Endojen-Icsel Ekonomik Büyüme Teorisi

Yazar: James Morley *
Çev.:  Betül BahşiDilara YücesanFatih Kansoy, Kıvanç AltıntaşAlper Hasan Tunç

Hayatımızı değiştiren ekonomik teoriler 2015-economic-growthserimize hoş geldiniz. Bugün, James Morley, ekonomik büyüme kavramının endojen büyüme teorisi (köprü ve otoyol inşa etmek yerine büyümenin bilim ve nüfus tarafından belirlendiği düşünme biçimi) ile nasıl yeniden şekillendiğini açıklayacak.

Bir bilmeceyle başlamama izin verin: Gelir eşitsizliği nasıl olur da ülkelerin kendi içinde ve ülkeler arasında artarken dünyanın genelinde azalıyor?

Bilmecenin cevabı: “Uzun vadeli ekonomik büyüme”dir.       

Kişi başına gelir düzeyi, özellikle Çin ve Hindistan’da geçtiğimiz yarım yüzyılda hızlı bir biçimde arttı. Dolayısıyla Çin’in ve Hindistan’ın ülke içerisindeki [gelir] eşitsizliği artsa da, bu ekonomik büyüme yüz milyonlarca insanın yaşam standartlarını Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralya’dakine yaklaştırdı.

Bu yakınlaşmada korkulacak bir şey yok. Ekonomik büyüme sıfır toplamlı bir oyun değildir. Fakat bu büyümenin belirleyicileri nelerdir?

Büyümenin kaynağı muhtemelen sizin düşündüğünüz gibi değil

Ülkeler arasındaki yaşam standardının değişkenliği, farklı oranlardaki kamu altyapı yatırımları gibi fiziki sermayenin varlığı ile ilişkilendirilir. Öyleyse yaşam standardımızı artırmak için, düpedüz bir biçimde daha fazla yol ve köprü mü yapmalıyız? Eski Sovyetler Birliği bunu denedi ve başarısız oldu.

Problem, fiziksel sermayenin, ülkeler arasındaki kişi başına gelir farklılıklarının sadece üçte birlik bir kısmını açıklayabilmesidir. Kalan üçte iki, pek net olmayan kavramlarla “açıklanıyor”, ki ekonomistler buna toplam faktör verimliliği (kısaca TFV) diyor. “Açıkladıkları” dedim çünkü TFV’yi yalnızca kişi başına gelirin artık (bakiye) bileşeni olarak ölçebiliyoruz, sermayeyle açıklayamıyoruz.

Mesele şu ki; yoksul ülkeler bile, kitlesel altyapı yatırımları sayesinde zengin ülkelerle arasındaki uçurumun üçte birlik kısmını kapayabilir. Kötü olan şey, sermaye birikiminin tüm ülkeler için azalan verimler kanununa tabi olmasıdır.

Evet, kişi başına gelir (her yerde aynı olmamakla birlikte); makine araç-gereç ve işçi başına ekipman miktarı ile artırılabilir. Daha kolay yollar varken sermaye birikimi sayesinde refaha ulaşmaya çalışmak çok ama çok daha zordur.

Sermayenin azalan getirisi öngörüsü; makroekonomi ile uğraşan üniversite öğrencilerinin onlarca yıl uğraştığı ve siyasetçilerin, kendilerini riske atarak, büyümenin formülünü kamu-özel altyapı yatırımları şeklinde aradıkları “neoklasik” Solow-Swan ekonomik büyüme modelinin ana fikriydi.

Ancak neoklasik büyüme modelinin varsayım ve tahminlerinden bazılarının yanlış olması ihtimali de vardır. Ve işte bunun nedenini açıklayan büyük bir örnek.

Tek Çocuk Politikası Çin’in Büyümesinde etkili oldu mu?

Çin’in tek çocuk politikası, birçok olumsuz sosyal sonuçlarıyla birlikte, rahatlıkla tarihteki en büyük sosyal politika deneyi olarak nitelenebilir.  Fakat bu politika Çin’in hızlı ekonomik büyümesinin gerçek nedeni olabilir mi?

Düşük oranlı nüfus artışının, kişi başına geliri yükselteceğini öngören Solow- Swan neoklasik büyüme teorisi bu soruya evet der.

İlginç olan, düşük nüfus artışının etkilerinin deneysel tahmin sonuçlarına göre, bu tür etkilerin varlığı konusunda neoklasik büyüme teorisinin varsayımını doğru kabul etsek bile; Çin’in ekonomik büyümesinde nispeten küçük etkiye sahiptir. (örneğin bakınız: Ding ve Knight 2009)

Başka bir ifadeyle, tek çocuk politikasının küçük etkileri, büyük ölçüde sürpriz olmamalı. Çünkü neoklasik büyüme teorisine göre nüfus artışındaki azalma ekonomik büyümede sadece geçici bir artış meydana getirir.

Özellikle genel kabul gören teoriye göre uzun dönem büyüme, doğal nüfus artışı ya da sermaye birimi varsayımı altında sadece egzojen/dışsal teknolojik değişime bağlıdır.

Teknolojik Değişimi Ne Açıklar?

Ekonomist Paul Romer “endojen” teknolojik değişimle ekonomik büyüme kuramını geliştirdi — nüfus büyümesi ve sermaye birikimine bağlı olarak çeşitlenebilen bir kuram. Romer’in endojen büyüme kuramı, yeni fikirlerin geliştirilmesini “Bilgi Sektörü”nde çalışan insan sayısına bağlıyor (bunu AR-GE’ye adanmış çabalar olarak düşünebiliriz). Bu yeni fikirler diğer herkesi normal mal ve hizmetleri daha fazla üretmeye itiyor – yani bu fikirler Toplam Faktör Verimliliği’ni arttırıyor.

Endojen büyümenin çeşitli biçimleri var, ama en sağlam tahmin nüfusta ya da bilgi sektöründe çalışanların oranında meydana gelecek bir artışın ekonomik büyüme oranını arttıracağı şeklinde.

Bu kuram iki sebeple oldukça radikal:

Birincisi, büyük nüfuslu ekonomiler için daha yüksek ekonomik büyüme beklentisi neoklasik büyüme teorisini ve hatta daha da karamsar olan Thomas Malthus’un nüfusa bağlı ekonomik teorilerine dönüşü akla getiriyor, bunlar tamamen yanlış.

Açıkçası Çin’in tek çocuk politikası sadece sosyal sebeplerden değil aynı zamanda ekonomik sebeplerden dolayı da bir hataydı. Endojen büyüme teorisine göre Çin daha büyük nüfusla daha fazla fikir üretiyor olmalıydı ve böylece Çin ve dünyanın geri kalanı daha fazla büyümeliydi.

İkincisi, ekonomistler fikirleri “rakipsiz” (yani benim tasarrufumdaki bir fikir, tıpkı bir tarif ya da matematik formülü gibi senin onu kullanmanı engellemiyor) olarak nitelendirdiği için, eğer telif hakkı ve patent gibi fikri mülkiyet hakları koruma altındaysa, ortada daha fazla insanın bilgi sektöründe çalışması için bir ekonomik teşvikten başka bir şey olmayacak. Nitekim çarpıklıklara ve uyumsuzluklara sebep olsa bile, büyümeyi sağlamak için bilgi sektöründe rekabeti kısıtlamak önemlidir.

Endojen büyüme teorisi politikalarda etkili oldu mu?

Neoklasik büyüme teorisinde olduğu gibi,  bir politika yapıcısının oturup endojen büyüme teorisi alanındaki bir akademik makaleyi okuyup belirli bir politika geliştirmesi/uygulaması çok zordur.

Paul Romer büyüme teorisinin gerçek dünyaya olan etkisini engellediğine dair akademisyenler arasındaki tartışmada umudunu kaybetti. (Ayrıntılar için Romer 2015-1; Romer 2015-2 ve Romer 2015-3’e bakılabilir.)

Ancak Romer yine de endojen büyüme teorisinin altını çizdiği “beşeri sermaye” ve “fikri mülkiyet hakları” gibi bazı konseptlerin politikacılar tarafından yaygın şekilde kullanılıyor olmasından cesaretlenebilir.

Kaynak: Economic theories that have changed us: endogenous growth

* İktisat Profesörü, UNSW Australia Üniversitesi