Finans Dünyasının Kalbi: Bankalar

Yazar: Jeanne Gobat*
Çeviren: Mustafa Yağcı

Meselenin Kalbindeki Bankalar[1]

Tasarruf edenlerle borç alanları buluşturan kurumlar ekonomilerin sorunsuzca işlev görmelerini garanti eder.

Diyelim bir yıl ihtiyacınız olmayacak 1,000 Amerikan Doları’nız var ve bu süre içinde bu paradan gelir elde etmek istiyorsunuz. Veya diyelim ev almak istiyorsunuz, bunun için 100,000 ABD Doları ödünç almak istiyorsunuz ve bunu 30 yıl içinde geri ödemek istiyorsunuz.

Yalnız hareket eden birinin bir yıl için 1,000 ABD Doları borca ihtiyacı olan birini bulması veya 30 yıl için 100,000 ABD Doları borç verebilecek birini bulması imkânsız olmasa bile çok zor olurdu.

İşte burada bankalar devreye giriyor.

Bankalar pek çok şey yapsalar da, temel görevleri parası olanlardan fon toplamak – buna mevduat deniyor- bunu bir havuz haline getirmek ve fona ihtiyacı olanlara bu parayı borç vermektir. Bankalar mevduat sahipleri (bankaya borç para verenler) ve borç alanlar (bankanın borç para verdiği kimseler) arasında bir aracı konumundadır. Bankaların mevduatlar için ödediği tutara ve kredilerinden elde ettikleri gelire faiz denmektedir.

Mevduat sahipleri bireyler, aileler, finansal ve finansal olmayan şirketler veya ulusal ve yerel hükümetler olabilir. Borç alanlar için de aynı şey geçerlidir. Mevduatlar istendiği anda ulaşılabilir olabilir (örnek olarak cari, vadesiz hesap) veya bazı kısıtlarla ulaşılabilir olabilir (örnek olarak tasarruf mevduatı, vadeli hesap).

Kredi Vermek

Herhangi bir zamanda bazı mevduat sahiplerinin paralarına ihtiyacı olsa da, çoğunun olmaz. Bu bankaların kısa vadeli mevduatlarla uzun vadeli kredi vermelerine imkân sağlar. Bu süreç vade dönüşümünü içerir – kısa vadeli borçların (mevduatların) uzun vadeli varlıklara (kredilere) dönüştürülmesi. Bankalar mevduat sahiplerine kredi alanlardan edindikleri gelirden daha az ödeme yaparlar ve bu fark pek çok ülkede bankaların gelirlerinin büyük kısmını oluşturur.

Bankalar direk olarak para ve sermaye piyasalarından borçlanma yaparak fonlama kaynağı olarak geleneksel mevduatlarını desteklerler. Bankalar menkul kıymet olarak ticari senet ve bono ihraç edebilir veya sahip oldukları menkul kıymetleri geçici olarak başka kurumlara nakit karşılığı borç verebilirler – bu işlem yeniden alma anlaşması (repurchase agreement – repo) olarak adlandırılır. Bankalar ayrıca kendi defterlerinde gözüken kredileri paketleyerek menkul kıymete dönüştürebilir ve bunu piyasaya satarak (bu süreç nakit dönüşümü ve menkul kıymetleştirme olarak adlandırılır) yeniden borç verebilecekleri fonlar elde etmiş olurlar.

Bankaların en önemli görevi kredi verenleri ve kredi alanları bir araya getirmek olabilir ama bankalar yerel ve uluslararası ödeme sistemlerinde de vazgeçilmezdir – ve bankalar para meydana getirirler.

Bireyler, işletmeler ve hükümetler sadece para yatıracak veya borç alacak yerlere ihtiyaç duymazlar, aynı zamanda fonların dolaşımına da ihtiyaç duyarlar – örnek olarak, alıcılardan satıcılara veya işverenlerden çalışanlara veya vergi verenlerden hükümetlere. Burada da bankalar çok temel bir görev üstlenirler. Bankalar çok küçük meblağlı kişisel çeklerden çok büyük meblağlı bankalar arası elektronik ödemelere kadar bütün ödemeleri işlemden geçirirler. Ödemeler sistemi yerel, ulusal ve uluslararası bankalar ve çoğu zaman hükümet merkez bankaları ve takas olanakları gibi bankaların birbirlerine borçlarını eşleştiren unsurları da içine alan çok karmaşık bir ağ yapısındadır. Çoğu durumda ödemeler nerdeyse anlık işlem görür. Ödemeler sistemi ayrıca kredi kartı ve banka kartını da içine alır. İyi çalışan bir ödemeler sistemi verimli faaliyet gösteren bir ekonomi için ön koşuldur ve ödemeler sistemindeki aksaklıklar ticaret ve dolayısıyla ekonomik büyümeyi önemli derecede aksatır.

Para Meydana Getirmek

Building and sign bank (done in 3d)Bankalar ayrıca para da meydana getirirler. Bunu yaparlar çünkü mevduatlarının belirli bir kısmını kredi vermeden rezerv olarak biriktirmeleri gerekir – ya nakit olarak ya da nakite kolayca çevrilebilecek menkul değer olarak. Bu rezervlerin miktarı bankanın mevduat sahiplerinin nakit ihtiyacını değerlendirmesine ve banka düzenleyicilerinin, genellikle merkez bankasının – bir ülkenin parasal ve bankacılık sisteminin merkezinde bulunan devlet kuruluşu gereksinimlerine göre değişir. Bankalar bu gerekli rezervleri merkez bankalarının mevduatlarında tutarlar, Amerikan Merkez Bankası (FED), Japon Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası gibi. Bankalar bu rezervlerden geriye kalan mevduat sahiplerinin parasını kredi olarak vererek para meydana getirmiş olurlar. Kredi verilen para mal ve hizmet alımında kullanılabilir veya başka bir bankanın mevduat hesabına konarak bankacılık sistemine yeniden girmiş olur ve bu banka da bu mevduatın bir kısmını kredi olarak verebilir. Bu yeniden kredi verme süreci pek çok kere tekrar edilir ve buna çarpan etkisi (multiplier effect) denir. Çarpanın büyüklüğü – ilk mevduattan meydana getirilen paranın tutarı – bankaların rezervde tutmak zorunda oldukları para miktarına bağlıdır.

Bankalar ayrıca finansal sistemdeki fazla parayı kredi olarak verebilir, değerlendirebilir ve menkul kıymetler oluşturabilir, dağıtabilir ve ticarete konu edebilir.

Bankaların mevduat, borçlanılan para ve kredi, menkul kıymet faizi arasındaki farktan gelir elde etmeleri dışında da para kazanma yolları vardır. Bankalar şu şekillerde de para kazanabilir:

  • Ticarete konu edilen menkul kıymetlerden elde edilen gelir.
  • Cari, vadesiz hesap, finansal ve yatırım bankacılığı, kredi hizmetleri, sigorta ve yatırım fonu gibi farklı finansal ürünlerin üretilmesi, dağıtılması ve satışı gibi müşteri hizmetlerinden alınan ücretler.

Bankalar ortalama olarak aktiflerinin (krediler ve menkul kıymetler) yüzde 1 ve 2 oranında gelir elde ederler. Bu genelde bankanın aktif kârlılığı olarak adlandırılır.

Para Politikasını Yaymak

Bankalar ayrıca hükümetlerin yüksek enflasyonsuz ekonomik büyümeyi sağlamak için kullandığı en önemli araçlardan biri olan para politikasını yaymada çok önemli bir göreve sahiptir. Merkez bankaları ulusal seviyede para arzı kontrolünü sağlarken bankalar içinde faaliyet gösterdikleri piyasalarda para hareketini kolaylaştırmaktadır. Ulusal seviyede merkez bankaları, bankaların zorunlu karşılıklarını artırarak veya azaltarak ve açık piyasalarda bankaların kilit taraf olduğu işlemlerde menkul kıymet alarak veya satarak para arzı seviyesini azaltabilir veya artırabilir. Bankalar mevduatlarının daha büyük bir kısmını merkez bankasında rezervde tutarak veya ellerinde bulundurdukları akışkan varlıkların miktarını artırarak – bunlar fiyatlarına çok az etki ederek kolayca nakite çevrilebilir – para arzı seviyesini düşürebilir. Banka rezervlerinde veya akışkan varlıklarında ciddi bir artış bankaların kredi olarak verebilecekleri para miktarını azaltarak “kredi daralması”na yol açabilir ve bu da müşterilerin azalan fonlara daha fazla ödeme yapmasıyla borç, kredi alma maliyetlerini yükseltebilir. Kredi daralması ekonomik büyümeye olumsuz etki eder.

Bankalar da diğer firmalar gibi iflas edebilir. Ama bankaların iflas etmesinin müşterilere, diğer bankalara, toplum ve piyasanın tamamına olumsuz etkisiyle daha büyük sonuçları olabilir. Müşteri mevduatları donabilir, kredi ilişkileri bozulabilir ve işletmelerin çalışan maaşlarına ve tedarikçilere ödeme yapabilmesini sağlayan kredi hatları ortadan kalkabilir. İlaveten, bir bankanın iflası başka bankaların da iflas etmesine yol açabilir.

Bankaların zaafiyetleri üç temel nedenden kaynaklanmaktadır:

  • Cari hesap ve repo gibi kısa vadeli fonlamaların toplam mevduatlar içinde çok yüksek orana sahip olması. Çoğu mevduat uzun vadeli kredileri fonlamak için kullanılmaktadır ve bunların hızlıca nakite çevrilebilmesi çok zordur.
  • Nakitlerin varlıklara oranının düşük olması.
  • Sermayenin (varlıklar – borçlar) varlıklara oranının düşük olması.

Mevduat sahipleri ve bankaya kredi sağlayan diğer kimseler vadesiz hesap ve repo ödemelerinin her an yapılmasını talep edebilirler. Doğru veya yanlış olarak bir bankanın sorunları olduğu algısı oluştuğunda, mevduatlarını kaybetmekten korkan müşteriler fonlarını bankadan çok hızlı bir şekilde çekebilirler ve bu da zaten az miktarda olan akışkan varlıkların kısa sürede sıfırlanmasına yol açabilir. Böyle bir “mevduata akın” durumunda banka uzun vadeli ve az akışkan olan varlıklarını zararına bile olsa para çekme talebini karşılayabilmek için satmak zorunda kalabilir. Eğer kayıplar çok yüksek miktarda ise bankanın sahip olduğu sermaye miktarını geçebilir ve bu da bankanın iflasına yol açar.

Temelde bankacılık, bankanın yükümlülüklerini yerine getirecek parasının olduğu inancına dayanır ve itimat ve güven esasına dayalıdır. Bu itimatta ufak bir çatlak hemen bir akın veya banka iflasına yol açabilir ve hiçbir sorunu olmayan bankalar bile iflas edebilir. Pek çok ülke banka iflası durumunda belirli limitlere kadar mevduat garantisi vermektedir ve yakın zamanda meydana gelen kriz de bankaların daha çok piyasa kaynaklı fonlamaya kayması ile birlikte mevduat sahibi akınından çok yatırımcı hissiyatlarına daha hassas hale geldiklerini açıkça göstermiştir.

Düzenlemeye Duyulan İhtiyaç

Banka güvenliği ve sağlamlık temel kamu siyasası sorunudur ve hükümet politikaları banka iflaslarını ve ortaya çıkarabilecekleri paniği azaltmak için tasarlanmaktadır. Pek çok ülkede bankacılık faaliyeti yapabilmek ve merkez bankası tarafından sağlanan acil krediler ve belirli bir limite kadar mevduat garantisi gibi hükümetlerin ödeme garantisi anlaşmalarından yararlanabilmek için bankaların çalışma ruhsatına ihtiyacı bulunmaktadır. Bankalar faaliyette bulundukları ülkelerin kanunlarına göre düzenlenmektedir ve genellikle düzenli denetlemelere tabiidirler. Eğer bankaların yurtdışında da faaliyetleri varsa ev sahibi ülke tarafından düzenlemeye tabiidirler. Aksamaları en aza indirmek için düzenleyicilerin sorunlu bankalara müdahale etmek gibi geniş yetkileri bulunmaktadır.

Düzenlemeler genellikle bankaların kredi, piyasa, likidite ve genel olarak borç ödeyememe risklerine maruz kalmalarını sınırlandırmak için tasarlanmaktadır. Bankaların finansal kriz öncesine göre kayıplara karşı daha korunaklı olmaları için artık birikmiş, dağıtılmamış kâr ve ödenmiş sermaye gibi daha fazla ve daha kaliteli özsermaye bulundurmaları gerekmektedir. Büyük küresel bankaların iflasları durumunda küresel finansal sisteme olası etkileri dikkate alınarak (sistemik risk olarak da bilinir) daha da fazla sermaye bulundurmaları gerekiyor. Düzenlemeler ayrıca bankalar için asgari seviyede akışkan varlıkları şart koşmakta ve istikrarlı, uzun vadeli fonlama kaynaklarını tavsiye etmektedir.

Düzenleyiciler ayrıca banka benzeri işlev gösteren ama bankalar gibi düzenlenmeyen – gölge banka olarak anılan – kurumların artan önemini de incelemekte ve bunları düzenlemek için seçenekleri araştırmaktadır. Yakın zamandaki finansal kriz finansal şirketler, yatırım bankaları, para piyasası yatırım fonlarını da içine alan bu kurumların sistemik önemini ortaya çıkarmıştır.     –

[1] Çevirmen notu: Bu IMF çalışması literatürde “geleneksel bankacılık” veya “konvansiyonel bankacılık” olarak geçen sistemden bahsetmektedir. Türkiye ve dünyanın başka pek çok ülkesinde bulunan “katılım bankaları” veya “İslami Finans” prensiplerine uyan kurumlar bu yazıda bahsedilen kural, terim, tanım ve prensiplerden pek çok noktada ayrışmaktadır. Katılım bankacılığı ile ilgili daha fazla bilgi edinmek için Türkiye Katılım Bankaları Birliği’nin internet sitesinden yararlanılabilir. http://www.tkbb.org.tr/sorularla-katilim-bankaciligi

*Kaynak: Banks: At the Heart of the Matter

Yorum Ekleyin

Yorum yapmak için tıklayınız