Mutlak İktidarın Tehlikeleri- Friederich von Hayek

Mutlak İktidarın Tehlikeleri

(Aşağıdaki metin Friedrich von Hayek’in İktisadi Özgürlük ve Temsiliyetçi Hükümet makalesinden alınmış bir bölümdür.)

Serbest piyasa ekonomisine en büyük zararın, kollektivistlerin piyasa ekonomisini planlı ekonomiye bilinçli bir şekilde dönüştürme girişimleri ya da yeni para politikalarının sonuçlarından ziyade Batı dünyasını saran siyasi kurumların bu yönde zarar verdiğine kani oldum; fakat bu durum bu siyasi kurumların değiştirilmesi ile durdurulabilir ve önlenebilir. Demokrasi ile kapitalizm arasında çözümlenemez bir çatışma diyen Joseph Schumpeter’in 30 yıl önce söylediklerine son zamanlarda kanaat ettim; fakat bu çatışmanın kaynağının demokrasiden ziyade demokratik organizasyonun iktidar erkinin genişlemesine, öyle ki piyasa ekonomisini isteyenler çoğunlukta olsa bile, iktisadi hayata müdahale etmesine yol veren belli kurumlarından kaynakladığını düşünüyorum.

Çoğunluk İradesi ve Özel Çıkarlar
Böyle düşünmemin sebebi ise bugün ekseriyetle demokratik yapılarda çoğunluğun gücünün sınırsız imageolduğunun varsayılması ve sınırsız yetkilerle donatılmış iktidar erkinin mevcut çoğunluk desteğini korumak adına bu sınırsız yetkilerini belli ticari örgüt ya da bölgesel grupların özel çıkar gruplarının hizmetine adayacağına düşünülmesidir. Bu durumun en açık örneklerinden biri de ekseriyetin serbest piyasa düzenini istemesine ve iktidarın piyasaya müdahalesine karşı çıkmasına rağmen normalde bu çıkar odakları kendi lehlerinde istisna oluşturulmasını isteyecektir. Bu hallerde de siyasi parti, iktidara gelmek ve iktidarını korumak adına gücünü bu grupların desteğini satın almak için kullanmak zorunda kalacaktır. İktidardakiler bu durumu çoğunluk müdahaleci olduğundan ötürü değil, bilakis birtakım ayrıcalıklar tanımazsa çoğunluk desteğini korumayacağından yapmak zorunda kalacaktır. Bunun anlamı da şudur idareciler her ne kadar bütün vatandaşların menfaatini düşünmeye adanmış olurlarsa olsunlar özel çıkar gruplarının baskısı altında kalacaktır; çünkü ancak bu hallerde en çok istediğini yani iktidar erkini elde edecek çoğunluğu elinde tutacaktır.

Bu gerekçeyle de modern demokrasilerde bütün kötülüklerin anası yasamadaki sınırsız güç kullanımıdır. Bu öyle bir güçtür ki çoğunluk istemediği halde istemediği yönde hareket etmeye zorlanacaktır. Çoğunluğun iradesi dediğimiz şey aslında mevcut kurumların bir teçhizatıdır, özellikle egemenliğin bağımsız yasama üzerinde tecelli etmesidir. Eğer bağımsız yasamanın sınırları çizilmezse çoğunluğun istemediği siyasi tercihlerin yapılmasına çoğunluk zorlanacaktır.

Egemenliğin yasama üzerinde tecelli etmesi demokrasinin gerekli bir özelliği olduğu inancı yaygındır; çünkü temsilci meclisin yetkileri ancak onun üstünde bir iradeyle sınırlandırılabilir. Bugün hukuk dünyasındaki en etkin görüşlerden biri olan hukuki pozitivizm bu durumu mantıksal olarak gerekli görmektedir; lakin bu temsilci iktidarın klasik teorisyenlerinin görüşü değildir. John Locke çok açık bir şekilde bu durumu izah etmiştir. John Locke’a göre özgür bir devlette yasama erkinin dahi sınırları kesin olarak çizilmelidir ki bu görevi bütün vatandaşlara eşit şekilde uygulanacak genel kuralların belirlenmesi olarak tanımlamıştır. Bütün baskı araçlarını sadece genel kuralların tatbik edilmesi adına uygulanabilir kılmak liberalizmin temel ilkesi olmuştur. Locke’a ve daha sonraki Whiggism ve kuvvetler ayrılığı düşünürlerine göre, kanunların meşruiyeti kaynağından ziyade (yani çoğunluk iradesinden ziyade) karakterinden yani herkese esitçe uygulanabilmesinden kaynaklanmaktadır.

Kanun nedir?
Yasama gücünün genel kuralları çizmekle sınırlandırılmasına dair bu eski liberal görüş bugün adım adım değiştirilmektedir. Bugün yasamanın sınırlandırılmasında çoğunluk kabulü ve yeterli olması görüşü hakim olmuştur ve yukarıda bahsettiğim görüş bugün terk edildiği gibi artık anlaşılamamaktadır. Bugün kanaat edilmiştir ki yaşama erki üzerindeki herhangi bir sınırlandırma çoğunluğun onayı olduğu takdirde gereksizdir çünkü çoğunluğun onayının olması adil olması için yeterli bir testtir. Tatbikatta ise ekseriyetin görüşü genel geçer ilkelerde mutabık olunmasından ziyade belli bir menfaat pazarlığının sonucudur. Bugün demokratik iktidarın önlemesi gerektiği düşünülen keyfilik kavramının bile anlamı değişmiştir. Keyfiliğin karşıtı artık herkes için geçerli genel geçer kuralların olmasından ziyade çoğunluğun onayı anlamına gelmektedir ki sanki çoğunluk azınlığa keyfi davranamazmış gibi.