği politikalara değinerek, bu politikaların başka gelişmekte olan ülkeler için model oluşturup oluşturamayacağı sorusuna cevap aramaya çalıştım. Çin’in izlediği politikaların ve devletin ekonomideki rolünün Vaşington Uzlaşısı adı verilen politikalardan ayrıştığını ve bazı yönlerden kalkınmacı devletlere benzerlikler gösterdiğini vurguladım. Ayrıca Çin’in ekonomik kalkınmasının kendine has özellikleri de bulunduğunu, Çin’in kalkınma modelinin Pekin Uzlaşısı olarak isimlendirilmesinin pek doğru olmadığını, diğer gelişmekte olan ülkelerin Çin’in uyguladığı politikaların aynısını uygulamasının bazı sebeplerden dolayı zor olduğunu ve ayrıca Çin tecrübesinin en önemli özelliğinin sürekli kendini yenilemek, farklı zaman dilimlerinde farklı politikalara ağırlık vermek olduğundan bahsettim. En son olarak Çin’in ekonomik kalkınmada yeni bir döneme girdiğini, bu yeni dönemin de Çin’in ne kadar pragmatik bir kalkınma politikası izlediğini gösterdiğini vurguladım. Bahsettiğimiz bu reformlar hedefine ulaşabilecek mi, Çin istediği şekilde ekonomisini farklı bir şekilde yönetmeye devam edebilecek mi, Çin’in yükselişi bizleri ve dünyayı nasıl etkilemeye devam edecek? Bu ve benzeri soruların cevaplarını aramak ve Çin üzerine daha çok düşünüp araştırma yapmak bizlerin üzerine daha fazla sorumluluk yüklese de dünyayı ve bizim dünyadaki yerimizi anlamlandırmamızda bizlere çok yardımcı olacaktır.

KAYNAKÇA

Cevik, M. S., & Correa-Caro, C. (2015). Growing (Un) equal: Fiscal Policy and Income Inequality in China and BRIC+ (No. 15-68). International Monetary Fund.

Dünya Bankası. (2013). China 2030-Building a Modern, Harmonious, and Creative Society. The World Bank Development Research Center of the State Council, the People’s Republic of China, 17.

Naughton, B. (2010). China’s distinctive system: can it be a model for others?.Journal of Contemporary China19(65), 437-460.

Öniş, Z. (1991). “The logic of the developmental state”. Comparative Politics, 109-126.

Ramo, J. C. (2004). The Beijing Consensus. London: Foreign Policy Centre.

Rodrik, D. (2008). One economics, many recipes: globalization, institutions, and economic growth. Princeton University Press.

Xie, Y., & Zhou, X. (2014). “Income inequality in today’s China”. Proceedings of the national academy of Sciences, 111(19), 6928-6933.

Zhao, S. (2010). “The China Model: can it replace the Western model of modernization?”
Journal of Contemporary China, 19(65), 419-436.

[i] Ayrıntılı bilgi için bakınız: “Decision of the Central Committee of the Communist Party of China on Some Major Issues Concerning Comprehensively Deepening the Reform”, http://www.china.org.cn/china/third_plenary_session/2014-01/16/content_31212602.htm.

[ii] Ayrıntılı bilgi için bakınız: “Decision of the Central Committee of the Communist Party of China on Some Major Issues Concerning Comprehensively Deepening the Reform”, http://www.china.org.cn/china/third_plenary_session/2014-01/16/content_31212602_7.htm.

 

 

Yorum Ekleyin

Yorum yapmak için tıklayınız