Eşitsizlik Ve Küresel Servet Vergisi; Thomas Piketty

[vc_row][vc_column width=”1/1″][vc_column_text]Yazar: Thomas Piketty
Çev: Umut Yertüm

Eşitsizlik Avrupa’da ve küresel politikalarda en belirgin sorunlardan birisidir. Thomas Piketty I. Dünya Savaşı bitiminden günümüze kadar eşitsizliği etkileyen ekonomik aktörler üzerine yazılar yazan Piketty, gelir ve servetteki eşitsizliğin on yıllardır sürekli artışı nedeniyle, bireysel servetlere küresel düzeyde artan oranlı bir vergi uygulanmasının eşitsizliğin kontrol altına alınmasına yönelik en iyi seçenek olabileceğini savunmaktadır. Piketty bu tarz bir vergi sisteminin uygulanmasının siyasal olarak zor olmasına rağmen, her biri neredeyse dünya ekonomisinin %25’ini üreten Avrupa Birliği ve ABD’nin desteği ile bu vergi sisteminin uygulanabilir olduğunu düşünmektedir.

Gelir ve servetin adil dağılımı günümüzün en tartışmalı sorunlarından birisidir. Tarih bize güçlü ekonomik aktörlerin daha iyi bir eşitliğe ya da eşitsizliğe yönelimde ne kadar etkili olabildiklerini anlatmaktadır. Eşitliğe ya da eşitsizliğe olan yönelimler bizim seçtiğimiz politikalar sonucunda yaygınlık kazanacaktır.

Amerika bu anlamda bir örnektir. 19. yüzyıl tarihçisi Alexis Tocqueville, eski Avrupa toplumlarının antitezi olarak algılanan Amerika’yı; herkesin sahip olabileceği kadar fazla topraklara sahip ve eşit vatandaşlık demokrasisinin gelişebileceği bir yer olarak görmüştür. I. Dünya Savaşına kadar servetin zenginlerin elinde toplanması Amerika’ya kıyasla Avrupa’da daha yoğun iken, 20. yüzyılda durum tersine dönmüştür.

1914-1945 arasında savaş, enflasyon, milliyetçilik ve vergilendirmeler ile birlikte Avrupa’da servet eşitsizliği ortadan kalkmıştı. Bu tarihten sonra Avrupalı ülkeler hatalarından dönerek Amerika’daki kurumlara göre daha eşitlikçi ve kapsayıcı kurumlar oluşturdular.

İronik olan ise, bu kurumların Amerika’daki kurumlardan esinlenerek oluşturulmasıdır. 1930’lardan 1980’lerin başlarına kadar, örneğin Birleşik Krallık yüksek gelire yüksek vergi uygulamasıyla dengeli bir gelir dağılımını muhafaza etmiştir. Fakat yüksek gelir elde edenlere yönelik vergi ilk olarak Amerika tarafından bulunmuş ve uygulamaya konmuştur. I. ve II. Dünya savaşları arasındaki dönemde Avrupa’daki eşitsizliğin neden olduğu kötü görüntüyü önlemek için kararlı olan Amerika, bu yıllarda dolaylı vergi uygulamasının öncülüğünü yapmıştır.  O yıllarda, 1980’den günümüze kadarki süreden daha yüksek ekonomik büyümek büyüme oranına sahip olan Amerika’nın yüksek vergi ile olan deneyimi büyüme oranını olumsuz olarak etkilememiştir. Yüksek gelir vergisi uygulaması, özellikle de ilk değerlendirildiği ülkede yeniden canlandırılmayı hak eden bir fikirdir.

Amerika ayrıca, beyaz erkeklerin neredeyse tamamında okur-yazarlık oranını sağlayan kitlesel eğitimi ilk geliştiren ülke konumundadır. Avrupa’da aynı okur-yazarlık oranının 100 yıl sonra elde edildiği düşünüldüğünde, Amerika’nın başarısı dikkat çekmektedir, ancak Avrupa günümüzde daha katılımcı durumundadır. Amerika’nın dünyanın en seçkin üniversitelerini oluşturmuş olduğu bir gerçektir, ama Avrupa orta düzeyde daha sağlam kurumlar oluşturmuştur. Shanghai sıralamasına göre en iyi 100 üniversitenin 53’ü Amerika’da 31’i Avrupa’da bulunmaktayken; ilk 500 üniversite sıralamasında ise Amerika 150, Avrupa 202 üniversite ile önceki durumu tersine çeviren bir görüntü vermektedir.

piketty_capital

İnsanlar sıklıkla kendi ulusal liyakat sisteminin erdeminden bahsederken, Fransa, Amerika ya da herhangi bir yerde olsun bu durum nadiren gerçeklerle örtüşmektedir. Amaç genellikle var olan eşitsizliği meşrulaştırmaktır. Bir zamanlar dünyanın en açık kurumları olan Amerikan üniversitelerine erişim oldukça zordur ve fırsat eşitsizliği barındırmaktadır. Gerçekten de verimlilik ve fırsat eşitliğinden oluşan yüksek eğitim sistemleri oluşturmak tüm ülkelerin karşılaştığı en büyük zorluklardan birisidir.

Kitlesel eğitim önemli olmakla birlikte adil bir gelir ve servet dağılımını garanti etmez. Amerika’da gelir eşitsizliği 1980’den beri keskinleşmekte ve genellikle çok yüksek gelir elde edenlerin piramidin en tepesinde bir azınlığı oluşturduğu görülmektedir. Neden? Yönetim kadrosunun yetenekleri diğer herkesten daha fazla mı gelişti? Büyük kurumlarda her bir bireyin çalışmasının değerinin ölçülmesi oldukça zordur.  Fakat en tepedeki yöneticilerin kendi ücretlerini ayarlayabilme gücüne sahip olmalarına dair başka bir hipotez, delillerle daha iyi desteklenmektedir.

Ücret eşitsizliği kontrol altına alınsa bile, tarih bize, makul düzeydeki servet eşitsizliğini çok aşırı bir düzeye gelene kadar arttırmaya eğilimli başka zararlı bir ekonomik gücü anlatmaktadır. Bu, sermaye getirisinin ülke ekonomisinin büyümesinden daha hızlı bir şekilde tahakkuk etmeye eğilimli olduğu dönemlerde gerçekleşmekte, orta ve düşük kesim pahasına gelirin daha büyük kesiminin sermaye sahiplerine aktarılmasına neden olmaktadır. Bunun nedeni ise; sermaye getirisinin ekonomik büyümeyi aştığı ve eşitsizliğin kötüleştiği 19. yüzyıl koşullarının 21. yüzyılda da muhtemelen tekrarlanacak olmasıdır. Forbes’ın küresel milyarder sıralamasına göre, en tepedeki servet sahipleri 1987-2013 yılları arasında dünya ekonomisinden üç kat daha hızlı büyümüştür.

Aşağıdaki tablo ortalama servet ve gelir büyüme seyrini farklı gruplar için örneklendirmektedir.

Tablo: Dünya nüfusunun ortalama yıllık servet/gelir büyüme oranları

Grup Yıllık ortalama büyüme oranı 1987-2013
En zengin 100 milyon kişinin servetlerindeki artış 6,8
En zengin 20 milyon kişinin servetlerindeki artış 6,4
Dünya GSMH’sindeki artış 3,3
Ortalama(Dünya) servete sahip bireydeki artış 2,1
Ortalama(Dünya) gelire sahip bireydeki artış 1,4

Kaynak: Thomas Piketty, Yirmi Birinci Yüzyılda Sermaye.

 

Amerika’daki eşitsizlik şuan çok keskin olabilir ve siyasal süreç en çok kazananlar tarafından ele geçirilmiştir, fakat durum I. Dünya savaşı öncesi Avrupa gibi de olmayacaktır. Ancak yine de bu bizi sistemi geliştirme isteğinden alıkoymamalıdır. İdeal çözüm ise küresel düzeyde uygulanacak artan oranlı servet vergisi olabilir. Yeni başlamış olanlar az öderken, milyarlar elde edenler daha fazla ödemeli. Bu eşitsizliği kontrol altına almayı sağlarken, basamakları çıkmayı kolaylaştırabilir. Aynı zamanda küresel düzeyde servet dinamiklerini kamusal inceleme altına sokabilir. Finansal şeffaflık ve güvenli servet istatistiklerinin eksikliği, modern demokrasilerinin en önemli sorunlarındandır.

Tabi ki başka alternatifler de var. Çin ve Rusya da sermaye kontrolü ve cezai yaptırımlar gibi kendi yöntemleriyle zengin oligarşi ile mücadele etmelidir. Hukukun egemenliği ve uluslararası ticaret düzenini tercih eden ülkeler için ise küresel servet vergisi daha kolay alınabilir bir risktir. Belki de Çin bizden daha önce aklını başına alıp uygulayacaktır. Enflasyon bir diğer potansiyel çözümdür. Geçmişte kamu borcunun hafiflemesinde yardımcı olmuştu. Fakat enflasyon aynı zamanda ekonomik olarak daha az iyi durumda olanların birikimlerinin erimesine de neden olmaktadır. Bu nedenle de çok büyük servetlere uygulanacak vergi daha tercih edilebilir durmaktadır.

Küresel düzeyde uygulanacak artan oranlı servet vergisi uluslararası koordinasyonu gerektirebilir. Bu durum zor olmakla birlikte yapılabilir. Amerika ve Avrupa Birliği her birisi dünya üretiminin neredeyse %25’ini oluşturmaktadır. Eğer ikisi tek bir ağızdan konuşabilirse, küresel düzeyde finansal varlıklar sicili oluşturulabilir. İşbirliği yapmayı reddeden vergi cenneti ülkelere yaptırımlar uygulanabilir. Kısacası, birçoğu küreselleşmeye karşı tavır alabilirler. Eğer bir gün ortak bir ses bulabilirlerse, bu ses milliyetçiliğin ve ekonomik tecridin unutulmuş kutsal şiirleri olabilir.

* Thomas Piketty: Profesör, Paris School of Economics. Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital kitabının yazarı.

Kaynak: A global progressive tax on individual net worth would offer the best solution to the world’s spiralling levels of inequality[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]

Yazar/Çevirmen Hakkında

Yorum Yapın

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler