Merkez Bankaları ve Kar-Zarar – Barry Eichengreen & Beatrice Weder di Mauro

[Çeviren Çağlar Ulukan]

Central Banks and the Bottom Line

Merkez Bankaları ve Kar-Zarar[1]

Münih – Merkez bankalarının bilançoları giderek tüm dünyanın –en çok da para politikası yapıcılarının kendileri adına- ciddi olarak ilgilendiği bir konu haline geliyor. İsviçre Merkez Bankası (SNB), Frank’ın kemerleri bağlatan %20’lik uçuşuna sebep olan kur sabitlemesi uygulamasını terk ettiğinde, Euro ve diğer dövizleri almayı sürdürmesinin bilançoda kayıplara neden olacağı korkusu ile hareket ediyor gibi göründü.

Benzer şekilde, Euro Bölgesi’nde parasal genişlemeye (QE) başlama kararına karşı olanlar Avrupa Merkez Bankası’nın, güneydeki Euro Bölgesi ülkelerinin devlet tahvilleri nedeniyle ciddi bir kayıpla karşı karşıya kalmasından endişe duyuyorlar. Bu, Avrupa Merkez Bankası’nın üye ülkelerin ulusal merkez bankalarının bilançolarında yer alan tahvillerin alımını %80 oranında azaltmasına yol açtı.

Aynı anda ABD’de, “Fed’i denetle” hareketi geri döndü. ABD Merkez Bankası Fed’in varlık ve yükümlülüklerindeki büyümenin harekete geçirdiği Cumhuriyetçiler, Fed’in parasal ve finansal operasyonları hakkında daha fazla bilgi vermesini zorunlu kılan bir yasa tasarısını Kongre’nin iki kuruluna da sunuyorlar.

china_economy_163262012_34432141

Fakat merkez bankaları gerçekten de bilanço kar ve zararları hakkında bu kadar endişelenmeliler mi? Bunun yanıtı, açık söylemek gerekirse; hayır.

Şüphesiz, merkez bankası mensupları da, tıpkı diğer bankacılar gibi zarardan hoşlanmazlar. Fakat merkez bankaları diğer bankalara benzemez. Onlar kar amaçlı bir iş yapmazlar. Daha ziyade, kamu yararını gözeten kurumlardır. Birincil sorumlulukları enflasyon hedefini tutturmaktır. İkincil sorumlukları, üretim açığının kapanmasına yardımcı olmaktır. Üçüncül sorumlulukları finansal istikrarı temin etmektir. Bilanço mülahazaları, önem arz eden parasal politika hedefleri listesinde, en iyi ihtimalle, uzak ara dördüncü sırada gelir.

Aynı derecede önemli olan başka bir husus, merkez bankalarının bu hedefleri izleyecek araçları sınırlamalarıdır. Buradan çıkan sonuç; öncelik sıralamasında dördüncü olan bir hususun politikayı belirlememesidir.

Doğrusunu söylemek gerekirse, deflasyondan kaçınmanın ya da döviz kurunun tehlikeli ölçüde değerlenmesini önlemenin bedeli olduğu durumlarda, önceliklerini net olarak kavraması çoğunlukla merkez bankalarının zarara uğramalarına neden oldu. Örneğin; Şili, Çek ve İsrail merkez bankaları, uzunca bir süre negatif net sermaye ile politikalarına zarar vermeden faaliyet gösterdiler.

Hükümetin, ulusal posta hizmetlerinin zararlarını karşılamasında olduğu gibi, merkez bankası da hükümetten, sermayesini yerine koymasını talep edebilir; bu nedenle olumsuz sonuçları olacak kararları yerine getirmesi gerekmez.Olumsuz sonuçların merkez bankasının hükümetten sermayesini yerine koymasını talep edebilmesi anlamına gelmemesinin arkasındaki mantık, hükümetin ulusal posta teşkilatının zararını karşılaması durumu ile aynıdır. Transferler tersi yönde gerçekleştiğinde herkes daha mutludur. Fakat merkez bankasının rolü kar merkezi olmak değildir, bilhassa bu karlar diğer ve daha önemli politika hedeflerine mal oluyorsa.

Tüm bunlar İsviçre Merkez Bankası’nın ne düşündüğünü derinlemesine kavramayı zorlaştırıyor. Frank’ın sert bir şekilde değer kazanması, İsviçre ekonomisini deflasyon ve resesyona girmekle karşı karşıya bırakıyor. SNB’nin Euro ağırlıklı bilançosunun zarar etmesi riski, AMB’nin parasal genişlemeye (QE) başlamasıyla birlikte artık daha da büyümüş durumda. Fakat bu onun fiyat istikrarı ve finansal istikrar direktiflerini terk etmesi için bir gerekçe olamaz.

SNB, görünen o ki, tamamen siyasi saiklerle hareket etti. SNB geçtiğimiz yıl, altın rezervlerinin en az %20’ye yükseltilmesi ve para politikasını yürütme ehliyetinin sınırlanmasını içeren “altın inisiyatifi” referandumu[2] üzerine oldukça yüklü bir tartışmanın içine sürüklendi. “Altın inisiyatifi”nin gerekçelerinden biri SNB’nin bilançosunu kayıplara karşı kurşun geçirmez bir hale getirmekti. Bu amaç özellikle, bütçelerinin önemli bir kısmı SNB’den gelen transferlere dayalı olan kantonlar (İsviçre Konfederasyonu’nun devletleri) için kıymetliydi.

“Altın İnisiyatifi” oylamayı kaybetti, fakat siyasi tartışmalar sarsıcı oldu. Ocak ayında, Euro’nun değer kaybının hızlanmasıyla tartışmalar yeniden alevlendi. Korkulan şey, SNB’nin bilanço kayıplarının, merkez bankasının bağımsızlığını dahi tehdit edilebileceği ölçüde kanton liderlerini kızdırabilmesiydi.

Doğru ya da yanlış, meselenin siyasi olarak öne çıkması SNB’nin tamamen ekonomik istikrar ve fiyat istikrarı üzerine yoğunlaşmasına engel olan bir düzenlemenin tehlikesine vurgu yapıyor. Bariz çözüm Frank’ın Euro’ya sabitlenmesini kaldırmak değil, kantonların finansman mekanizmasını değiştirmektir.

Ayrıca, SNB’nin bağımsızlığıyla ilgilenenlere de şu temel soru sorulabilir: Merkez bankasının bağımsızlığı, onun yeterince kar amaçlı olmadığından şikayet edenleri görmezden gelmek için değil de başka ne için vardır?

Aynı eleştiri, AMB’nin parasal genişleme kararına dahil ettiği zarar paylaşım anlaşmaları için de geçerlidir. AMB’nin önceliği kendi hissedarlarını zarardan korumak değil deflasyondan kaçınmak olmalıdır. Ulusal merkez bankaları ile yapılan 80/20 zarar paylaşım anlaşmaları parasal genişlemeyi Almanya için daha makul bir hale getirmiş olabilir, fakat Euro Bölgesi’nin para politikası bütünlüğüne gölge düşürüyor. Bu, AMB’nin deflasyona karşı galip gelebilmek için “ne gerekiyorsa yap”mayı amaçladığı bir ortamda, işe yaramayan bir zorluktur.

Merkez Bankası yöneticileri, kar yaptıklarında sessizce övülüyor; zarar ettiklerinde ise yüksek sesle eleştiriliyorlar. Hem eleştiriyi, hem övgüyü dikkate almayacak aklıselime sahip olmalılar. Bilhassa şu sıralar, dünyanın para politikası yapıcılarının çözüm bulmak zorunda olduğu çok daha önemli sorunlar var.

 

[Bu yazının orijinali 12 Şubat 2015’te, Project Syndicate’de İngilizce olarak yayınlanmıştır.]

Barry Eichengreen: University of California, Berkeley’de Ekonomi Profesörü, Cambridge Üniversitesi’nde Amerikan Tarihi ve Kurumları profesörü ve IMF’nin eski politika başdanışmanı.

Beatrice Weder di Mauro: Mainz Üniversitesi’nde Ekonomi Profesörü.

[1] Ç.N.: Makalenin orijinal başlığı “Central Banks and the Bottom Line” olup, ‘the Bottom Line’ İngilizcede “bilançoda yer alan nihai kar-zarar hanesi “ ve “sözün özü”, “netice” anlamlarına gelmektedir. Makalede kelime her iki anlamı da içeren bir şekilde kullanılmıştır.

[2] Ç.N.: İsviçre Halk Partisi tarafından hazırlanan ve İsviçre Merkez Bankası altın rezervinin %20’ye çıkarılmasını öngören yasa teklifi, 30 Kasım 2014’te göçmenlere yönelik kota uygulaması ve milyonerlere götürü-usülü vergi uygulamasına son verilmesini öngören iki diğer yasa teklifi ile birlikte halk oylamasına sunuldu. Üç maddenin ayrı ayrı oylandığı oylama sonucunda, “Altın İnisiyatifi”nin teklifi %76 oy ile reddedildi.

Yazar/Çevirmen Hakkında

Kadri Caglar Ulukan

Yorum Yapın

Takip

Son Yazılar

Son Yorumlar

Kategoriler

Arşivler