Şüphe Kesinliği- (Harvard Business Review Dergisinden)

Yazan: Walter Frick
Çeviri: Yusuf Güngördü

BR1510_SYNTHESIS

Efsaneye göre M.Ö. 550li yıllarda, Lidya Kralı Croessus, dünyanın en erken tahmin yarışmalarından birini düzenler. Yedi kahine temsilciler göndererek, onlardan kendisinin o gün ne yapacağını tahmin etmelerini ister. Delphi Kahini, Pythia, doğru cevap vermiştir: Kral kuzu ve kaplumbağa yahnisi pişirecektir.

Croesus, bu yarışmayı sadece meraktan dolayı düzenlememiştir. Kralın vermesi gereken bir karar vardır. Güvenilir bir kahin bulduğundan emin olan Kral, Pythia’ya Persler’e saldırıp saldırmaması gerektiğini sorar. Kahin de, eğer saldırırsa, büyük bir imparatorluğu yok edeceğini söyler. Croesus saldırır fakat yenilir. Sorun, kehanetin yorumlanmasındadır. Pythia hangi büyük imparatorluğun yıkılacağını söylememiştir.

Bu hikaye gerçek ya da uydurma olabilir; fakat Croesus’un yenilgisi bazı gerçekleri ortaya koymaktadır: Tahmin etmek zordur ve uzmanlar öngörüleri doğru çıkmadığı zaman, genellikle tam tersi, onların çıktığını iddia ederler. Yine de, yanlışsız tahminler, hayatın her alanında sağlam karar vermek için esas teşkil eder. University of Pennsylvania’da işletme ve psikoloji hocası olarak görev yapan Philip Tetlock ve eş yazar Dan Gardner’in Superforecasting kitabında belirttikleri gibi, “Hepimiz tahmin etmekteyiz. İş değiştirirken, evlenirken, ev alırken, yatırım yaparken, yeni bir ürün çıkartırken, ya da emekli olurken, hepimizi kararlarımızı geleceğin ne ortaya koyacağına yönelik beklentilerimiz üzerine inşa ederiz.”

Pek, daha iyi tahminde bulunmanın sırrı nedir? Tetlock, 1984’ten 2004’e kadar siyasi uzmanların dünyadaki olayları tahmin etme yeteneklerini takip edip, 2006’da çıkan Uzmanların Siyasi Muhakemesi isimli kitabında sonuçları biraraya getirmiştir. Genel olarak, çalışmaya konu uzmanların çok iyi tahmin edici olmadıklarını tespit etmiş; fakat bir alt kümenin tesadüfi dağılıma göre daha iyi iş ortaya koyduğunu belirlemiştir. Bu insanları diğerlerinden ayıran hususun taşımış oldukları kimlik ya da ideolojileri değil, düşünme biçimleri olduğunu görmüştür. Bunlar şahıslar, sonucun sadece bir bileşen tarafından belirlendiği fikrini reddetmekte olup; herhangi bir hadise için birden fazla bilgi kaynağını ve analitik araçlarını kullanarak, birbiriyle rekabet eden açıklamaları bir araya getirmektedir. En önemlisi, bu insanların kesinliğe alerjileri vardır.

Superforecasting kitabı Tetlock’un o zamandan bu yana olan çalışmalarını içermektedir. 2011 yılında, kendisi ve bazı meslektaşları ABD hükümetinin Intelligence Advanced Research Projects Activity programı tarafından desteklenen bir tahmin turnuvasına katıldılar. Çeşitli deneysel şartlar altında jeopolitik olayları tahmin etmek için internet kullanıcılarını topladılar ve kalabalığın bilgeliğini kullanarak yarışmayı kazandılar. Süreç boyunca, üzerinde çalışılacak diğer bir “süper-tahmin edici” grubu daha keşfettiler. Bu grubun çoğu, profesyonel analist olmamakla birlikte, zeka ve açık görüşlülük testlerinde yüksek puan alan insanlardan oluşuyordu. Tetlock’un diğer uzmanları gibi, bunlar da birden fazla bakış açısına önem veriyordu ve düşüncelerini değiştirmekten korkmuyorlardı. Grup üyeleri meraklı, alçakgönüllü ve kendi kendini eleştirebilen kişilerdi. Ve tahminlerini yaparlarken nadiren matematik kullanmalarına rağmen, hepsi gayet derecede sayılarla içli dışlıydı. Tetlock bu durumu ifade ederken şu sözleri kullanıyor: “Henüz sayılarla arası iyi olmayan bir süper-tahmin edici bulamadım”.

Beklendiği üzere, University of Wisconsin–Madison’de matematikçi olarak görev yapan Jordan Ellenberg de kendi alanının, insanların daha iyi hükümlerde bulunmasına yardımcı olabileceğine inanmaktadır. How Not to be Wrong isimli yeni kitabında, bu durumu “Matematik bilmek, dünyanın kaotik ve karmakarışık yüzeyi altındaki gizli yapıları ortaya çıkaran X-ray gözlükleri takmak gibidir” sözleriyle ortaya koymaktadır. Sağduyu ve korelasyon gibi “basit ama etkili” kavramlar olağan günlük hayatta uygulanan muhakemeye doğru genişletilmiştir. Burada şunun farkına varmak gerek; Ellenberg matematik çözüyor olmayı değil matematik biliyor olmayı nazara veriyor. Tetlock’un araştırmasının ortaya açık bir şekilde koyduğu gibi, “super-tahmin ediciler” geniş veri setlerinden detaylı istatistiki modeller inşa etmiyorlar. Fakat How Not to Be Wrong kitabında anlatılan kavramlar onlara tanıdık gelebilir; onlar matematiksel beyinleri karmaşıklık ortasında yapıyı belirlemek ve olasılıkları tahmin edip, anlamak ve kabullenmek için kullanmaktadır.

Superforecasting isimli kitap,bu durumun nasıl gerçekleştirildiğini, Usame Bin Ladin’in yakalanmasıyla alakalı 2012 yapımı Zero Dark Thirty filminden gerçek hayattan alınan olaylarla birlikte anlatılan çarpıcı bir sahne ile göstermektedir. Filmde, James Gandolfini tarafından canlandırılan CIA yöneticisi, Bin Ladin’in Pakistan Abbotabad bölgesindeki bir yerleşkede olup olmadığını öğrenmek istemektedir. Biraz da kızgın ifadelerle “Bu adam orada mı değil mi?” diye sorar. Analistler, %60 ile %80 arasında değişen olasılıklar sunar. Bu arada, baş oyuncu Maya (Jessica Chastain) araya girip “%100 ihtimalle o orada” der. “Tamam. %95 diyelim, çünkü kesinlik sizi çok korkutuyor. Fakat ihtimal 100%!”

Tetlock’a göre, gerçek hayattaki konuşma hiç bu şekilde cereyan etmemiş olabilir, çünkü o zamandaki CIA yöneticisi Leon Panetta, karar alırken olasılık ve muhtelif öngörüleri kullanmaktan memnun olmaktaydı. İşin doğrusu, Micah Zenko “Red Team” isimli kitabında anlattığı gibi, CIA baskından önce, hepsi analistlerin varsayımlarını sorgulayan ve kontrol eden üç tane ayrı “kızıl takım” uygulaması gerçekleştirmiştir. Gerçek “Maya” %95 ihtimal vermiş olmasına rağmen, onun ve takımının çalışması kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmiştir. CIA ayrıca, vakayı incelemeleri için dışarıdan dört analist daha atamıştır. Ayrı bir teşkilat olan National Counterterrorism Center ise Bin Ladin’in yerleşkede olmasına ilişkin kendi analizi gerçekleştirerek üç olasılık ortaya koymuştur: %75, %60 ve %40. Başkan Obama bu durumun yazı tura atmakla aynı anlamına geldiği sonucuna vararak, baskın emrini vermiştir. Tetlock genel süreci beğenmesine rağmen, Obama’nın benzetmesinden hoşlanmadığını (Obama’nın super-tahmin edicileri daha hassas olmalıydı) ifade etmektedir.Bu durumu şu sözlerle açıklamaktadır: “Maya’nın tahmini eldeki kanıtların destekleyebileceğinden daha uç noktadaydı ve dolayısıyla mantıksızdı”. Onun dünyasında, böylesine bir güven, şüphe duymak için yeterli bir sebeptir.

Zenko’nun kitabı, sadece bireylerin değil organizasyonların da, yanlış sonuçlara ulaştıran önyargıların üstesinden gelerek, jeopolitik arenada, iş dünyasında ve kamu ve özel sektörde iyi tahminde bulunabileceklerini gösterdiğinden ötürü, Superforecasting’e iyi bir tamamlayıcı olarak değerlendirilebilir.  Kompleks durumlara yeni bir bakış açısı getirerek ya da belirli bir pozisyona bilerek muhalefet ederek, simülasyonlar, kırılganlık incelemeleri ve alternatif analizlerle birlikte, kızıl takımlar, aynen Tetlock’un uzmanlarının yaptığı gibi öngörülerin kesinliğini önemli ölçüde artırabilir.

Zenko ilave olarak, kızıl takımlara ciddi kaynak ayırarak ve onlara analizlerinde en katı şekilde dürüst olmaları yönünde izin vererek, yönetimin bu sürece mutlaka ortak olması gerektiğini ifade etmektedir. Tetlock da bu çıkarımı kabul etmektedir. Ona göre, büyük liderlerin kendilerinden emin ve kararlı olmaları gerekmesine rağmen, liderler aynı zamanda “entelektüel alçak gönüllülüğe” sahip olmalı ve dünyanın kompleks ve belirsizliklerle dolu olduğununun farkında olmaları gerekmektedir. Birden fazla süper-tahmin edici ve kızıl takım kullanarak onlardan öğrenmeli ve onlara güvenmelidir. Örneğin, eğer Croesus yedi kahinin hepsine Persler’e saldırıp saldırmaması gerektiğini sorsaydı, imparatorluğunu kaybetmeyebilirdi.

Kaynak; Question Certainty

1 Yorum

Yorum yapmak için tıklayınız

  • “Örneğin, eğer Croesus yedi kahinin hepsine Persler’e saldırıp saldırmaması gerektiğini sorsaydı, imparatorluğunu kaybetmeyebilirdi.”