Refah Devletinden İnovasyon Devletine – Dani Rodrik

[Çeviren – Hilal Alhan & Mehmet Sarı ]

Dünya ekonomisinde bir endişe hakim – “meslek katili” teknolojinin endişesi. Avrupa’nın 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında sosyalist hareketin yükselişine verdiği tepkinin tarihin gidişatını şekillendirmesi gibi, bu zorluğun üstesinden nasıl gelindiği de dünyadaki piyasa ekonomileri ve demokratik devletlerin kaderini belirleyecek.

Yeni sanayi çalışan sınıfı organize olmaya başladıkça, hükümetler de Karl Marx’ın öngördüğü tabandan gelecek devrim tehdidini siyasi ve sosyal hakları genişleterek, piyasaları düzenleyerek, büyük çapta aktarımlar ve sosyal güvenlik sağlayan bir refah devleti inşa ederek ve makroekonominin iniş çıkışlarını yumuşatarak etkisiz hale getirdi. Aslında, hükümetler kapitalizmi daha kapsayıcı yapmak ve işçilere de sistemde pay vermek için onu yeniden icat ettiler.

goverment-farm-subsidies-going-to-the-wealthy-01-af

Günümüzün teknolojik devrimleri benzer şekilde kapsamlı bir yeniden icat etmeyi gerektiriyor. Robot bilimi, biyoteknoloji, dijital teknoloji ve diğer alanlardaki buluş ve yeni uygulamaların potansiyel faydalarını her yerde kolayca görebiliriz. Aslında, pek çok kişi dünya ekonomisinin yeni teknolojide gerçekleşecek başka bir patlamanın eşiğinde olabileceğine inanıyor.

Sorun şu ki bu yeni teknolojilerin büyük çoğunluğu iş gücünden tasarruf ediyor. Bu teknolojiler düşük ve orta vasıflı işçilerin yerini çok daha az sayıda yüksek vasıflı işçi tarafından kullanılan makinaların almasına neden oluyor.

Elbette, birtakım düşük vasıflı işler kolayca otomatik hale getirilemez. Genel bir örnekten alıntılarsak, hademelerin yerini – en azından şimdilik- robotlar alamıyor. Buna rağmen çok az meslek teknolojik inovasyondan gerçekten korunuyor. Mesela düşünün, iş yerleri dijitalleştikçe insan kaynaklı atıklar azalacak ve böylece de hademeler için daha az talep olacak.

İnsanların işini robotların ve makinaların yaptığı bir dünya işsizliğin yüksek olduğu bir dünya olmak zorunda değil. Ancak şu kesin ki öyle bir dünyada üretkenliğin aslan payı yeni teknolojilerin ve bu teknolojiyi içeren makinelerin sahiplerine düşecek. İş gücünün büyük bir kısmı ya işsizliğe ya da düşük maaşlara mahkum olacak.

25india2

Aslında, en az kırk yıldır buna benzer bir şey gelişmiş ülkelerde yaşanıyor. Yetenek ve sermaye yoğunluklu teknolojiler 1970’lerin sonlarından bu yana artan eşitsizliğin ardındaki başlıca suçlu. Tüm belirtiler, bu eğilimin muhtemelen tarihte benzerine rastlanmamış seviyelerde bir eşitsizlik ve yaygın sosyal ve siyasi çatışma tehdidi yaratarak devam edeceğini gösteriyor.

Bu şekilde olmak zorunda değil. Biraz yaratıcı düşünce ve kurumsal mühendislikle bir kez daha kapitalizmi kendisinden kurtarabiliriz.

Anahtar, yıkıcı yeni teknolojinin aynı anda hem geniş çaplı toplumsal kazanımlar hem de kişisel kayıplar yarattığını kabul etmekte saklı. Bu kazanımlar ve kayıplar herkesin yararına Olacak şekilde yeniden şekillendirilebilir. Tıpkı geçmişte kapitalizmin yeniden icat edilmesinde olduğu gibi, devlete bu konuda büyük rol düşüyor.

Yeni teknolojilerin nasıl geliştiğini bir düşünün. Her bir potansiyel yenilikçi olumlu riskin dışında aynı zamanda yüksek derecede riskle karşı karşıya kalır. Eğer inovasyon başarılı ise, öncüsü fazlaca kar elde eder ve böylece genel olarak toplumda kar elde eder. Fakat inovasyon başarısız olursa, yenilikçi istediği sonucu elde edemez. Denenen tüm yeni düşüncelerin arasında sadece bir kaçı ticari olarak başarılı olur.

İnovasyon çağının başlangıcında bu riskler özellikle çok yüksek. Bu nedenle sosyal olarak istenilen düzeyde inovatif bir çabayı başarmak, bu yüksek riski göze alacak gözü kara girişimcilere ihtiyaç duyar ya da yeteri miktarda risk sermayesine ihtiyaç duyar. Gelişmiş ekonomilerdeki finans piyasaları özel sermaye, girişim fonu, risk kaynakları gibi farklı şekilde olmak üzere risk sermayesi sağlarlar. Fakat önemli miktardaki teknolojik yeniliklerin mümkün kılınması ve bunun faydalarının toplumun geneline yayılmasında devletin büyük ölçekte neden görev almaması gerektiğine dair bir neden yok.

Mariana Mazzucato’nun belirttiği gibi devlet halihazırda yeni teknolojilere kaynak sağlamada önemli bir rol oynamaktadır. İnternet ve iphoneda kullanılan bir çok önemli teknolojiler devletin sübvanse ettiği AR-GE çalışmalarının ve ABD Savunma bakanlığının ürünüdür. Fakat devlet bunun gibi başarılı teknolojilerin ticarileşmesinden pay istemez ve karını tamamı ile özel yatırımcılara bırakır.

india-poverty1Devletin profesyonelce yönetilen kamuya ait her bir yeni teknolojilerden oluşan geniş bir kesitten öz sermaye hissesi alan girişim sermayesi fonu kurduğunu ve fona kaynak sağlamak için de bono çıkarttığını düşünün. Bu fonlar piyasa kurallarına göre faaliyet gösterir ve politik otoritelere belli aralıklarla hesap verirler ( özellikle de geri dönüş oranları belli eşik değerlerinin altına düştüğünde) fakat bunun dışında otonom bir yapıya sahiptirler.

Kamu girişim/risk sermayesi için doğru kurumları tasarlamak zor olabilir. Fakat merkez bankları bu tarz fonların günlük politik baskılardan bağımsız bir şekilde hareket etmesini sağlayan bir model önerebilir. Toplum böylece yeni nesil teknolojilerin ve makinaların ortağı olabilir.

Yeni teknolojilerin ticarileşmesinden gelen karlara ait kamu girişim kaynakları hissesi (çalışan kesimin işçi piyasasından elde ettiği geliri destekleyici bir gelir akışı olarak)

sosyal inovasyon payı adı altında sıradan vatandaşa geri dönebilir. Aynı zamanda bu çalışma saatlerinin düşmesine de yol açabilir ve böylece Marx’ın teknolojik ilerlemenin sabah avlanmayı öğlen balık tutmayı akşam hayvanlarını beslemeyi yemekten sonra da eleştirmeyi mümkün kılan bir toplum hayaline biraz daha yaklaşılmış olur.

Refah devleti 20.yy’da kapitalizmi demokratikleştiren böylece istikrarlaştıran bir inovasyondu. 21. Yüzyıl ise inovasyon devletine doğru benzer bir değişimi gerektirir. Refah devletinin zayıf noktası tazmin eden yatırımları inovatif kapasitede canlandırmadan yüksek oranda vergilendirme gerektirmesiydi. Yukarıda ifade edilen sınırları ile bir inovasyon devleti bu tarz yatırımların gerektirdiği teşviklerle öz kaynakları bağdaştıracaktır.

[Bu yazı 14 Ocak  2015’de Project Syndicate‘de İngilizce olarak yayınlanmıştır.] [author] [author_image timthumb=’on’]http://iktisat.biz/wp-content/uploads/2015/01/rodrik.jpg[/author_image] [author_info]İstanbul doğumlu Dani Rodrik, küreselleşme, iktisadi büyüme ve kalkınma ve politik ekonomi üzerine araştırmalar yapan dünyaca bilinen bir iktisatçıdır. İleri Çalışmalar Enstitüsü (Institute for Advanced Study)’nde iktisat profesörü olan Rodrik 1996-2013 arasında Harvard, 1992-1996 yılları arasında ise Columbia üniversitelerinde çalışmıştır. [/author_info] [/author]

Yazar/Çevirmen Hakkında

Yorum Yapın

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler