Kamu Kaynaklı Eşitsizlik – Kemal Derviş

[Çeviren – Burak Sezgin ]

 

Küresel eşitsizlikte ve servetin gelir dağılımının en tepesinde yoğunlaşmasında görülen muazzam artışa sebep olan faktörlerden biri yenilik ve küresel pazarlar arasındaki karşılıklı etkileşimdir. Bir teknolojik yenilik becerikli bir girişimcinin elinde, düzenleyici korumalar ve küresel pazarların “kazanan hepsini alır” sistemi sayesinde, milyarlarca dolar edebilir. Çoğu zaman gözden kaçırılan ise bu modern özel servet yoğunlaşmasında kamu fonlarının oynadığı roldür.

Kalkınma iktisatçısı Dani Rodrik’in geçenlerde işaret ettiği üzere, ABD’de yeni teknolojiler üzerinde yapılan basit yatırımların çoğunluğu kamu fonları ile finanse edilmekte. Bu Savunma Bakanlığı veya Milli Sağlık Enstitüleri (MSE) gibi kurumlar üzerinden direkt olabildiği gibi vergi kesintileri, tedarik uygulamaları ve akademik laboratuvarlar ile araştırma merkezlerine sübvansiyonlar ile endirekt de olabiliyor.

Bir araştırma istikameti çıkmaz sokağa girdiğinde (birçoğunda eninde sonunda olduğu gibi) maliyeti yüklenen kamu sektörü oluyor. Ancak meyve verenler için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Yeni bir teknoloji tesis edilince özel yatırımcılar, risk sermayesinin de desteğiyle, bu teknolojiyi küresel pazar talebine uyarlayarak geçici veya uzun süreli pozisyonlar alıp büyük karlar elde ediyor. Devlet ise teknolojinin geliştirilmesinde en büyük yükü üstlenmesine rağmen karşılığında bir gelir elde edememekte.pills1

Hepatit C tedavisinde kullanılan Sovaldi adlı ilaç, iktisatçı Jeffrey Sachs’in işaret ettiği bir örnek. Sachs’ın açıkladığı üzere Sovaldi’yi satışa süren şirket olan Gilead Sciences, bu tedavi için 2028 yılına kadar geçerli olan bir patente sahip bulunmakta. Bunun sonucu olarak Gilead tekelci fiyatlar isteyebiliyor: 12 haftalık bir tedavi süreci için 84 bin dolar. Bu rakam ilacın üretilmesi için gereken birkaç yüz dolardan çok daha yüksek bir fiyat. Geçen sene Sovaldi ve Harvoni (şirketin 94 bin dolara satılan bir başka ilacı) satışları Gilead’a tam 12,4 milyar dolar kazandırdı.

Sachs’ın tahminlerine göre Sovaldi’yi geliştirmek için özel sektör yaklaşık 500 milyon dolarlık AR-GE harcaması yaptı. Bu Gilead’ın birkaç haftalık Sovaldi satışı ile geri kazanabileceği bir rakam. MSE ve ABD Gazilerle İlişkiler Bakanlığı bu ilacı geliştiren ve daha sonra Gilead tarafından satın alınan start-up’ı büyük ölçüde finanse etmişti.

Yeni bir teknolojinin başarıyla uygulanmasında özel girişimcilerin hayal güçlerinin, pazarlama ve yönetim yeteneklerinin çok önemli olduğu su götürmez bir gerçektir. Ve birçok yeniliğin ticarileştirilmesi ile ortaya çıkan düşük fiyatlar, kaliteli ürünler ve tüketici fazlası açıkça büyük toplumsal fayda sağlamakta. Ancak bu başarılarda devletin rolü yabana atılmamalı.

Birleşik OECD-Eurostat istatistikleri, 2012’de ABD’deki AR-GE harcamalarının %31’inin direkt devlet harcamalarından oluştuğunu gösteriyor. Vergi kesintileri gibi endirekt harcamaları da eklediğimizde bu rakam %35’e geliyor. Bu gibi kamu harcamaları sayesinde birkaç özel oyuncu büyük gelirler elde ediyorlar. Bu da aşırı gelir yoğunlaşmasının önemli etkenlerinden biri.

Böyle bir sistemi değiştirmek için birkaç yol var. Rodrik, kamu harcamaları yoluyla elde edilen entelektüel ilerlemelerden hisse payı alacak kamu risk sermayesi şirketlerinin –ulusal varlık fonları– kurulmasını öneriyor. Bir başka çözüm de vergi yasasının kamu fonlamasından yararlanarak gelir elde eden şirketlerin getirilerini azaltacak şekilde elden geçirilmesi olabilir.

İki çözüm de zorluklar barındırıyor. Ulusal varlık fonlarının partizan politikadan uzak tutulması gerekiyor; mesela onlara oy hakkı olmayan paylar vererek bu sağlanabilir. Öte yandan devlet yatırımlarıyla yapılmış araştırmalardan menfaat sağlayan şirketlere uygulanan vergilerin artırılması zor bir iş gibi durmakta keza bir orijinal atılım ile onun yarattığı servet arasındaki bağın rakamlaştırılması epey zor. Ayrıca küresel sermaye hareketleri ve vergiden kaçma gibi zorluklar da bulunmakta. G-20 buna yavaş yavaş önem vermeye başladı.

Başka yaklaşımlar da mümkün: Birçok ekonominin yaptığı gibi patent kanunlarının patentsıkılaştırılması veya ilaç sektörü gibi tekelci sektörlere fiyat kontrolleri getirilmesi. Çözüm olmayacak bir politika varsa o da iktisadi büyümenin ana etkenlerinden olan araştırma ve geliştirmeye harcanan kamu fonlarının azaltılması olur.

Birçok yeteneğin harekete geçirilmesi için büyük getirilere gerek bulunmamakta. Birkaç yıl için %50 getiri özellikle iyi girişimler için yeterli bir ödül olur. Bu rakamın katlarının olması durumunda ise kamu birkaç bireye hediye vermiş olur.  Vergi ödeyicilerin yatırımlarından makul getiriler alabilmesi için önlemlerin ve uluslararası anlaşmaların bir kombinasyonu bulunmak zorunda. Elbette bu yapılırken girişimcilerin yenilikçi ürünleri ticarileştirmesi önündeki teşvikler de yok edilmemeli.

Bu sorunun ciddiyeti hafife alınmamalı. Bahsedilen miktarlar servetini miras yoluyla gelecek nesillere aktarabilecek yeni bir aristokrasinin oluşmasına katkıda bulunuyor. Eğer yüksek miktarlar bu imtiyazların korunması için seçim finansmanında kullanılırsa (şu anda ABD’de olduğu gibi), bu sorunun olası sonuçları, demokrasi ve uzun vadeli iktisadi büyüme için, sistemik hale gelebilir. Mümkün olan çözümler kolay olmaktan çok uzak; ancak denemeye değer.

[Bu yazı 4 Mart 2015’te Project Syndicate’de İngilizce olarak yayınlanmıştır.]

[author] [author_image timthumb=’on’]http://iktisat.biz/wp-content/uploads/2015/03/697d1865942c43d66c745053d8563665.square.jpg[/author_image] [author_info] Kemal Derviş, Türkiye’nin eski Ekonomi Bakanı’dır. Ayrıca Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) eski yöneticisidir. Şu anda ise Brookings Institution’da başkan yardımcısı olarak görev yapmaktadır. [/author_info] [/author]

1 Yorum

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Kamunun Gilead’ı finanse ettiği söyleniyor ama ne kadarlık bir finansmanın hangi kamu kaynakları kullanılarak ayrıldığı detaylandırılmıyor. Bir iddia var ama rakamlarla konuşulmuyor.