Para Politikası Tartışmalarına Neo-Fisheryen Bakış

Geçen hafta yazmış olduğum “Faiz ve Enflasyon İlişkisi: Ekonomik Bir Analiz” yazısına Hacettepe Üniversitesi’nden Aykut Attar Neo-Fisheryenlerden bahseden bir yorumla destek verdi. İlk defa bu yorumla haberdar olduğum Neo-Fisheryen anlayışı okumaya başladım. Neo-Fisheryen anlayış, mezkûr yazımda hem benim hem de Aykut hocamın dile getirdiği üzere ilginç bir anlayış gibi duruyor. Ülkemizde faiz oranlarının enflasyon üzerindeki etkisinin epeyce konuşulduğu bu dönemde Neo-Fisheryen anlayışı anladığım kadarıyla basitçe aktarmak niyetindeyim.

Ana akım ekonomi teorisinde yüksek (düşük) faizin enflasyona negatif (pozitif) etkide bulunduğunu anlatmıştım. 2010’da Minneapolis FED Başkanı Narayana Kocherlakota yaptığı bir konuşmada ilk olarak buna aykırı bir görüşte bulundu. Paranın yansızlığı (neutrality) argümanından yola çıkarak faizleri düşük tutmanın uzun vadede enflasyona düşürücü bir etkide bulunacağını dile getirdi. Daha sonra WUSTL’dan Steve Williamson, QE politikalarının kısa vadede enflasyona sebep olsa da uzun vadede deflasyonel olduğunu bulduğu bir makale yayınladı. Bu makalenin ardından blog dünyasında Williamson’ın iddiası üzerine dönen bir dizi tartışma yaşandı. Columbia’dan Stephanie Schmitt-Grohe ve Martin Uribe de Neo-Fisheryen anlayışın, ekonomik durgunluktan çıkışta yol gösterici olduğu bir makale yayınladı. Kısacası bu anlayış, özellikle de parasal genişleme politikaları sayesinde epey su götürecek gibi duruyor.

Edward Lambert blogundaki yazıda Neo-Fisheryen mantığı şöyle açıklıyor:

Fisher denklemi:

            nominal faiz oranı = doğal reel faiz oranı + beklenen enflasyon

Burdaki “doğal reel faiz oranı” kavramı ekonominin işgücü, verimlilik ve sermaye birikimi artışları ile büyümesine referans veriyor. Eğer bu doğal faiz oranının uzun vadede para politikasından etkilenmediğini düşünürsek bu durumda Fisher denklemi aşağıdaki gibi oluyor:

            nominal faiz oranı ≈ beklenen enflasyon

Yani uzun vadede reel faiz oranı doğal seviyesine dönecek ve beklenen enflasyon da nominal faiz ile reel faiz arasındaki fark kadar olacak.

            beklenen enflasyon  = nominal faiz oranı – doğal reel faiz oranı

Kısaca Lambert; doğal reel faizin para politikasından etkilenmemesi dolayısıyla enflasyonun nominal faizi takip edeceğini söylüyor.

twitterdsadsa

Bu durum deflasyon tehlikesiyle karşı karşıya olan AB, ABD ve Japonya gibi ülkelerde faizlerin yükseltilmesi anlamına gelirken, Türkiye gibi enflasyon rakamları göreceli olarak yüksek olan ülkelerde, faizlerin aşağı çekilmesi anlamına geliyor. Burada güncel politika tartışmalarına geliyoruz. Neo-Fisheryen anlayıştan geçen sene Erdem Başçı’nın hükumete yaptığı bir sunumda da bahsetmiş olması önemli.[1] Üstte sözünü ettiğim blog tartışmalarının katılımcılarından David Andolfatto’nun şu tweeti, ülkemizdeki polemiklerin de Neo-Fisheryen tartışmada kendine yer bulduğunu gösteriyor.  Acaba Neo-Fisheryen bir para politikasına geçer miyiz?

[1] Bu bilgi için Aykut Attar’a teşekkürler.

1 Yorum

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Paranın yansızlığından yola çıkarak model üretmek için tam istihdama ihtiyaç yok mu? Arz mekanikli ekonomiler tarih olmadı mı hala?