Uluslararası Ticaret: Milletler Arası Alışveriş

[dropcap style=”normal or inverse or boxed”]U[/dropcap]luslar, bazı durumlar müstesna, her zaman birbirleriyle alışveriş yaptıklarında daha müreffeh konuma gelmişlerdir.

Eğer çoğu iktisatçının üzerinde anlaştığı bir nokta varsa, o da ulusların birbirleriyle yapmış oldukları ticaret sayesinde dünyanın daha müreffeh bir yer haline geldiğidir. Buna rağmen, uluslararası ticaret hem yurtiçi hem de devletlerarası siyasi konuların en çekişmeli alanlarından biridir.

Bir firma ya da birey başka bir ülkede üretilmiş bir ürünü veya hizmeti daha ucuza satın aldığında, her iki ülkedeki yaşam standartları yükselir. Tüketicilerin ve firmaların yurtdışından alım yapmaları dolayısıyla daha iyi duruma gelmelerinin başka sebepleri de vardır – ürün yurtiçinde üretilmiş olanlara nazaran tüketicilerin ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilecek konumdadır ya da ürün yurtiçinde üretilmiyor olabilir. Her durumda, yabancı üretici de, sadece kendi ülkesinde satış yapabileceğinden daha fazlasını satarak ve kendisi veya başkaları için yabancı ülkelerde üretilmiş ürünleri satın almada kullanılabilecek döviz kazanarak bu durumdan yarar sağlar.

Yine de, toplumlar bütün olarak uluslararası ticaretten fayda sağlasalar da, her bir birey ya da şirket bu durumdan yarar görmez. Bir firma ucuz olduğundan dolayı yabancı bir ürün satın aldığında yarar görür – fakat (daha yüksek maliyete sahip olan) yerli üretici daha düşük satış kaydeder. Genellikle ise, alıcının kazandığı yerli satıcının kaybettiğinden daha fazladır. Üretim maliyetlerinin kirlilik gibi sosyal maliyetleri kapsamadığı durumlar müstesna, ülkeler başka ülkelerde daha verimli bir şekilde üretilmiş ürünleri ithal ettikleri zaman dünya daha iyi bir konuma gelir. Yabancı rekabetten olumsuz bir şekilde etkilendiğini düşünenler uzunca bir süre uluslararası ticarete karşı çıkmışlardır. Adam Smith ve David Ricardo gibi iktisatçıların serbest ticaretin ekonomik temelini ortaya koymalarından bir müddet sonra, Britanyalı tarihçi Thomas B. Macaulay, hükümetlerin serbest ticaret kavramını sahiplenip sahiplenmeme konusunda karşılaşmış oldukları sorunları şu sözlerle ifade etmiştir: “Bir hükümetin kendi halkına getirebileceği en harika iyiliklerden biri olan serbest ticaret, nerdeyse hiç bir ülkede rağbet görmemektedir.”
200 yıl sonra ticaret tartışmaları hala devam etmektedir.

Img_maritimoÜlkeler neden ticaret yapar?

İktisattaki en önemli kavramlardan birisi olarak, Ricardo ticaretin (bir ürünü üretmenin) mutlak maliyetlerden ziyade mukayeseli (karşılaştırmalı) maliyetler üzerinden gerçekleştiğini gözlemlemiştir. Bir ülke bir ürünü daha az girdi (sermaye ve emek gibi) kullanıp üreterek, diğer ülkelere göre o ürünün üretiminde daha verimli olabilir. Ricardo’nun gözlemi ise bir ülkenin mukayeseli üstünlüğüne göre ticaret yapmaktan yine de yarar sağlayabileceği yönündeydi:  Mutlak üstünlüğün en fazla olduğu ürünleri ihraç etmek ve mutlak üstünlüğün (artı olsa bile) karşılaştırmalı olarak daha az olduğu ürünleri ithal etmek.

[hr gap=”30″]

Mukayeseli Üstünlük

Ürettiği her üründe daha verimli olan (mutlak üstünlüğe sahip) bir ülke bile ticaretten yarar sağlar. Aşağıdaki örneği ele alalım:

A ülkesi: Bir saat emekle üç kilogram çelik ya da iki tişört üretilebiliyor.

B ülkesi: Bir saat emekle bir kilogram çelik ya da bir tişört üretilebiliyor.

Görüleceği üzere, A ülkesi her iki ürünün üretiminde de daha verimlidir. Şimdi diyelim ki B ülkesi A ülkesine 2.5 kilogram çelik karşılığında iki tişört satmayı teklif etsin.

Bu ek iki tişörtü üretmek için, B ülkesi iki saat çalışmayı (iki kilogram) çelik üretiminden başka yöne çeviriyor. A ülkesi ise bir saat emeği (iki adet) tişört üretiminden çekiyor. Bu bir saati ek 3 kilogram çelik üretimine kullanıyor.

Toplam rakamlara bakılacak olursa, aslında aynı sayıda tişört üretilmiştir: A ülkesi 2 adet tişört az üretiyor, fakat B ülkesi fazladan 2 tişört daha üretiyor. Bununla birlikte, önceki duruma göre daha fazla çelikle üretilmiş durumdadır: A ülkesi fazladan 3 kilogram çelik üretirken B ülkesi çelik üretimini sadece 2 kilogram düşürmüştür. Aradaki ekstra bir kilogram fazla çelik ise ticaretten elde edilen getirinin bir ölçüsüdür.

[hr gap=”30″]

Bir ülke ticari ortaklarına nazaran hazır giyim üretiminde iki kat daha verimli olmasına rağmen eğer çelik üretiminde ya da uçak yapımında üç kat verimliyse, bu ürünleri yapıp ihraç ederek ve hazır giyimi ise ithal ederek bu durumdan yarar sağlayacaktır. Ticari ortağı ise diğer ürünler karşılığında – mutlak üstünlüğünün olmadığı fakat mukayeseli üstünlüğe sahip olduğu – hazır giyim ihraç ederek bu durumdan kazançlı çıkacaktır (kutuya bakınız) Mukayeseli üstünlük kavramı somut ürünlerin de ötesine geçerek bilgisayar yazılımı yapmak ya da finansal ürünler sunmak gibi hizmet ticaretini de kapsamaktadır.

Mukayeseli üstünlük nedeniyle, ticaret her iki ülkenin de yaşam standartlarını yükseltir. Douglas Irwin (2009) bu durumdan ötürü mukayeseli üstünlüğü iktisadi kalkınma için “iyi haber” olarak adlandırmaktadır. “Eğer gelişme yolunda bir ülke herhangi bir alanda mutlak üstünlüğe sahip olmasa bile, mutlaka bazı ürünlerin üretiminde mukayeseli üstünlüğe sahip olacaktır” ve gelişmiş ülkelerle ticaretten kar elde edecektir.

Mukayeseli üstünlük arasındaki farklar çeşitli nedenlerden dolayı ortaya çıkabilir. 20. yüzyılın başlarında, İsveçli iktisatçılar Eli Heckscher ve Bertil Ohlin üstünlüğün belirleyenleri olarak faktör donatımı olarak da adlandırılan sermaye ve iş gücünün rolünü tanımladılar. Heckscher-Ohlin modeli ülkelerin o ülkedeki hangi üretim faktörü fazla bulunuyorsa onun yoğun olarak üretiminde kullanıldığı ürünleri ihraç etmeye meyilli olduklarını savunur. İş gücünün bol bulunduğu ülkeler emek yoğun ürünleri ihraç etmeye odaklanmalı iken, sermayenin – fabrikalar ve makine gibi – yoğun bulunduğu ülkeler sermaye yoğun ürünleri ihraç etmelidir. İktisatçılar günümüzde faktör donatımlarının önemli olduğunu düşünmektedirler, fakat ticaret yapıları üzerinde etkili olan diğer önemli faktörler de mevcuttur (Baldwin, 2008).

Son zamanlarda yapılan araştırmalar, ticari açılım dönemlerini sadece endüstriler arası değil, aynı zamanda endüstri içi intibak dönemlerinin de takip ettiğini ortaya koydu. Yabancı firmalardan dolayı artan rekabet daha az verimli firmaları küçülmeye zorlayarak verimli firmalara yer açıp karlar üzerinde baskı yaratır. Piyasanın gelişmesi ve piyasaya yeni girişlerin olması daha iyi teknolojileri ve yeni ürün çeşitlerini beraberinde getirir. Benzer şekilde, ticaret farklı ürün çeşitleri  (örnek: buzdolapları) arasında daha fazla seçim yapılabilmesine olanak sağlar. Bu durum, faktör donatımı yaklaşımının kapsamadığı “neden ciddi endüstriler arası ticaretin (örneğin, buzdolabı ihraç eden ülkeler endüstriyel soğutucuları ithal edebilirler) var olduğunu” açıklamaktadır.

Ticaret, daha fazla ürün – sadece aynı ürünün daha fazla sayıda üretilmesi değil, aynı zamanda daha çok ürün çeşitliliği – ile sonuçlanan belirgin verimlilik kazançları elde edilmesini sağlar. Örneğin, her ürünü tedarik eden ülke sayısı iki katına çıkmışken, Amerika Birleşik Devletleri 1970’lerle karşılaştırıldığında günümüzde dört kat daha fazla çeşitli ürün ithal etmektedir. Daha da büyük kazancın ise, firmaların daha çeşitli ve kaliteli ara malı ve sermaye girdilerine ulaşımından kaynaklanan daha verimli yatırım harcamaları yapmaları olduğu söylenebilir (örnek: otomobilden ziyade endüstriyel optik lens üretimi). Toplam yatırımı iyileştirerek ve yenilikçiliği kolaylaştırarak, ticaret sürdürülebilir yüksek büyüme sağlayabilir.

Aslında, ticaretin etkisini değerlendirmede kullanılan ekonomik modeller genellikle teknoloji aktarımı ve ürün çeşitliliğin artması gibi rekabet-yanlısı unsurları göz ardı etmektedir. Bunun nedeni ise bu etkilerin ölçümlenmesinin zor olması ve bunları kapsayan sonuçların daha da fazla belirsizliğe tabi olmasıdır. Bu hususların ölçülebildiği çalışmalar ise, ticari reformlar (gümrük vergilerini ve tarife-dışı engelleri azaltma gibi) kaynaklı kazançların geleneksel modellerde ileri sürdürdüğünden çok daha fazla olduğunu ortaya koymuştur.

Ticaret Reformları neden zordur?

Ticaret küresel verimliliğe katkıda bulunur. Bir ülke ticarete açıldığında, sermaye ve iş gücü verimli kullanıldıkları endüstrilere doğru kayarlar. Bu hareket, topluma daha yüksek bir refah seviyesi kazandırır. Bununla birlikte, bu sonuçlar hikayenin sadece bir parçasıdır.

Ticaret aynı zamanda, onu engelleyemeyen firmaları ve sektörleri altüst eder. Daha verimli yabancı üreticiler yüzünden zorlu bir intibak sürecinden geçen firmalar – ve onların işçileri – sıklıkla dış ticarete karşı lobicilik yapar. İthal ürünlerin ulaşılabilirliğini azaltmak veya fiyatını yükseltmek amacıyla ithalat vergileri ve kotalar gibi bariyerler konulması için çaba gösterir. Ürün işleyen firmalar, kullanmış oldukları hammaddelerin fiyatını sanal olarak baskılamak amacıyla, hammadde ihracatına kısıtlamalar getirilmesi için uğraşabilir.  Tam tersi, dış ticaretten elde edilen kazançlar dağınık bir biçimde yayılır ve yararlananlar çoğu zaman ticaretin kendilerine nasıl katkıda bulunduğunun farkında olmazlar. Sonucunda ise, muhalifler dış ticaret konusundaki tartışmalarda genellikle etkili olur.

Ticaret Politikaları

İkinci Dünya Savaşından bu yana yapılan reformlar devletler tarafından konulan dış ticaret engellerinde ciddi düşüşler getirmiştir. Fakat yurtiçi sektörleri korumayı amaçlayan politikalar değişiklik göstermektedir. Gümrük vergileri belli sektörlerde (tarım ve hazır giyim gibi) ve bazı belirli ülke gruplarında (az gelişmiş ülkeler gibi) hala ciddi olarak yüksek durumdadır. Birçok ülke taşımacılık, iletişim ve finansal sektör gibi hizmet alanlarında önemli dış ticaret engellerine sahip olmasına rağmen, diğerleri yabancı rekabeti özendiren politikalara sahiptir.

Buna ek olarak, dış ticaret engelleri bazı ülkeleri diğerlerinden daha fazla etkiler. Genellikle en fazla olumsuz etkilenen ülkeler ise, ihraç ürünleri, endüstriyel ülkeler tarafından koruma altına alınan düşük vasıflı ve emek yoğun endüstrilerde yoğunlaşmış az gelişmiş ülkelerdir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri, önde gelen Batı Avrupa ülkelerinden yapılan her 1 ABD Doları ithalatta 1 cent vergi alırken, Bangladeş’ten yapılan her 1 ABD Doları ithalatta 15 cent vergi almaktadır (Elliott, 2009. Diğer yandan bazı ürün gruplarında, Bangladeş menşeli ürünler Batı Avrupa menşeli ürünlerle aynı veya daha düşük vergiye tabi tutulmaktadır. ABD’ye ithal edilen Bangladeş menşeli ürünler etkileyici bir örnek sunmasına rağmen, Dünya Bankası ekonomistlerinin hesaplamalarına göre, düşük gelirli ülkelerdeki ihracatçılar, gelişmiş ülkelerin ihraç ürünlerine göre bir buçuk kat fazla dış ticaret engeliyle karşılaşmaktadır (Kee, Nicita, and Olarreaga, 2006).

Uluslararası ticaret alanında, Dünya Ticaret Örgütü hakemlik etmektedir. 153 üyesi (Dünya Ticaret Örgütü ve öncülü olan Ticaret ve Tarifeler Genel Anlaşması) tarafından oluşturulmuş anlaşmalar 1948’den beri, gümrük vergileri, devlet destekleri, gümrük değerleme ve prosedürleri, hizmet ticareti ve yatırımı ve fikri mülkiyet gibi nerdeyse ticaretin her alanında ayırım yapılmamasını teşvik etmekte ve ileri düzey serbestleştirmeye yönelik çalışmalara olanak sağlamaktadır. Bu anlaşmalar çerçevesinde yapılmış taahhütler, güçlü ve dikkatli bir biçimde oluşturulmuş anlaşmazlıkların çözülmesi süreciyle denetlenmektedir.

DTÖ bünyesinde merkezileşmiş kural temelli uluslararası ticaret sistemi altında, ticaret politikaları daha istikrarlı, şeffaf ve açık bir hal almıştır. Ayrıca, küresel finansal krizin geniş çapta korumacılığa neden olmamasının en temel sebebi yine DTÖ’dür. Ancak, DTÖ ticaret müzakerelerinin Doha Round’unda görüldüğü üzere, kurum küresel ticareti daha da açık bir hale getirme konusunda ciddi zorluklarla karşı karşıyadır. Başarılarına rağmen, kısıtlayıcı ve ayrımcı ticaret politikaları hala yürürlüktedir. Bu sorunların çözümü, küresel olarak yüz milyarlarca kazanç elde edilmesini sağlama potansiyeline sahiptir. Fakat dar çıkar grupları daha ileri çok-taraflı reformların hayata geçmesini geciktirmiş ve ertelemiştir. Çoğunluğun kazancına odaklanmak, süreçten göreli olarak olumsuz etkilenenlere yönelik yardım mekanizmalarıyla birlikte daha adil ve ekonomik olarak daha mantıklı bir ticaret sisteminin oluşturulmasına yardım edebilir.

Yazar: Brad McDonald*
Çev.: Yusuf Güngördü 

* İMF Strateji, Politika ve Çözümleme Departmanı’nda bölüm şef yardımcısıdır.

Kaynak: International Trade: Commerce among Nations 

Yazar/Çevirmen Hakkında

Yusuf Gungordu

Yorum Yapın

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler