Yeni Merkantilist Meydan Okuma – Dani Rodrik

[Ceviri: İlker Aykut, Yakup Akkuş, Kadir Yıldırım, Serdar Serdaroğlu]

CAMBRIDGEİktisat tarihi büyük bir ölçüde iki zıt düşünce okulunun mücadelesi şeklindedir: “Liberalizm” ve “Merkantilizm”. Özel teşebbüs ve serbest piyasalara vurgu yapan ekonomik liberalizm bugünün hâkim doktrinidir. Fakat ekonomik liberalizmin düşünsel zaferi, merkantilist uygulamaların büyük itirazı ve yaygın başarılarına karşı bizi körleştirmiştir. Aslında, merkantilizm halen canlı ve iyi durumdadır. Liberalizmle devam eden mücadelesi de küresel ekonominin geleceğini şekillendirmede temel güçlerden biri olmaya devam etmektedir.Mercantilism-8

Bugün merkantilizm genellikle iktisat politikaları hakkında demode ve bariz hatalarla dolu bir fikirler kümesi olarak değerlendirilir. Merkantilistler altın çağlarında gerçekten de çok tuhaf düşünceleri savunmuşlardı. Ulusal politikanın altın ve gümüş gibi değerli maden birikimiyle yönlendirilmesi gerektiğini savunan görüş bu düşüncelerin önde geleniydi.

Adam Smith’in Ulusların Zenginliği eseri (The Wealth of Nations-1776) bu düşüncelerin çoğunu ustaca çürütmüştü. Smith özellikle de paranın servetle karıştırılmaması gerektiğini ortaya koymuştu: Bir ülkenin zenginliği sadece sahip olduğu altın ve gümüşü değil, aslında sahip olduğu topraklar, evler ve her cins tüketim mallarını da içerir.”

Fakat merkantilizmi devlet ve ekonomi arasındaki ilişkiyi düzenleyen farklı bir yol olarak değerlendirmek daha doğrudur. 18. Yüzyıla göre bugünle ilişkisi daha az olmayan bir vizyon şeklinde. Thomas Mun gibi merkantilist teorisyenler aslında kapitalizmin güçlü taraftarlarıydı ve sadece liberalizmden daha farklı bir modeli savunmaktaydılar.

Liberal anlayış, devleti ister istemez yağmacı, özel sektörü ise tabiatı gereği rant arayışında olan veya rant kollayan bir yapı olarak görür. Bu nedenden ötürü; liberalizm devlet ile özel teşebbüs arasında kuvvetli bir ayrımı savunur. Buna karşın merkantilizm, devlet ile özel teşebbüsün yurt içi ekonomik büyüme ve ulusal siyasi güç gibi ortak hedefler peşinde olan, iş birliği kuran birer müttefik olmalarını önerir.

Merkantilist model devlet kapitalizmi ya da kayırmacılık olarak hafife alınabilir. Ama Asya’da sıklıkla olduğu gibi; merkantilizm ne zaman işleyişe geçse modelin hükümet-iş dünyası işbirliği veya iş dünyasını destekleyen devlet anlayışı kısa sürede fazlasıyla övgüyü kazanmış oluyor. Geri kalmış ekonomiler merkantilizmin onların dostu olabileceğini gözden kaçırmışlardır. İngiltere’de dahi klasik liberalizm ancak 19. yüzyılın ortalarında sağlanabildi; bu durum ülkenin dünyanın en baskın endüstriyel gücü olması sonrasına denk düşüyordu.

USASsugarP Liberalizm ve merkantilizm arasındaki ikinci fark, tüketici veya üreticinin çıkarlarının öncelikli olup olmadığına dayanır. Liberallere göre tüketiciler önceliklidir. Ekonomi politikasının nihai hedefi hane halkının; onların mümkün olan en düşük mal ve hizmete engelsiz şekilde erişiminin sağlanmasının gerekli olduğu tüketim potansiyellerinin yükseltilmesidir.

Merkantilistler ise bunun tam aksine ekonominin üretim tarafına dikkat çekmektedirler. Onlara göre sağlam bir ekonomi sağlam bir üretim yapısının varlığına bağlıdır. Ayrıca tüketimin de yeterli ücretler altında yüksek istihdam ile desteklenmeye ihtiyacı vardır.

Bu farklı modeller uluslararası iktisat politikaları açısından öngörülebilir sonuçlara sahiptir. Liberal yaklaşımın mantığına göre ticaretin iktisadi faydaları ithalatla ortaya çıkar: dış ticaret açığı söz konusu olsa bile ithalat ne kadar ucuz olursa o kadar iyidir. Merkantilistlere göre ticaret yurtiçi üretimi ve istihdamı destekleyen bir araçtır ve ithalat yerine ihracatın teşvik edilmesi gereklidir.

Çinli liderler asla kabul etmese de -bu terim hala olumsuzluk barındırdığından-, günümüz Çin’i merkantilistm2_035_goldcoins meşalenin önde giden taşıyıcısıdır. Çin ekonomik mucizesinin önemli bir kısmı, yurtiçi ve yurtdışı sanayi üreticilerini teşvik ve sübvanse eden aktivist hükümetin sonucudur.

Çin, Dünya Ticaret Örgütü’ne katılma koşulu (katılım tarihi 2001) olarak ihracat teşviklerinin birçoğunu aşamalı olarak azaltsa da merkantilizmin destek sistemi büyük oranda devrededir. Özellikle, hükümet üreticilerin karlılığını muhafaza edebilmek için döviz kurunu kontrol etmiş ve oldukça büyük bir ticaret fazlası oluşmuştur (bu fazla, yakın zamanda azalmıştır ama bu azalmanın önemli bir kısmı ekonomik yavaşlamadan kaynaklanmaktadır.). Ayrıca, ihracata yönelik şirketler bir dizi vergi teşvikinden faydalanmaya devam etmektedir.

Liberal bakış açısından, bu ihracat sübvansiyonları dünyanın geri kalanındaki tüketicilerin faydasına olurken Çinli tüketicileri fakirleştirmektedir. Nottingham Üniversitesi’nden Fabrice Defever ve Alejandro Riaño tarafından yapılan güncel bir çalışma küresel gelir açısından Çinli tüketicilerin gelir kayıplarının 3% ve dünyanın geri kalanının ise küresel gelirin %1’i oranında kazanç sağladığını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte merkantilist bakış açısına göre bütün bunlar modern bir ekonomi oluşturmanın ve uzun dönemli refah için zeminin hazırlanmasıdır. Yukarıda bahsedilen sübvansiyon örneğinin gösterdiği gibi dünya ekonomisinde iki model de mutlu bir şekilde bir arada var olabilir. Tüketimleri sübvanse edildiği için liberaller mutlu olmalıdır.

İhracat destekleri örneğinin de gösterdiği gibi, bu iki model dünya ekonomisinde mutlu bir şekilde birlikte var olabilir. Liberaller tüketimlerinin merkantilistler tarafından sübvanse edilmesinden mutlu olmalılar.

ihtilalde-fransiz-halki
Gerçekte, son altmış yılın hikâyesi kısaca şudur: Asya ülkelerinin farklı merkantilizm biçimlerini kullanarak hızlı bir biçimde büyümeyi yönetme başarısı. Japonya, Güney Kore, Tayvan ve Çin yurtiçi/ulusal piyasalarını korurken, fikri mülkiyet haklarını tahsis ederken, üreticilerini sübvanse ederken ve dövize/paraya müdahale ederken zengin ülkelerdeki hükümetlerin büyük bir çoğunluğu farklı yollara başvurmuşlardı.

Şimdi bu mutlu birlikteliğin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Batıda eşitsizliğin yükselişi, orta sınıfın kötü hali ve bunların yanında serbestliğin ürettiği finansal krizler nedeniyle liberal model ciddi biçimde yara aldı.  Amerika ve Avrupa ekonomilerinin orta dönem büyüme beklentileri vasat ve kötü arasında değişiyor. İşsizlik, politika yapıcıları için büyük bir baş ağrısı ve meşgale olmaya devam edecek. Dolayısıyla gelişmiş ülkelerde merkantilist baskıların şiddetleneceği çıkarımında bulunabiliriz.

Sonuç olarak, yeni ekonomik çevre -liberal ve merkantilist yolları takip eden ülkeler arasındaki uzlaşmadan ziyade- daha fazla gerilim yaratacaktır. Bu durum belki de en büyük refahı ortaya çıkaracak kapitalizm türü hakkındaki- uzun zamandır uykuda olan tartışmaları tekrar canlandıracaktır.

 

[Bu yazı 9 Ocak  2013’de Project Syndicate‘de İngilizce olarak yayınlanmıştır.] [author] [author_image timthumb=’on’]http://iktisat.biz/wp-content/uploads/2015/01/rodrik.jpg[/author_image] [author_info]İstanbul doğumlu Dani Rodrik, küreselleşme, iktisadi büyüme ve kalkınma ve politik ekonomi üzerine araştırmalar yapan dünyaca bilinen bir iktisatçıdır. İleri Çalışmalar Enstitüsü (Institute for Advanced Study)’nde iktisat profesörü olan Rodrik 1996-2013 arasında Harvard, 1992-1996 yılları arasında ise Columbia üniversitelerinde çalışmıştır. [/author_info] [/author]

Yazar/Çevirmen Hakkında

1 Yorum

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler