Çıktı Açığı (Üretim Açığı) Nedir ?

Ekonomistler, ekonominin ne ürettiği ile ne üretebileceği arasındaki farkı araştırırlar.

Ekonomik gerileme boyunca ekonominin mal ve hizmet çıktısı inişe geçer. Buna karşılık ekonominin iyi olduğu zamanlarda, genellikle GSYH olarak ölçülen çıktı artar (bkz: “Gayrisafi Yurtiçi Hâsıla (GSYH): Ekonominin Tümü”).

Genellikle iş çevrimleri adıyla anılan ekonomideki bu iniş ve çıkışlar hakkında,ekonomistler ve politika yapıcıları ilgilendiren şey, cari çıktının ekonominin uzun-dönem potansiyel çıktısına ne kadar yakın olduğudur. Yani onlar, GSYH’nin sadece artması veya azalmasıyla değil; aynı zamanda potansiyelinin üstünde veya altında olup olmadığıyla da ilgilenirler.

Çıktı açığı, ekonominin fiili çıktısı ile potansiyel çıktısı arasındaki farkın ekonomik ölçüsüdür. Potansiyel çıktı, ekonominin –en etkin durumda olduğu zaman- üretebildiği maksimum mal ve hizmet miktarıdır. En etkin olma durumu, ekonominin tam kapasitede olduğu anlamına gelir. Potansiyel çıktı da sıklıkla ekonominin üretim kapasitesi olarak anılır.

GSYH’nin yükselip düşebileceği gibi, çıktı açığı da pozitif ve negatif olmak üzere iki yol izleyebilir. Bunların ikisi de ideal durum değildir. Pozitif çıktı açığı, fiili çıktının tam-kapasite çıktısından fazla olması durumunda ortaya çıkar. Bu durum, talebin çok yüksek olması durumunda gerçekleşir ve, fabrikalar ile işçiler bu talebi karşılamak üzere en etkin kapasitelerinin çok üzerinde çalışır. Negatif çıktı açığı ise, fiili çıktının ekonominin tam kapasitedeyken üretebileceğinden az olması durumunda ortaya çıkar. Negatif açık, ekonomide zayıf talepten kaynaklanan eksik kapasite veya durgunluk olduğu anlamına gelir.

Çıktı açığı, iktisadi kaynakların hem aşırı hem de eksik çalıştırılması durumunda, ekonominin etkin olmayan bir oranda çalıştığını gösterir.

Resim1 Enflasyon ve İşsizlik

[dropcap style=”normal or inverse or boxed”]P[/dropcap]olitika yapıcıları potansiyel çıktıyı genellikle enflasyonu ölçmek için kullanırlar ve fiyatlar üzerinde artma veya azalma yönünde baskıya neden olmayacak uygunlukta bir çıktı düzeyi olarak tanımlarlar. Bu bağlamda çıktı açığı, ekonomik aktivitenin göreli talep ve arz bileşenlerinin özet bir göstergesidir.Bu itibarla çıktı açığı, ekonomideki enflasyon baskısının derecesini ölçer. Çıktı açığı aynı zamanda, mal ve hizmetleri üreten reel ekonomi ile enflasyon arasında da önemli bir bağlantı konumundadır. Tüm şartlar eşitken, zaman boyunca çıktı açığı pozitif ise, fiili çıktı potansiyel çıktıdan daha büyük olacaktır.Fiyatlar da talep baskısına karşılık olarak temel piyasalarda yükselmeye başlayacaktır. Benzer biçimde, fiili çıktı zaman boyunca potansiyel çıktının altına düşerse, fiyatlar zayıf olan talebi yansıtacak biçimde düşmeye başlayacaktır.

İşsizlik açığı, çıktı açığıyla yakın biçimde ilişkili olan bir kavramdır. Bunların her ikisi de para ve maliye politikalarının yürütülmesinde merkezi konuma sahiptir. NAIRU (enflasyonu hızlandırmayan işsizlik oranı) sabit enflasyon oranıyla tutarlı olan işsizlik oranıdır (bkz: “İşsizlik: Çalışamamanın Laneti”). İşsizlik oranının NAIRU’dan sapmaları, çıktının potansiyel düzeyinden sapmalarıyla ilişkilidir. Teorik olarak, eğer politika yapıcılar fiili işsizlik oranını NAIRU’ya eşitlerlerse; ekonomi, kaynaklarını zorlamaksızın maksimum çıktı düzeyinde üretim yapar. Başka bir ifadeyle, bu durumda ortada ne çıktı açığı ne de enflasyon baskısı olacaktır.

