Davranışsal Finans/Iktisat [Nedir ?]

Yazar: Richard Holden*

Çev.: Ünal Seven ve Sümeyye Budak

Eğer bir şirketin hisse senedine yatırım yaptıysanız veya emeklilik fonunuz var ise, istemeden de olsa son 50 yılın en büyük ekonomik tartışmalarından birinde bir tutum takınmış oluyorsunuz.

Bu tartışma, hisse senedi (veya bono, tahvil, hatta gayrimenkul) fiyatlarının piyasadaki mevcut tüm bilgileri yansıtıp yansıtmadığıyla ilgilidir. Diğer bir deyişle, JustinWolfers ile beraber 2013 Nobel Ekonomi Ödülü’nü tartışırken belirttiğimiz gibi, fiyatların kalabalıkların bilgeliğini mi yoksa çılgınlığını mı yansıttığıyla ilgilidir.

behavioral-economics

 Etkin piyasalar

Etkin piyasalar hipotezini geliştiren Eugene Fama’nın (Chicago Üniversitesi) olağanüstü katkısı bu tartışmanın başlangıç noktasıdır. Bu hipoteze göre, hisse fiyatları mevcut tüm bilgileri yansıtmaktadır ve dolayısı ile bu mevcut bilgilerle kar elde edilebilecek arbitraj fırsatları bulunmamaktadır.

Bu hipotez nasıl kanıtlanabilirdi? Ne de olsa, iktisat biliminde kanıt olmadan bir sonuca varılmaz. Fama’nın gösterdiği de şuydu; her hangi bir zamanda bir hisse senedi bir sonraki hareketinde yukarı gidebileceği gibi aşağı da gidebilir. Biraz daha teknik bir söylemle, hisse senedi fiyatları bir “rassal yürüyüş” takip etmektedir. Bu bulgu muhtemelen sosyal bilimlerin en başarılı şekilde defalarca tekrarlanmış bulgusudur.

Bu kısa vadedeki durumu yansıtmaktadır. Diğer yandan, Fama (Kennet French ile birlikte) hisse senedi fiyatlarının uzun dönemde tahmin edilebilir olduğunu da göstermiştir. Fama ve French piyasa değeri küçük olan hisse senetlerinin yüksek piyasa değerli hisse senetlerinden daha fazla getiri sağladığını göstermişlerdir. Fama ve French’e göre, aynı durum piyasa değerinin defter değerine oranı yüksek olan hisseler için de geçerlidir. Yüksek getirinin nedenini de fazladan alınan riskin karşılığı şeklinde yorumlamışlardır ve nitekim bu da etkin piyasalar hipoteziyle uyumludur.

Davranışsal finans

1990’lı yılların başlarında, iddialı olan bir dizi illus_2heads-mediafarklı teori ortaya çıktı. Richard Thaler, Robert Shiller ve Andrei Shleifer gibi ekonomistler yatırımcılar arasındaki etkileşimde psikolojinin rolünü ciddi şekilde göz önünde bulundurmaya başladılar.

Nobel ödüllü Daniel Kahnmenan (ilginçtir ki, Kahnmenan ve Thaler ortak çalışmalar yaparak psikoloji ve iktisat arasında bir köprü kurmuştur) gibi sosyal psikologlar insanların rasyonalizmden uzaklaştığını uzun zaman önce ortaya koymuşlardır. Örneğin, insanlar yakın zamanda gerçekleşen olaylara aynı önemdeki geçmiş olaylardan daha fazla değer verme eğilimindedirler ve zararlarını aynı büyüklükteki kazançlarından daha fazla önemsedikleri için “kayıptan kaçınma” karakterine sahiptirler. İnsanlar gerçekte şans ürünü olan olayları genellikle beceriye bağlama eğilimi sergilerler.

Bu tür bilişsel yatkınlıkların (önyargıların) varlık fiyatlamaları üzerinde derin etkileri vardır. Eğer insanlar bilgiye aşırı tepki verirse, beklenmedik şekilde kötü kar açıklayan şirketlerin hisse senetlerinin ilk önce büyük bir kayıp yaşamasını daha sonra da zaman içerisinde kendini toparlamasını bekleyebiliriz. Aynı şekilde, beklentilerin üzerinde kar açıklayan şirketlerin de önce büyük bir yükseliş yaşayıp daha sonra zamanla aşağıya doğru süzülmesi beklenebilir. Bu teoriler ampirik bulgular ile de güçlü bir şekilde doğrulanmaktadır.

Kayıptan kaçınmak, satın aldığı fiyatın altına düşen hissenin yatırımcısının satın aldığı fiyatın üzerine çıkan hissenin yatırımcısından farklı davranması anlamına gelmelidir. Yine, bu konuda da güçlü ampirik bulgular vardır ve bu bulgular psikolojik öngörüleri doğrulamaktadır.

Bu liste daha da uzatılabilir. Nitekim, günümüz ampirik varlık fiyatlaması büyük ölçüde bu tür etkilerin izinin sürülmesi ve belgelenmesi üzerinde çalışmaktadır.

Endeks fonu mu yoksa riskten korunma yöntemi mi?

Şimdi hisse senedi seçmeye ve yatırım fonlarına geri dönelim. Eğer bir yatırımcı Fama’nın etkin piyasalar görüşünü paylaşıyorsa, bu durumda belli ölçütlere göre hisse senedi seçimi yapmak saçma bir iş olur. İyi bir sonuç elde etmiş olsanız bile bunların hepsi fazladan almış olduğunuz riskin karşılığıdır. İşler çok kötü sonuçlanabilirdi fakat siz şanslıydınız. Örnek verirsek, belki de 2000’lerin başında Avustralyalı maden şirketlerine yatırım yaptınız. Artık biliyoruz ki bu çok kazançlı bir yatırımdı (fakat bu yatırım çok kötü de sonuçlanabilirdi ve kimse zamanı gelmeden ne olacağını bilemezdi). Fama’nın görüşü ışığında yapılacak en iyi şey düşük maliyetli endeks fonu alarak piyasanın tamamına yatırım yapmaktır.

Eğer davranışsal finans yaklaşımını benimserseniz, piyasanın tamamına yatırım yapmanın dışında da karlı fırsatlar bulunmaktadır. Ama bu bireysel yatırımcıların bu fırsatlardan kolayca kazanç elde edebileceği anlamına gelmemektedir. Peki, insanlar kayıptan kaçınırlar, bu durumda ne olur? Bu fırsatları değerlendirebilmek önemli ölçüde kapsamlılık (çok yönlülük) ve ayrıca da gereksiz yere komisyonlara çok para harcamadan sık sık işlem yapabilmek için düşük işlem maliyetleri gerektirir. Bu tür yatırımlarda uzmanlaşan serbest yatırım fonlarının varoluş nedeni de budur.

Hangi görüşe katılırsanız katılın hiçbir zaman mantıklı olmayan iki durum vardır. Birincisi, iyi bir şirket olduğunu düşündüğünüz için o hisse senedine yatırım yapmaktır. Mesela, herhangi bir firmadan alışveriş yapmayı seviyor olmam o şirketin iyi bir yatırım olduğunu göstermez. İkincisi ise, ilerde büyüyeceğini düşündüğünüz bir sektörü tercih etmektir.

Etkin piyasa hipotezinin fanatikleri bilginin çoktan etken olduğunu savunacaklardır. Diğer taraftan, davranışsal finans meraklıları bilişsel önyargılardan zarar görenin siz olduğunuzu söyleyeceklerdir.

Kaynak: Economic Theories That Have Changed Us: Efficient Markets and Behavioural Finance

* Richard Holden, Profesör,  UNSW Business School ve Australian Research Council Future Fellow.

Yorum Ekleyin

Yorum yapmak için tıklayınız