Küreselleşme, Gelir Adaletsizliği ve Demokrasinin Geleceği: Kriz Sonrası Eğilimler

Prof. Dr. Ziya Öniş özellikle “Politik Ekonomi” alanında yaptığı çalışmalarla Türkiye’de ve dünyada görüşlerine önem verilen, yetiştirdiği öğrencilerle Türkiye’de Politik Ekonomi alanının gelişmesinde çok önemli katkıları olmuş ve halen Koç Üniversitesi’nde çalışmalarına devam etmekte olan değerli bir bilim insanıdır. Prof. Öniş çalışmalarında çok boyutluluğu ve birden çok disiplinden beslenmeyi vurgulamasıyla tanınmaktadır. İktisat ve Toplum dergisinde geçtiğimiz aylarda yayınlanan “Küreselleşme, Gelir Adaletsizliği ve Demokrasinin Geleceği: Kriz Sonrası Eğilimler” isimli çalışması da bu prensiplere çok güzel bir örnek oluşturmaktadır.

Prof. Öniş en son çalışmasında 2008’de başlayan küresel krizin “küreselleşmenin demokratikleşmesi” ve “demokrasinin küreselleşmesi” üzerindeki etkilerine yoğunlaşmakta ve ilkinde olumlu gelişmeler görülmekteyken ikincisinde çok olumlu bir tablonun ortaya çıkmadığını belirtmektedir. “Küreselleşmenin demokratikleşmesi” 2008 krizinden sonra küresel karar alma mekanizmalarında yükselen güçlerin ne kadar etkisi olduğu üzerinde durmakta ve Prof. Öniş özellikle Çin’in önderliğindeki BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ülkelerinin görünür şekilde “tek kutuplu” dünya sisteminden “çok kutuplu” sisteme geçişte önemli etkileri olduğunu vurgulamaktadır.

econguys

“Demokrasinin küreselleşmesi” konusu ise küresel krizin ülkelerin demokratikleşmesi açısından ne gibi etkileri olduğunun üzerinde durmaktadır. Prof. Öniş bu konuyu üç ana başlık üzerinden incelemektedir: siyasal haklar, sosyal haklar ve ekonomik haklar. Prof. Öniş’in analizinde bu üç temek hakkın bir arada sağlanmasının küresel bağlamda zorlukları vurgulanmakta ve bunun da demokrasinin geleceği açısından çok önemli sorunlar doğuracağı belirtilmektedir. Demokratik batı ülkelerinde siyasal hakları temin eden demokratik sistemlerin en büyük sorununun artan gelir adaletsizliği ve azalan ekonomik haklar, bunun sonucu olarak da azalan sosyal haklar olduğu vurgulanmakta ve bu sorunların demokrasinin geleceği açısından riskleri belirtilmektedir. Latin Amerika’da Brezilya ve Arjantin gibi ülkelerde siyasal ve sosyal haklarda son yıllarda önemli gelişmeler kaydedilmiş ancak ekonomik büyümenin yüksek oranlarda sürdürülememesi bu ülkelerdeki kazanımların ne kadar sürdürülebileceği sorusunu gündeme getirmiştir. Çin ve Rusya ekonomik ve sosyal haklar anlamında son yıllarda büyük ilerlemeler kaydetmiştir ama bu ülkeler siyasi haklar konusunda ilerleme kaydetmek yerine daha da kötü bir duruma gelmiştir. Böylece, Çin ve Rusya gibi ülkelerde yönetimler meşruiyetlerini verdikleri siyasi haklardan değil ekonomik ve sosyal haklardaki ilerlemelerden almaktadır.

Bu üç ülke grubunun dışında bir de dördüncü bir ülke grubu vardır ki Türkiye bu ülke grubunun içinde yer almaktadır. Türkiye, Endonezya, Malezya, Meksika gibi dördüncü grup ülkelerini Prof. Öniş “liberal eğilimli hibrid demokrasiler” olarak adlandırmakta ve bu ülkelerde son yıllarda ekonomik ve sosyal haklarda önemli kazanımlar olmasına rağmen liberal demokrasinin ve dolayısıyla siyasal hakların kurumsallaşması bakımından zorluklarla karşılaşıldığına değinmektedir. Bu ülke grubuna BRICS üyesi olan Güney Afrika ve Hindistan’ı da ekleyebiliriz. Bu da bize “çok kutuplu” dünya sistemine geçişte BRICS ülkelerinin kendi içlerindeki farklılıkları ortaya çıkarmaktadır. Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika BRICS içinde nispeten demokratik kurumlara sahip ülkeleri temsil ederken Çin ve Rusya otoriter ülke grubunu oluşturmakta, bu da “çok kutuplu” dünyaya geçişte BRICS’in demokratikleşmeye ne gibi etkisi olacağı sorusuna cevap vermeyi zorlaştırmaktadır.

Prof. Öniş’in yazısından çıkarılabilecek temel argümanlardan biri de Türkiye’nin demokratikleşme ve ekonomik gelişmeyi beraber sürdürme ve siyasal, sosyal ve ekonomik hakları sürekli geliştirme konusunda diğer ülke deneyimlerinden dersler çıkarması gerektiğidir. Türkiye’de yaşanan pek çok sorun çoğu insanın düşündüğü gibi Türkiye’ye has sorunlar değil. Endonezya, Malezya, Meksika, Hindistan ve Güney Afrika gibi pek çok ülke benzer sorunları yaşamakta ve bu sorunların üzerinden gelmenin yollarını aramakta. Biz sosyal bilimcilere düşen de, Türkiye’yi karşılaştırmalı bir perspektifle diğer ülke deneyimleriyle beraber çalışarak önümüzdeki sorunlara cevaplar üretebilmek olmalıdır. Türkiye’de başka ülke deneyimlerini tarihsel, siyasal, ekonomik ve sosyal bakış açısından çalışan ve bilgi üretimine katkıda bulunan araştırmalar arttıkça biz de kendi sorunlarımız içinde boğulmadan nefes alabilip çözümler üretmede çok daha başarılı olabiliriz. Prof. Öniş’in bu çalışması da bu konunun önemini belirtmesi açısından biz sosyal bilimler araştırmacıları için çok değerli.