Resesyon Nedir? Ne zaman olur? Maliyeti Nedir ?

Resesyon: Kötü Zamanlar Ortaya Çıktığında

[Yazan: Stijin Claessens ve M. Ayhan Köse: Link] [Ceviren: Faruk Pinlar]

Resesyon, ekonomik üretim sürekli düştüğü işsizliğin arttığı dönemdir.

Bugünkü küresel ekonomik krize dair özellikle gelişmiş ülkelerdeki haberleri takip ettiğimizde US-Recession-2012-gelen haberler korkunçtu. İşsizlik artarken şirket karları düşüyordu, finansal piyasalar çalkantılı ve emlak piyasası çökmüştü. Tüm bunları betimleyen tek bir kelime var mı? Evet: “Resesyon”.

Birçok ülkede krizi resesyon takip etti. Bu durum tarihsel verilerle de örtüşüyor. Anlık ya da eş anlı resesyonlar gelişmiş ülkelerde geçtiğimiz 40 yılda -70lerin ortası, 80lerin, 90ların ve 2000lerin başında- gözlemlendi. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) dünyanın en büyük ekonomisi ve diğer ekonomilerle ticari ve finansal ilişkilerinin olması sebebiyle, küresel resesyon ABD’deki resesyonla eş anlı olmuştur.

Her ne kadar ABD’deki resesyonlar zaman içinde etkisini yitirmişse de, son dönemdeki küresel kriz bu durumu tersine çevirdi. Son yaşadığımız resesyon, 1930’lardaki Büyük Buhran’dan bu yana gözlemlediğimiz en derin ve uzun resesyondur. Bu kriz neticesinde işsizlik oranlarında keskin artış gösterdiği gibi üretim, tüketim ve yatırım seviyelerindeki düşüş gözlemlenmiştir.

Resesyon diye adlandırmak

Resesyonun resmi bir tanımı yoktur; ama genel kabul gören tanımına göre resesyon belli bir dönemdeki üretimdeki düşüştür. Üretimdeki kısa dönemli düşüşler resesyon olarak tanımlanmaz. Birçok yorumcu ve analist, resesyonu tanımlarken bir ülkenin ardışık iki çeyrekte gayri safi milli hasılasındaki (GSMH) (enflasyona ayarlanmış) düşüş olarak tanımlıyor. Her ne kadar bu tanım kullanışlı olsa da tanımın eksiklikleri vardır. Sadece GSMH’ye odaklı bir yaklaşım dar bir yaklaşımdı ve bir ülkenin gerçekten resesyonda olduğunu anlamak için iktisadi etkinliği ölçen diğer kavramlara bakmak genellikle gerekir. Diğer değişkenlere bakmak ekonominin vaziyeti hakkında bir şablon ortaya koyabilir.

ABD’deki resesyonların başlangıç ve bitim tarihlerinin kronolojisini tutan ve özel bir kurum olan Milli Ekonomi Araştırmaları Kurumu[1] (MEAK) daha geniş bir tanım kullanmaktadır ve resesyonu belirlemek için birden fazla değişkene bakmak suretiyle resesyon aralığını belirlemektedir. MEAK’ın İş Döngüsü Tanımlama Komitesi resesyonu şöyle tanımlamaktadır: “Ekonominin genel tabanına yayılmış birkaç aydan fazla süren ve üretim, istihdam, gelir ve diğer değişkenlerdeki gözle görülen ekonomik aktivitedeki önemli ölçüdeki düşüş. Resesyon, ekonomik aktivitenin zirve yaptığı anda başlar ve dip yaptığı noktada biter.” Bu tanıma bağlı olarak komite, yalnızca GSMH değil istihdam, gelir artışı, sanayi üretimi ve satışların dahil olduğu birçok değişkene bakarak ekonomik gidişatı analiz eder.

Her ne kadar ekonomi bir resesyon dönemi başlamadan aylar öncesinden zayıflık sinyalleri verebilirse de, bir ülkenin resesyonda olduğunu gerçekten anlamak için gereken süreç zaman alır. Örneğin, komitenin ABD’deki son resesyonun başlangıç ve bitiş tarihini ilan etmesi bir yıl sürdü. Karar süreci ekonomik aktivitedeki geniş çaplı düşüşün belirlenmesi birçok verinin toplanması ve elenmesini gerektiriyor ki bu veriler çoğunlukla ilan edilmesinin ardından revizyona tabi oluyorlar. Ayrıca, farklı değişkenler birbiriyle çelişen sonuçlar doğurabilir bu sebeple de bir ülkenin gerçekten ekonomik aktivitedeki düşüşünü ölçmeyi zorlaştırabilir.

Resesyonlar neden gerçekleşir?
Resesyonun gerekçelerini anlamak iktisat ilminin zorlu alanlarından biri olmuştur. Resesyonun birden çok gerekçesi mevcuttur. Bazıları mal ve hizmetlerin maliyetindeki sert artışa bağlı olarak gerekçelendirilebilir. Örneğin, petrol fiyatlarındaki sert yükselişler resesyonun öncüsü olabilir. Enerji maliyetleri artması fiyatları yükselteceğinden talepte düşüşe sebep olur. Resesyon, bir ülkenin enflasyonu azaltmak için sıkı mali politikalar uygulaması yüzünden de olabilir. Aşırı kullanıldığı takdirde bu politikalar mal ve hizmetlere olan talebi düşürebilir ve nihayetinde resesyon belirebilir.

2007’de gözlemlediğimiz gibi diğer resesyonlar finansal piyasalar kaynaklı olabilir. Varlık fiyatlarındaki sert yükselişler ve kredi oranlarındaki artışlar borçlanma oranlarındaki yükselişlerle hareket eder. Kurumlar ve hane halkı aşırı borçlandığı takdirde ve borç ödemede zorlanmaya başladığında yatırımı ve tüketimi durdurur ve neticesinde ekonomik aktivite düşer. Bütün kredi büyümeleri resesyona yol açmaz ama kredi büyümeleri resesyona yol açtığında ise maliyeti çok yüksek olur. Büyümesi ihracata dayalı ekonomilerde dış talepteki düşüşe bağlı olarak da resesyon gözlemlenebilir. Almanya, Japonya ve ABD gibi büyük ülkelerde resesyonun olumsuz etkileri bölgesel ticari ortakları tarafından bilhassa küresel resesyonlarda gözlemlenmiştir.

Resesyonların birden çok sebebi olduğu için tahmin edilmesi de çok güçtür. Kredi hacmi, varlık fiyatları ve işsizlik oranları gibi birçok ekonomik değişkenin resesyon zamanı hareketleri belgelenmişse de bu değişkenler resesyonun sebebi olabileceği gibi neticesi de olabilirler ya da ekonomik tabiriyle içsel değişken de olabilirler. Her ne kadar iktisatçılar ekonomik aktivitenin geleceğini öngörmek için birden fazla geniş tabanlı değişkenleri kullansalar da, hiçbiri basil başına resesyonu öngörmek için güvenilir değildir. Varlık fiyatları, işsizlik oranları, faiz oranları ve tüketici güven endeksi gibi bazı verilerdeki değişimler resesyonun öngörülebilmesi için kullanışlı olsalar bile iktisatçılar büyük ölçüde resesyonu tahmin etmekte başarısız olmuşlardır hele de resesyonun süresini ve hasarını tespit etmede.

Resesyonlar seyrektir ama maliyetlidir

1960-2007 arasını kapsayan dönemde 21 gelişmiş ekonomide 122 resesyon gözlemlenmiştir. Her ne kadar bu çok gibi görünse de, resesyonlar sıklıkla olmazlar. Gerçekten de, o ülke için gözlemlenen dönemde resesyonda geçen çeyrek yüzdesi olarak hesaplanan resesyon süresi yüzde 10’u geçmez. Her resesyonun kendine mahsus özellikleri olsa da, resesyonların birkaç ortak özelliği vardır:

  • Genellikle bir yıl sürer ve ürün maliyetlerinde ciddi artış gözlemlenir. Resesyon dönemlerinde GSMH’da genellikle yüzde 2 düşüş görülür resesyonun derinliğine göre yüzde 5’e cikabilir.
  • Tüketimdeki düşüş azdır ama sanayi üretiminde ve yatırım oranlarındaki düşüş GSMH’daki düşüşten daha fazladır.
  • Genellikle uluslararası ticaretteki düşüşle ihracat ve bilhassa ithalattaki yavaşlamaya bağlı olarak eş zamanlı görülür.
  • İşsizlik oranları neredeyse her zaman artmıştır ve enflasyon azıcık düşer çünkü mal ve hizmetlere olan talep düşmüştür. Emlak ve varlık piyasasındaki düşüşe bağlı olarak finansal piyasalarda çalkalanma görülür.

Ya iktisadi kriz?

ABD’deki Aralık 2007’de başlayan ve Temmuz 2009’da biten son resesyon en uzun (18 ay) ve en derin (üretimde %3.7’ye varan nispette düşüş) ABD’de 1960’tan bu yana gözlemlenen en uzun resesyondur. 2007 öncesinde ABD’deki resesyonlar genel olarak 11 ay sürer ve üretimin zirvesiyle dip seviyeleri arasında yüzde 1.7 civarında fark olur. Her ne kadar bütün resesyonlarda yatırımlar ve sanayi üretimi düşse de, 1960’dan bu yana sekiz resesyonun sadece dördünde tüketimde düşüş gözlemlenmiştir.

1930’daki Büyük Buhran’dan bu yana iktisadi kriz ile resesyon arasındaki farklar genellikle en çok sorulan sorudur. İktisadi krizin tam olarak bir tanımı yoktur’ ama analistler iktisadi krizi GSMH’da yüzde 10 ve üzerinde düşüşün gözlemlendiği çok ciddi resesyon olarak tanımlar. Yakın tarihte gözlemlenen 1990’lardaki Finlandiya krizinde GSMH’daki düşüş yüzde 14’u bulmuştu. O kriz Finlandiya’nın en önemli tıcari ortağı Sovyet Rusya’nın çöküşü ile aynı döneme denk gelmişti. Büyük Buhran boyunca ABD’de GSMH dört yıllık süreçte yüzde 30 nispetinde düşmüştü. Her ne kadar son resesyon ciddi boyutlarda olsa da, üretimdeki düşüş Büyük Buhran’daki düşüş kadar olmamıştı.

Stijn Claessen IMF Araştırma Bölümü’nün asistan direktörüdür.

M. Ayhan Köse de yardımcı asistan direktörüdür.

Referanslar:

Claessens, Stijn, M. Ayhan Kose, and Marco Terrones, 2009, “What Happens During Recessions, Crunches, and Busts?” Economic Policy, Vol. 60, pp. 653–700. Also IMF Working Paper, No. 08/274, (Washington).

———, 2011a, “Financial Cycles: What? How? When?” forthcoming, NBER 2010 International Seminar on Macroeconomics, Richard Clarida and Francesco Giavazzi (eds.). Also IMF Working Paper, No. 11/76 (Washington).

———, 2011b, “How Do Business and Financial Cycles Interact?” IMF Working Paper, No. 11/88, (Washington).

[1] National Bureau of Economic Research (NBER)

Yazar/Çevirmen Hakkında

Faruk Pinar

1 Yorum

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler