Faiz ve Enflasyon İlişkisi: Ekonomik Bir Analiz

Türkiye’de bir zamandır enflasyon ve faiz arasındaki ilişki üzerine tartışmalar yapılıyor. Bir taraf (Cumhurbaşkanı) faizin düşmesini isterken, öbür taraf (TCMB) enflasyonun düşmesini bekleyip ondan sonra faizleri düşürebileceğini söylüyor. Bu açıklamaya ise ilk taraf ikinci tarafın ekonomi anlayışının yanlış olduğunu söyleyerek sert eleştiriler getiriyor.

Aslında iktisat.biz’de güncel mevzular üzerine yazı yazmamayı kararlaştırmıştık. Ben de bu konumumuzu korumak için günceldeki tartışmadan uzaklaşıp, konuya ekonomi teorisi nasıl bakıyor kısaca bahsetmek, bir nevi bir Para Politikası 101 yapmak niyetindeyim. Bu sayede enflasyon ve faiz üzerine yapılmakta olan bu tartışmayı belki bir miktar bilgi sahibi olarak izleme şansını yakalamış oluruz.

faizenflasyon
Fotoğraf The Economist dergisinden alınmıştır.

 

Para politikası genel olarak merkez bankalarının sorumluluğunda olup ülkedeki para arzının kontrolü amacı güdülür. Para arzı kontrolü merkez bankalarının en önemli görevi olan fiyat istikrarını sağlamak için gereklidir. Merkez bankaları para arzını kontrol etmek için faiz “silahı”nı[1] kullanır.

Merkez bankalarının faizlerle oynamasının reel ekonomi üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Faizlerin düşük olması bankaların mevduata düşük faiz vermesine ve dahi kredilerde uyguladıkları faizin de düşmesine sebep olur. Yani elinde parası olan bir kişi parasını bankaya yatırdığında aldığı faiz ile bankadan kredi çekmek isteyen kişinin kredisine uygulanan faiz düşük olur. Düşük faiz bankalara gelen mevduatı azaltır ve harcamaları artırır. Aynı şekilde düşük faiz krediye olan talebi, artan krediler de harcamaları ve yatırımları artırır. Harcamaların ve enflasyonmanavyatırımların artması toplam talebin artması anlamına gelir ve bu da arzın artmasını beraberinde getirip ekonominin büyümesini hızlandırır. Düşük faiz politikasına ekonomi lügatinde “genişlemeci para politikası” denmesinin sebebi de budur. Her şey güzel duruyor değil mi? Fakat faizlerin düşük olması yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı piyasadaki para miktarını da artıracağından, enflasyon için bir tetikleyicidir de aynı zamanda. Faiz ne kadar düşerse enflasyon da o kadar artar.

Enflasyonun artması merkez bankalarının bir numaralı kuralını –fiyat istikrarı- çiğneyeceği için bu istenen bir durum değildir. Enflasyon artma emareleri gösterince merkez bankasının frene basıp faizleri yükseltmesi gerekir. Kısacası merkez bankaları denge politikası izlemektedir. Ekonomi yavaşladığı zaman faizleri düşürüp ekonominin canlanması için destek olurken, çok fazla hızlandığı zaman da faizleri yükseltip ekonominin ısınmasını önler.

enflasssyon  Kısa bir para politikası muhabbetinden sonra günceldeki konuya gelelim. Yukarıda bahsettiğimiz üzere enflasyon-faiz ilişkisinde yön faizden enflasyona doğrudur. Faiz değiştikçe enflasyon değişir. Öte yandan TCMB’nin yaptığı açıklamanın (“enflasyonun düşmesini bekleyip ondan sonra faizleri düşürebileceğini” söylemesi) “Şu anki yüksek faiz politikası altında önce enflasyon biraz düşsün, ondan sonra faizleri düşüreceğim. Eğer şimdi faizleri düşürürsem enflasyon düşmeyecek hatta artmaya devam edebilecek. Dolayısıyla biraz daha bekleyip hareket etmeyi yeğliyorum.” gibi bir anlama geldiği düşünülüyor. Bu politikanın çıkış noktası da yandaki tabloda görünüyor. Enflasyon oranında sadece Aralık 2014’te bir düşüş gözükmekte ve TCMB’nin enflasyon hedefi yüzde 5 olduğundan bu hedefe yaklaşmak için biraz daha beklenilmesi makul duruyor. Ayrıca TCMB’nin de sorumluluğu kendi kanununda “Banka, fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek kaydıyla hükumetin büyüme ve istihdam politikalarını destekler.” şeklinde geçtiğinden TCMB’nin önceliği enflasyona vermesi gayet tabii duruyor.

 

[1] Örnek vermek gerekirse, Türkiye’nin merkez bankası olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) üç farklı faiz aracı kullanır:

1. Politika Faizi: TCMB’nin açtığı 1 hafta vadeli repo ihalelerinde oluşan faiz oranıdır. Bankalar ellerindeki değerli kağıtları TCMB’ye teslim edip karşılığında nakit alırlar. 1 hafta sonra kağıtları geri teslim alıp aldıkları borç parayı ve faizini öderler. Burada ödedikleri faize politika faizi denmektedir.

2. Gecelik Faiz – Fonlama Faizi: TCMB’nin gecelik olarak, bankalara ellerinde kalan paraları borç vermeleri veya gereksinim duydukları paraları borç almaları karşılığında verdiği/aldığı faiz oranlarıdır.

3. Geç Likidite Penceresi Faizi: Bankaların akşam 16-17 arasında TCMB’ye borç vermeleri veya borç almaları karşılığında uygulanan faiz oranlarıdır. Mantık olarak gecelik faizle aynı olmakla beraber bankaların borç alma-verme işlemlerini geç saate bırakmalarını önleme amacıyla oranları daha yüksektir.

[author] [author_image timthumb=’on’]http://iktisat.biz/wp-content/uploads/2015/01/bsezgin.jpg[/author_image] [author_info] Burak Sezgin: Boğazici Üniversitesi Endüstri Muhendisliği lisans eğitiminden sonra Boğazici Üniversitesi Ekonomi- Yüksek Lisans’ını tamamlamıştır. Yüksek lisans döneminde araştırma görevlisi olarak Ekonometri dersleri de vermiştir. [/author_info] [/author]

Tane yorum

Yorum yapmak için tıklayınız

  • İki açıdan katkı sağlayabileceğimi düşündüm.

    1- Bu teorik tartışmada bahsettiğiniz enflasyon talebin çektiği (demand-pull) enflasyon. Bir de maliyetin ittiği (cost-push) enflasyon var. Ama nominal faizler nominal maliyetleri ne kadar artırıyor ve artan nominal maliyet ne ölçüde fiyatlara geçiriliyor, bunlar tartışmalı.

    2- Enflasyon-faiz tartışması aslında Taylor tipi aktif politikaların uzun-dönem istikrarı bozucu etkiler yaratma olasılığı açısından da önem arz ediyor. Burada aktif politikadan kasıt, faizi enflasyondaki artışa nazaran 1’e 1’den fazla artıran politika. Martin Uribe ve Jess Benhabib’in de aralarında olduğu iktisatçılar bu tür politikaların uzun dönemde deflasyonist likidite tuzaklarına sürüklenebileceğini gösterdiler teorik olarak. Pratikte en çok Japonya’nın durumu buna benziyordu. Ancak son yıllarda ABD’deki durum bazı iktisatçıları (aralarında bir FED şube başkanı da var sanırım) Uribe ve Benhabib’in çizgisine taşıdı. Uyarılar geliştirildi deflasyonist bir likidite tuzağına düşülmemesi için. Bu tartışmalar da tabii Taylor kuralı ile birlikte Fisher denklemi modeli tamamlıyor. Neo-Fisherite diye de adlandırılan bu görüşe göre “eğer reel faizler uzun dönemde para politikasından etkilenmeyecekse, o halde başarılı bir dezenflasyon programının düşük nominal faizler uygulaması ve bunda ısrar etmesi gerekiyor.” İlginç olan Erdem Başçı’nın geçtiğimiz Haziran’da hükümete yaptığı sunumda bu görüşe üstü kapalı biçimde atıf yapılmıştı.

  • Rica ederim. İlginç bir görüş bu, ama bazı yöntembilimsel problemleri de barınırıyor. Özellikle de, “düşük uzun dönem enflasyon için faizleri düşürün” önermesi.nn1