Çıktı açığı politika yapmada merkezi bir rol oynayabilir. Amerikan Merkez Bankası’nın da içerisinde olduğu birçok merkez bankası için tam istihdamı sürdürmek bir politika amacıdır. Tam istihdam da, sıfır çıktı açığına tekabül eder. Neredeyse tüm merkez bankaları enflasyonu kontrol altında tutmaya uğraşır, ve çıktı açığı da enflasyon baskısının temel belirleyicisidir.

Çıktı açığı, ekonominin aşırı ısınması veya düşük performans sergilemesini ölçtüğü için para politikası için de doğrudan çıkarımlara sahiptir(bkz: “Para: İşlemlerin Merkezinde”).

Tipik olarak,resesyon boyunca fiili ekonomik çıktı, potansiyelinin altına düşer ki bu da negatif çıktı açığını doğurur. Potansiyelin altındaki bu performans, merkez bankasını ekonomik büyümeyi canlandıracak -faiz oranını düşüren- bir para politikasını hayata geçirmeye teşvik eder. Burada düşük faiz politikasına, talebi artırmak için ve enflasyonun merkez bankasının enflasyon oranı hedefinin altına düşmesini engellemek için başvurur.

Ekonomik canlılık döneminde ise çıktı, potansiyel düzeyinin üstüne çıkar. Pozitif açıkla sonuçlanan bu durumda ekonomi sıklıkla, “aşırı-ısınmış” olarak tanımlanır. Ekonominin aşırı ısınması, enflasyon üzerinde yukarı doğru bir baskı yaratır ve merkez bankasını faiz oranını artırarak ekonomiyi “serinletmeye” sevk eder.

Hükümetler çıktı açığını kapatmak için maliye politikasını da kullanabilir (bkz. “Maliye Politikası: Almak ve Vermek”. Örneğin, genişlemeci maliye politikası (kamu harcamalarını artırma veya vergileri düşürme yoluyla toplam talebi yükseltici politikalar) negatif çıktı açığını kapatmak için kullanılabilir. Tam tersi olarak, pozitif bir çıktı açığı durumunda, talebi azaltmak ve harcamaları kısarak ya da vergileri artırarak enflasyonla mücadele etmek için daraltıcı veya “sıkı” maliye politikası uygulanır.

Son dönemlerde bazı politika yapıcıları, giderek güçlenen daha entegre bir dünya ekonomisinde küresel çıktı açığının ulusal enflasyonu etkileyebileceğini belirtmektedir. Farklı bir deyişle, diğer her şey eşitken, gelişen bir dünya ekonomisi bir ülke üzerindeki enflasyon baskısı potansiyelini artırabilir. Örneğin bilgisayarlar için daha güçlü küresel bir talep, ABD’li üreticilerin yabancı müşterilerinden isteyeceği fiyatları yükseltebilir. Ancak tüm bilgisayar üreticileri daha güçlü bir küresel piyasayla karşı karşıya kaldığından, ABD’li üreticiler üretimleri için iç piyasada da daha fazla fiyat talep edebilir. Bu, “küresel çıktı açığı hipotezi” olarak bilinir ve merkez bankalarının sadece ulusal emek ve sermaye kapasitesiyle değil, dünyanın geri kalan kısmında büyüme potansiyelindeki gelişmelerle de daha fazla ilgilenmesini gerektirir.

Fakat şu ana kadar küresel bir çıktı açığının yurtiçi fiyatları etkilediği görüşünü destekleyecek kesinkanıtlarelimizde bulunmuyor. Yine de, dünya ekonomilerientegre olmaya devam ederse, küresel çıktı açığı da giderek daha önemli hale gelebilir.

Ölçümü Zor

[dropcap style=”normal or inverse or boxed”]Ç[/dropcap]ıktı açığını ölçmek kolay bir iş değildir. Reel çıktıdan farklı bir şekilde, potansiyel çıktı seviyesi ve bununla birlikte çıktı açığı doğrudan gözlemlenemez. Potansiyel çıktı ve çıktı açığı ancak tahmin edilebilir.

Potansiyel çıktıyı tahmin edebilmek için farklı/çeşitli metodolojiler kullanılsa da, bu yöntemlerin hepsi, çıktının trend ve çevrim olmak üzere iki bileşene ayrılabileceğini varsayar. Trend bir ekonominin potansiyel çıktısının ölçümü olarak; çevrim ise çıktı açığının bir ölçümü olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle potansiyel çıktı tahmininin esas noktası, çevrimsel değişiklikleri giderip trendleri tahmin etmektir.

[dropcap style=”normal or inverse or boxed”]P[/dropcap]otansiyel çıktıyı ölçmenin yaygın bir metodu, kısfiyat_istikrari_headera dönemli iniş çıkışlar ve uzun dönemli trend arasında fark gözeten istatistik teknikler uygulanmasıdır. Hodrick-Prescott Filtresi, kısa ve uzun dönemi ayırmak için kullanılan popüler bir tekniktir. Diğer metotlar ise, bir ekonominin emek veya sermaye gibi girdilerini baz alarak çıktıyı hesaplayan matematiksel eşitlik biçimindeki üretim fonksiyonunu tahmin ederler. Trendler, girdilerdeki çevrimsel değişikliklerin giderilmesi   yoluyla tahmin edilirler.

Potansiyel çıktıya yönelik her tahminin eksiklikleri vardır. Tahminler bir veya daha çok istatistiki ilişkiye dayanmaktadır ve bu nedenle rastlantısallık elementini içerirler. Dahası, bir veri serisinde trendi tahmin etmek özellikle de örneklemin sonuna doğru daha zordur. Bu da tabi ki, tahminin en ilgi çekici zaman dilimi için, yani yakın geçmiş için en belirsiz olması anlamına gelmektedir.

Bazı iktisatçılar bu sorunları aşmak için, ekonomideki aşırı talep ve arzın boyutlarını anlamlandırabilmek amacıyla üretici anketlerini kullanırlar. Ancak firmalar soruları farklı yorumlayabileceği için anketler de kusurlu olabilir. Ayrıca cevapların talep baskısının göstergesi olacağına dair garanti de yoktur. Bundan da ötesi, çoğu anketin sınırlı bir cevap tabanı vardır.

Kullanılan metodu dikkate almazsak, çıktı açığını tahmin etmek kayda değer bir belirsizlikle karşı karşıya kalmak demektir. Çünkü bir ekonomideki temel ilişkiler, yani ekonominin yapısı sık değişir. Örneğin, ekonomi derin bir resesyondan çıkıyorken aşağıdaki nedenlerden dolayı umulandan daha az bir kapasite olabilir:

  • Emek piyasasını terk eden ve ekonomik olarak pasif olan işsizler,
  • Kapanan, durgun yer ve bölgelerden ayrılan firmalar,
  • Resesyonda para kaybeden ve borç verirken çok daha sıkı davranmaya başlayan bankalar.

Açığı Dikkate Almak

Potansiyel çıktı ve çıktı açığını tahmin etmenin zorlukları nedeniyle, politika yapıcıları ekonomideki kapasite fazlası baskıyı doğru okuyabilmek için başka farklı göstergelere ihtiyaç duyarlar. İstihdam, kapasite kullanımı, emek kıtlığı, ortalama çalışma saatleri ve saat başı ortalama ücretler, para ve kredi büyümesi, ve enflasyon beklentileri bu göstergeler arasında sayılabilir.

Kapasitenin bu alternatif ölçümleri politika yapıcılarına çıktı açığını daha doğru ölçebilmeleri için yardımcı olabilir. Tahmin etmek ne kadar zor olsa da, çıktı açığı politika yapıcılarına rehberlik etmiştir ve rehberlik etmeye de devam edecektir.

Yazar: Sarwat Jahan ve Ahmed Saber Mahmud*

Çev.Yakup Akkuş & Kadir Yıldırım

Kaynak: What’s the output Gap?

* Sarwat Jahan, IMF’nin Strateji, Politika ve Araştırma bölümünde ekonomisttir. Ahmed Saber Mahmud, Johns Hopkins Üniversitesi’nin Uygulamalı Ekonomi Programı’nda müdür yardımcısıdır.

Yazar/Çevirmen Hakkında

Yakup Akkus

Yorum Yapın

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler