Sahtekarlık, Budalalar, ve Finansal Piyasalar

Yazar: Robert J. Shiller
Çeviren: Yusuf Güngördü

NEW HAVEN – Adam Smith, bireylerin serbest ve rekabetçi piyasalarda kendi çıkarlarını takip etmelerinin genel olarak toplumun menfaatlerini ileri götürdüğü tezini işleyen herkesin çok iyi bildiği “görünmez el”i yazmıştır. Adam Smith haklıydı. Serbest piyasalar bireyler ve toplumlar için emsalsiz refah getirmiştir. Fakat, biz manipule edilebildiğimiz, aldatılabildiğimiz ya da hatta pasif bir şekilde cezbedilebildiğimiz için, serbest piyasalar aynı zamanda bizi ne kendimiz ne de toplum için iyi olmayan şeyleri almaya ikna etmektedir.shillerrrrr

Bu gözlem, Smith’in görüşüne önemli bir ek oluşturmaktadır. Ve bu husus, George Akerlof ve benim yeni kitabımızda, Phishing for Phools: The Economics of Manipulation and Deception, incelediğimiz konudur.

Çoğumuz “e-dolandırıcılık/oltalama”dan (phishing) mağdur olmuşuzdur: istenmeyen elektronik postalar ve bizin kandırmak için tasarlanmış çağrılar. Bu bağlamda, “ahmak” (phool), e-dolandırıcılık/oltalamanın aynı zamanda her yerde olabileceğini tam olarak idrak edemeyen kişidir. “Ahmak kişi”, e-dolandırıcılık/oltalamanın tekil örneklerini görür, ama ona yönelik profesyonelliğin kapsamını değerlendirmez. Ne yazık ki, birçoğumuz – Akerlof ve ben de dahil, bu kitabı bundan dolayı yazdık – “ahmak” olmuşuzdur.

image (1)Rutin e-dolandırıcılık/oltalama herhangi bir pazarı etkileyebilir, – tam zamanı ki; 2009’dan beri hisse senedi ve gayrı menkul piyalarında oluşan devasa artışlar ve küresel varlık piyasalarında geçtiğimiz aydan itibaren oluşan çalkantı dikkate alındığında – fakat bizim en önemli gözlemlerimiz finansal piyasalar ile ilgilidir. Birçok iyimserin kendi aleyhlerine öğrendikleri gibi, varlık fiyatları bir hayli oynaktır, ve bir okyanus dolusu “olta/sahtekarlık” işin içindedir. Borç alıcılar, kendilerine uygun olmayan “tut-sat” (mortgage) seçeneklerine doğru çekilirler; şirketlerin varlıkları ellerinden çıkartılır; hesap uzmanları yatırımcıları yanlış yönlendirir; finansal danışmanlar gerçekte olmayan zenginlerin hikayelerini anlatır dururlar; ve medya abartılı iddiaların tanıtımını yapar.

Ancak sıkıntılı dönemlerde kaybedenler, sadece kandırılmış olanlar değildir. Fiyatı şişirilmiş varlıklar borç parayla alındığı zaman, ilave başka kayıplar zinciri de meydana gelir. Bu durumda, iflaslar ve iflas korkusu daha ileri iflas salgınlarını ortaya çıkararak, korkuyu daha da pekiştirir. Sonrasında kredi/güven tükenir ve ekonomi çöker. Ticari güven için bu kısır aşağı yönlü sarmal, tipik olarak “olta/sahtekarlık”ları ön plana çıkartır – örnek olarak, Bernard Madoff’un Ponzi dalaveresinin kurbanları durumun farkına, ancak mantıksız coşkunluk (irrational exuberance) sona erdikten sonra varmışlardır.

Aynen tıp sahasında olduğu gibi, salgınlar iktisatta da, acil ve etkili müdahele gerektirir. 1929’da meydana gelen Büyük Çöküntü’ye dönemin yetkililerinin yapmış olduğu müdahele az ve yavaştı, ve dünya ekonomisi, 1930ların Büyük Buhranına ve İkinci Dünya Savaşına doğru uzanan bir “Karanlık Dönem”e girmiştir. 2007-2009 finansal krizi de benzer bir sonuca işaret etti; fakat bu sefer, dünya hükümetler ve merkez bankaları koordineli olarak ve gereğine uygun bir şekilde yüksek hacimli teşviklerle piyasalara acilen müdahele etmişlerdir. İyileşme bugüne kadar zayıf seyretti; ancak yeni bir Karanlık Dönemin de yakınında değiliz.

Bunun için minnettar olmamız gerekir. Yine de bazıları, mali ve para politikalarını yürütmekle yetkili organların 2007-2009 krizi patlak verdiğinde bu kadar hızlı ya da güçlü bir şekilde müdahele etmemeleri gerektiğini iddia etmektedir. Bu insanlar, krizin temel sebebinin iktisatçıların tarafından ahlaki tehlike (moral hazard) olarak adlandırılan hususun olduğuna inanmaktadır: risk-alıcılar, bahisleri kötü gittiği zaman yetkililerin müdahele ederek onları koruyacaklarını bekledikleri için daha fazla risk almışlardır.

Aksine, bizim görüşümüz (ki birçok veri tarafından desteklenmektedir), hızlı bir şekilde artan fiyatların genelde sahtekarlık/oltalar tarafından tahrik edilen ve desteklenen mantıksız coşkunluğu (irrational exuberance) yansıtmakta olduğu yönündedir. Mantıksız coşkunlar, yetkili kurumlar ekonomiyi ve kredi akışını iyi halde tutmak için (ya da en uç durumda kendi bankalarının ya da kurumlarını kurtarılması için) müdahe ettiğinde elde edecekleri getiriyi düşünmüyorlardı. Böylesine olasılıklar, 2007-2009 krizi öncesindeki coşku ortamında marjinal değerlendirmelerdi: şişirilmiş fiyatlardan satış yapanlar kar elde ediyorlar; ve alıcılar da doğru şeyi yaptıklarını – yapmadıkları zamanlar bile- “biliyorlardı”.

Finansal krizde acil müdaheleye yönelik ihtiyacı kabullenmeye yönelik isteksizlik, başka bir yerde incelemiş olduğum mantıksız coşkunluğu dikkate almayan, ve Phishing for Phools isimli kitapta incelenen saldırgan pazarlama ve dijital çağ piyasalarının diğer gerçekliklerini önemsemeyen iktisat düşünce ekolünü temel alır. Fakat bu faktörleri gözden kaçıran bir yaklaşıma bağlanmak, aynen şuna benzer: itfaiye birimleri olmadan insanlar daha dikkatli davranır ve böylece hiç yangın çıkmaz; dolayısıyla itfaiyeleri feshedelim.

Yıllar önce, dünyanın yasamış olduğu büyük pişmanlık çerçevesinde, finansal bir salgın ortaya çıktığı zaman, onun doğal akışında gitmesine izin verileceğini öğrendik. Analizimiz, sadece bölgesel ve doğal etkilerin finansal sistemi hayli oynak yaptığını değil, aynı zamanda, finansal çöküş sırasında seri ve etkili müdahelenin de gerekli olduğnı göstermektedir. Finansal çalkantı finansal krize döndüğü zaman, mali ve para otoritelerine agresif önlemleri almaları için serbestiyet tanımak zorundayız. Bir Karanlık Dönem bizim için haddinden fazladır.

*Yazının orjinali http://www.project-syndicate.org/commentary/government-intervention-financial-crises-by-robert-j–shiller-2015-09 adresinde yayınlanmıştır.