Yetersiz Büyümede İkinci Perde ve İstanbul Esnafının Çığlığı

Geçtiğimiz yıl Ankara’nın tarihi semti Hamamönü esnafının ekonomik sıkıntıları Cumhurbaşkanı tarafından sahiplenilmiş ve bu sorunlardan hareketle faiz yüküne kamuoyunun dikkati çekilmiştir. O güne kadar kamuoyunun alışık olmadığı bir üslupla dile getirilen bu sıkıntıların ana sorumlusu olarak Merkez Bankası ve uygulanan faiz politikası gösterilmiştir. Konu birinci elden kamuoyunun dikkatine taşınınca, Merkez Bankasının izlediği faiz politikası da gereksiz bir siyasi polemiğe konu olmuştur. Ortaya çıkan tartışma ortamında faizleri indirmesi yönünde Merkez Bankasına yapılan siyasi baskılar Bankanın politika yapma bağımsızlığını hedef alırken, kredibilitesinde de ciddi bir erezyona neden olmuştur.

Aslında o günlerde Hamamönü ile ifade edilen işletmelerin temel sorunu, iç talebin eskisi kadar canlı olmaması ve bu işletmelerin yeterince büyüyememeleridir. Bu sebeple, küçük işletmelerde birtakım maliyetler eskisine göre daha görünür hale gelmiş ve faiz gibi bazı maliyetlerde yapılacak bir azalma da, düz bir mantıkla çare olarak görülmüştür. Özellikle al-sat tarzı, yüksek çalışma sermayesi kullanılarak yapılan ticari faaliyetlerdeki kredi faizleri, geçmişte yüksek büyüme oranlarına ulaşmış Türkiye ekonomisinde daha kolay tolere edilebilirken, ekonomi yavaşladığında ağırlığı daha fazla hissedilir hale gelmiştir. Buna göre küçük işletmelerdeki asıl sorunun iç talebin yeterince arttırılamaması ve ekonomik büyümenin düşük düzeylerde seyretmesi olduğu kolayca görülür.

Yüksek iç talep yaratmaya imkan sağlayacak mali kaynakların eskisi kadar bol olmaması, shutterstock_113872831 ister istemez dün olduğu kadar bugün de faizlerin düşürülebilmesine imkan vermemiştir. Böyle dönemlerde izlenecek düşük faiz politikası ilgili kesimlere geçici bir rahatlama yaratabilirdi. Ama bu, ekonomide bir türlü giderilemeyen yapısal sorunların görülebilmesine engel olacağına ve ülkeyi önü alınamayacak bir enflasyon sarmalı içine sokabileceğine şüphe yoktur.

Aradan geçen bir yıl içinde büyüyememe sorununu bir türlü çözemeyen Türkiye, bugün siyasi ve iktisadi anlamda çok daha kötü bir noktaya gelmiştir. Tüm siyasi müdahalelere rağmen ekonomik büyüme ancak %2.8 seviyesine ulaşabilmiş; büyüme umutları 2015 yılına taşınmıştır. Ancak yaşanan gelişmeler neticesinde, 2015 başında %4’ler civarında ilan edilen büyüme beklentileri, artık yavaş yavaş terkedilmeye başlanmıştır. Hatta %3’ler civarındaki büyüme oranları bile kamuoyunda sevinç yaratmaya yeter hale gelmiştir.

Büyüme beklentilerinin dışında, siyasi söylem düzleminde ortaya çıkan bazı farklılıklar da kamuoyunun dikkatlerinden kaçmamaktadır. Örneğin daha bir yıl önce Cumhurbaşkanı faizlerin düşürülmesinde ısrar ederken, Merkez Bankasını sürdürülebilirliği son derecede şüpheli bir para politikasına zorlamaktaydı. Oysa bugün faiz konusundaki tartışmalar sönümlenmiş, dünya para piyasalarındaki gelişmelerin neden olacağı olası faiz arttırımları bile kabul edilebilir hale gelmiştir.

Böyle bir ortamda, maalesef karşı karşıya kaldığımız yegâne sorun faizlerin “yüksek” oluşu değildir. Bu sırada hesapta hiç olmayan bir döviz kuru meselesi de gündemimize girmiştir.  Özellikle dolar kurunun 3 TL’yi aşması döviz cinsinden borçluluk oranı yüksek olan kesimlerde endişeli bir bekleyiş yaratmıştır.

Dolar kurunun bir türlü önlenemeyen bu yükselişi, iktisat ve siyaset kamuoyunu çaresiz bırakmıştır.  Geçmişte Cumhurbaşkanı üzerinden Merkez Bankasının izlediği faiz politikasını hedef alanlar, kurlardaki yükseliş konusunda uzun süre sessizliklerini korumuştur.  Ta ki geçen hafta İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanının yaptığı konuşmaya kadar.  Öyle ki, faiz baskısı altında ezildiği iddia edilen Hamamönü esnafının bu sorunu birinci elden kamuoyu gündemine taşınmışken, döviz kurunun yarattığı bilanço risklerinin muhatabı olan “İstanbul esnafının” bu sorunu, sadece İTO başkanı tarafından sahiplenilmiş ve dile getirilmiştir.

Tabandan gelen baskılara tercüman olmak isteyen, ancak siyasi muhatap bulmakta zorlandığı anlaşılan sayın başkan, İstanbul’un “Perşembe Pazarı” esnafının bir kısmının maruz kaldığı kur baskısını, döviz borçlusu olan işletmelere 2.70TL’den dolar satışı yapılması suretiyle gidermeyi önermiştir. Kamuoyundan son derecede ciddi tepki çekeceğini bile bile, 2001 öncesi Türkiye’sinde kullanılan ve o günkü kamu bankalarının görev zararlarının oluşmasına temel teşkil eden böyle bir öneri yapıldığına göre, durum ciddidir.  Ancak Ankara esnafına sahip çıkan siyasi iradenin, İstanbul esnafının bu sorununa neden aynı düzeyde sahip çıkmadığı ise bir o kadar merak konusudur.

Prof.Dr. Öner Günçavdı*

* İTÜ İşletme Fakültesi;  https://twitter.com/onerguncavdi

Yazar/Çevirmen Hakkında

Öner Günçavdı

Yorum Yapın

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler