Keynesyen İktisat Nedir:

Yazarlar: Sarwat Jahan, Ahmed Saber Mahmud, and Chris Papageorgiou*

Çeviri.: Kadir Yıldırım ve Melikşah Kaçar

Keynesyen iktisat okulunun ana düşüncesi, devlet müdahalesinin ekonomiyi dengeye getirebileceğidir.

By N. GREGORY MANKIW Published: November 28, 2008
What Would Keynes Have Done?- nytimes.com

Para ne kadar mi önemli ? Paranın ekonomide anahtar bir rol oynadığını çok az kişi inkâr edebilir. 1930’ların büyük depresyon döneminde, mevcut iktisat teorisi (neoklasik iktisat) dünya çapındaki ekonomik çöküşün nedenlerini açıklamakta veya istihdam ve üretimi artırıcı uygun bir kamu politikası çözümünü bulmakta yetersiz kalmıştı.

İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes, serbest piyasa anlayışının tam istihdamı otomatik olarak sağlayabileceği görüşünün yıkılmasına öncülük eden iktisadi bir devrime liderlik yaptı. Mevcut düşünce, işçilerin ücret talebi esnek olduğu müddetçe iş arayan herkesin bir iş sahibi olabileceğini öngörüyordu (Bkz. Metin Kutusu). Keynes’in kendi adını taşıyan teorisinin temel dayanağı, toplam talebin (Hükümet, işletmeler ve hane halklarının toplam harcamaları ile ölçülür) bir ekonomideki en önemli taşıyıcı güç olduğuydu. Daha da ötesi Keynes serbest piyasanın tam istihdamı sağlayacak denge mekanizmalarına sahip olmadığını iddia ediyordu. Keynesyen iktisatçılar tam istihdam ve fiyat istikrarını amaçlayan kamu politikalarını içeren bir devlet müdahalesini savunmaktadır.

Devrimci Görüş

Keynes, yetersiz toplam talebin uzun süreli yüksek işsizliğe neden olacağını iddia etmektedir. Bir ekonominin mal ve hizmet çıktıları 4 unsurun toplamından ibarettir: tüketim, yatırım, devlet alımları ve net ihracat (bir ülkenin dışarıya sattıkları ile dışarıdan aldıkları arasındaki fark). Talepteki herhangi bir artış bu 4 unsurdan birinden kaynaklanmaktadır. Fakat bir depresyon (ekonomik durgunluk) halinde, harcamaların düşmesiyle birlikte bazı güçlü gelişmeler talebi aşağı çekmektedir. Örneğin, ekonomik durgunluk dönemlerinde belirsizlik tüketici güvenini yıpratmakta ve harcamalarını azaltmaya neden olmaktadır, özellikle de ev ve araba gibi keyfî satın alım işlemlerinde. Tüketicilerin bu şekilde harcamalarını azaltması, düşen talebe göre üretimlerini ayarlamak isteyen işletmelerin de daha az yatırım yapmalarına yol açabilmektedir. Bu da çıktıyı (üretimi) artırma görevini kamunun omuzlarına yüklemektedir. Keynesyen iktisada göre, devlet müdahalesi, iktisadi dalgalanmalar da denilen ekonomik işleyişteki ani yükseliş ve düşüşleri yönetmek için gereklidir.

Bir ekonominin işleyişinin Keynesyen açıklamasında 3 temel ilke vardır:

  • Toplam talep, kamusal veya özel çok çeşitli iktisadi karardan etkilenmektedir. Özel sektör kararları, bir resesyon döneminde tüketici harcamalarının düşmesinde olduğu gibi,
    bazen makroekonomik çıktıların olumsuz hale gelmesine neden olabilmektedir. Bu piyasa başarısızlıkları devleti parasal teşvik paketleri (aşağıda açıklanmaktadır) gibi aktif politikalar izlemeye yöneltebilmektedir. Bu nedenle Keynesyen İktisat, özel sektörün liderlik ettiği ve devletin de kısmen var olduğu karma bir ekonomiyi desteklemektedir.
  • Fiyatlar, özellikle de ücretler, arz ve talepteki değişikliklere yavaşça cevap vermektedir. Bu da özellikle emek faktörü için olduğu gibi konjonktürel fazla ve noksanlara yol açmaktadır.
  • Toplam talepteki öngörülebilen veya öngörülemeyen değişiklikler, kısa vadedeki en büyük etkilerini fiyatlarda değil, reel üretim veya istihdamda gösterir. Fiyatlar rijit olduğu için, Keynesyenler, tüketimin herhangi bir bileşenindeki (tüketim, yatırım veya kamu harcamaları) dalgalanmaların çıktının değişmesine neden olduğunu öngörmektedirler. Örneğin, diğer tüm harcama bileşenleri sabitken eğer kamu harcamaları artarsa çıktı da artacaktır. İktisadi işleyişin Keynesyen modelleri bir de çarpan etkisini içermektedir. Bu da, değişime neden olan harcamalardaki artış veya düşüşlerin belli bir katsayı ile çıktıyı da değiştirmesidir. Eğer parasal çarpan birden büyükse, bu takdirde kamu harcamalarındaki bir dolarlık artış, sonuç olarak bir dolardan daha büyük bir çıktıya imkân sağlayabilecektir.
[author] [author_image timthumb=’on’]http://iktisat.biz/wp-content/uploads/2015/05/john-maynard-keynes.jpg[/author_image] [author_info]Usta Keynes

Keynesyen iktisat, ismini, teorilerini ve prensiplerini modern makroekonominin kurucusu olarak da kabul edilen İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes’ten (1883-1946) almaktadır. En ünlü çalışması olan İstihdam, Para ve Faizin Genel Teorisi 1936’da basılmıştır. Ancak genellikle 1930’da yayımlanmış öncüsü Para Üzerine Bir İnceleme iktisadi düşünce açısından daha önemli olarak kabul edilmektedir. O zamana kadar iktisat sadece hareketsiz durumlar olarak, yani aslında hızla hareket etmekte ve sürekli değişmekte olan bir sürecin içinden seçilen anlık görüntülerin detaylı analizleri şeklinde incelenmiştir. Keynes, Para Üzerine İncelemesinde, dinamik bir yaklaşım yaratmış bu sayede iktisat çalışmalarını sürekli girdi ve çıktı hareketlerinin incelendiği bir hale getirmiştir. Keynes iktisadi araştırmalar adına yeni ufuklar açmıştır.

1919 yılında Barışın Ekonomik Sonuçları’nda Keynes Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Versay barış antlaşmasının Almanya üzerine getireceği ezici şartların yeni bir Avrupa savaşına yol açacağını öngörmüştür.

Keynes, uluslararası finansal sitemin stabilizasyonunu garanti altına alacak kuralların belirlendiği ve İkinci Dünya Savaşı yüzünden yıkıntıya uğrayan ulusların yeniden yapılanmasını mümkün kılan 1944 Bretton Woods konferansında İngiliz delegasyonuna liderlik yaparken, Versay ve Büyük Buhrandan alınan dersleri unutmamıştır.Birleşik Devletler Hazine Bakanlığı yetkilisi Harry Dexter White ile birlikte Keynes, Bretton Woods konferansında kurulan Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın kuramsal temelini atan kişi olarak kabul edilmektedir.[/author_info] [/author]

 

 Ekonomide İstikrar Sağlamak

Sadece bu 3 temel ilkeyi takip ederek hiçbir politika reçetesi çıkarılamaz. Keynesyenleri diğer iktisatçılardan farklı kılan şey, tüm ekonomik sorunların en önemlisi olarak kabul ettikleri iktisadi dalgalanmanın şiddetini azaltan aktif politikalara olan inançlarıdır.

Kamu bütçesi açıklarını yanlış olarak görmektense, Keynes, iktisadi dalgalanmanın tersine hareket eden konjonktür karşıtı maliye politikalarını savunmuştur. Örneğin, Keynesyen iktisatçılarEconomist John Maynard Keynes ekonomik durgunluk dönemlerinde istihdamı artırma ve ücretlerde istikrar sağlamak amacıyla, emek yoğun altyapı projelerine yönelik harcamalarda açık verilmesini uygun görmüşlerdir. Keynesyen İktisatçılar, fazla talep kaynaklı büyüme olduğunda, ekonomiyi iyileştirmek ve enflasyonu önlemek için vergilerin artırılması taraftarıdırlar. Ekonomiyi canlandırmak için para politikası da faydalı olabilir, örneğin yatırımları artırmak için faiz oranlarını düşürmek gibi. Fakat likidite tuzağı bu durumun istisnasıdır. (Likidite Tuzağı: Para arzındaki artış faiz oranlarını düşürmekte yetersiz kalacak ve istihdam ve üretimde artış sağlayamayacaktır. )

Keynes, uzun dönemde piyasa güçlerinin sorunları çözmesini beklemektense, kısa dönemde devletin problemleri çözmesi gerektiğini savunur. Çünkü O’nun da dediği gibi, “uzun vadede hepimiz öleceğiz.”. Bu, Keynesyen iktisatçıların ekonomiyi tam istihdamda tutmak amacıyla birkaç ayda bir politikaların değiştirilmesini savundukları anlamına gelmemelidir. Aslında, Keynesyen İktisatçılar devletlerin ekonomide başarılı bir şekilde ince ayar yapacak kadar bilgiye sahip olduklarına inanmazlar.

Keynesyen İktisadın Evrimi

Keynes’in fikirleri yaşadığı dönemde geniş bir kesim tarafından kabul görmüş olsa da, aynı zamanda çağdaşı olan birçok düşünür tarafından eleştirilmiş ve tetkik edilmiştir. Özellikle takipçilerinin ekonomideki durgunluk ve canlanmaların ekonominin doğal düzeninin bir parçası olduğuna ve devlet müdahalelerinin iyileşme sürecini kötüye doğru götürmekten başka bir işe yaramayacağını düşünen Avusturya İktisat Ekolü ile yaşadığı tartışmalar dikkate değerdir.

Birçok gelişmiş ekonomiye sahip ülkenin hem enflasyondan hem de yavaş büyümeden zarar görüldüğü ve “stagflasyon” olarak adlandırılan İkinci Dünya Savaşından 1970’lere kadar süren dönemde Keynesyen iktisat, hem iktisadi teorilerin hem de iktisadi politikaların başında gelmiştir. 70’ler sonrası stagflasyona karşı etkili bir politikası bulunmadığı için Keynesyen teorilerin popülaritesi azalmıştır. Monetarist iktisatçılar, devletlerin mali politikalarını kullanarak iktisadi dalgalanmaları düzenleyebilecekleri fikrine kuşkuyla yaklaşmış ve monetarist politikaların (aslen para arzını, faiz oranlarına etki edecek şekilde kontrol etmek) tedbirli kullanımı halinde krizleri yatıştırabileceğini savunmuşlardır (konuyla ilgili bkz. “What Is Monetarism? (Monetarizm nedir?)” F&D Mart 2014). Monetarist ekole dahil iktisatçılar aynı zamanda para arzının kısa vadede üretim üzerinde etkisinin olacağı inancını korumuşlar ancak uzun vadede yayılmacı monetarist politikaların sadece enflasyona neden olacağını da kabul etmişlerdir. Keynesyen iktisatçılar, yapılan eleştirilerin büyük bir kısmını Keynesyen teoriye adapte etmişlerdir. Bu sayede orijinal teori de uzun ve kısa vade politikalara çok daha iyi uyum sağlayabilmiş, hem de paranın uzun dönemdeki tarafsız görünümü daha iyi anlaşılmıştır. Bu fikir, para stokunda yaşanan değişimlerin ekonomilerde sadece fiyat ve ücretler gibi nominal değişkenleri etkileyebileceğini ve istihdam veya üretim gibi reel değişkenler üzerinde bir etkisinin olmayacağıdır.

Hem Keynesyen hem de monetarist iktisatçılar neo-klasik ekolün 1970’lerin ortalarındaki yükselişiyle birlikte eleştirilmeye başlanmıştır. Neo-klasikler hükümetlerin etkisiz kaldıklarını çünkü pazarda bulunan bireysel katılımcıların politikalarda yaşanan değişimleri tahmin edebildikleri ve bu değişimleri karşılayabilmek amacıyla önceden hareket ettiklerini savunmaktaydı. 1970 ve 1980’lerde ortaya çıkan yeni nesil Keynesyen iktisatçılar ise, bireylerin politikadaki değişimleri doğru bir şekilde tahmin etseler dahi bütünleşmiş piyasaların ani bir şekilde sakinleşemeyeceğini, bu nedenle de mali politikaların kısa vadede halen etkili olabileceğini savunmaktaydılar.keynes3

2007-2008’de yaşanan küresel mali kriz Keynesyen düşüncelerin tekrar öne çıkmasına sebep olmuştur. Keynesyen teori Birleşik Devletler ve İngiltere gibi birçok devletin krize karşı verdiği ekonomik politika tepkilerinin de teorik temellerini oluşturmuştur. 2008 sonlarında küresel buhran tüm hızıyla devam ederken Harvard Profesörü N. Gregory Mankiw, New York Timesa “Ekonominin karşı karşıya olduğu sorunları anlayabilmek amacıyla yalnızca bir iktisatçıya bakmamız gerekseydi bu kişinin John Maynard Keynes olacağı şüphesizdir. Keynes, günümüzden neredeyse yarım yüzyıl önce ölmüş olsa dahi, durgunluk ve kriz dönemleri üzerine yaptığı teşhisler modern makroekonominin temelleri olmaya devam etmektedir. Keynes “ herhangi bir entelektüel etkiden muaf olduğunu iddia eden sözde realist bireyler genellikle çoktan ölmüş bir iktisatçının kölesidirler” . 2008 itibariyle hiçbir ölü iktisatçı Keynes kadar şöhretli değildir.” diye yazmıştır.

Ancak 2007 – 2008 krizi Keynesyen teorinin finansal teorilerin rolünü de kapsaması gerekliliğini göstermiştir. Keynesyen iktisatçılar ihmal edilmiş bu durumu, ekonominin finansal ve reel sektörlerini entegre ederek düzeltmeye çalışmaktadır.

* Sarwat Jahan bir iktisatçıdır. Chris Papageorgiou İMF Strateji, Politika ve Çözümleme Departmanı’nda bölüm şefidir. Ahmed Saber Mahmud, Johns Hopkins Üniversitesi’nde Uygulamalı İktisat Bölümü’nün eş başkanıdır.

Kaynak: http://www.imf.org/external/pubs/ft/fandd/2014/09/basics.htm

Yazar/Çevirmen Hakkında

Kadir Yıldırım

Tane yorum

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler